Browsing Tag

murat torun

e-günlük

Hüss Sünnet Oldu

Haziran’ın yoğun gündemi içine bir de Hüss‘ün sünnet telaşı dahil oldu. Bir dediği iki olmayan bizim ufak delikanlının babasıyla sünnet pazarlığının konusu bir adet scooter’dı ;) 

Hüss’ün sünnetini e-vren günlüğü’nün MisAfiR KaLeM{LeR}inden ve dostlarımdan sevgili Murat gerçekleştirdi. Hüss’ün sünnetini Murat’ın yapmasını iki yıldır kendisiyle konuşuyorduk. Zaten ondan başkasına da güvenemedik. Nihayet sünnet tarihi belirlenince Murat, İzmir’den kalkıp geldi. Hüss, neredeyse 45 dakika süren soluksuz bir operasyonla erkekliğe ilk adımı atarken adeta bize de soluk aldırmadı ;)

evrengunlugu.net, 5. yılında sosyal sorumluluk gereği Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği‘nin kampanya ve projelerini destekleme kararı almıştır. Ziyaretçilerini de TOFD’a destek olmaya davet etmektedir. TOFD’a ulaşın; gönüllü olun; 3430‘a boş bir sms atarak Akülü Tekerlekli Sandalye Kampanyasına 5 TL’lik bağışta bulunun.

e-günlük

MisAfiR KaLeM{LeR}in Dev İsmi

Bugün 1 Haziran 2009 Pazartesi. Pek çok sebeple iple çektiğim birgündü. Yakın bir zamanda kaybettiğimiz Türk edebiyatının dev isimlerinden Fethi Naci‘nin saygıdeğer eşi Lale Hanım, bu gece e-vren günlüğü’nün yeni MisAfiR KaLeMi olacak; Yalnızlıkı ve eşi Fethi Naci’yi ebediyete uğurladıktan sonraki yalnızlığını anlatacak…

Görev yaptğım lisede eğitim-öğretim dönemini şimdiye kadar yapılmamış bir şeyle sonlandıralım istedik. 11A sınıfıyla çok farkı bir şiir dinletisine imza atmak için harıl harıl çalışıyoruz. Öyle ki sevgili Nur, bizim için Ankara’da stüdyoya Devamını Okuyun

e-günlük

Gün Görmeyen Ülkenin Güngören’i Kan Ağlıyor

Aynen böyle diyordu Kanal 1 Ana Haber Bülteninde: “Yıllardır gün görmeyen ülkenin Güngören’i bugün kan ağlıyor!” Bulunduğumuz coğrafi koşulların, sahip olduğumuz zenginliklerin faturasını ağır ödüyoruz milletçe. Böyle geldi, böyle gidiyor. Ne terör bırakıyor yakamızı ne de diğer dünya ülkelerinin entrikaları. Cuma’dan bu yana yaşadıklarımın hangisini bloga taşıyacağımın kararını veremezken, İstanbul’da patlayan 3 bombanın yüreğimizdeki tesirine değinmemek olmazdı. Hakkari’de, Adana’da, Trabzon’da ya da İstanbul’da da patlasa, adeta hepimizin evinde patlıyor o bombalar. Ateş düştüğü yeri yakıyor elbet ama ateş her düştüğünde Türk miletinin canı da acıyor. Bu ülkenin çok sancılı bir dönemden geçtiği kesin. Bütün bu sıkıntıların büyük bir ferahlığa gebe olduğuna dair inancımı kaybetmek istemiyorum.

Cumartesi sabahı İzmir’deyim. Saat 10.30’da İzmir Ekonomi Üniversitesi‘ndeyim. Çok düzenli, pırıl pırıl ve biraz da İngilizce yüklü bir üniversite. Saat 14’te teleferiğin tellerinin gölgesindeki Balçova’dan ayrılıyorum.

Alsancak… Murat‘la İzmir’de ilk defa buluştuğumuz cami… Hemen bu vesileyle Murat’a bir telefon… Ve İzmir kömürde sandviç… Adı öyle olsa da, ben bunu ilk Denizli’de Fatih’in sayesinde keşfetmiş, müptelası olmuştum. Kömürde Sandviç’e bir de kumru derler bizim Aydın’da. Lezzeti hamburgere 10 basar :) {sandüviç ya da sandiviç değil, sandviç}

Sevinç pastanesi… İzmirli olmak, İzmir’de yaşıyor olmak gerekmez Sevinç Pastanesi önünde birini beklemek için. Kainatta bir tek uzaylı dostlarımız kalmıştır sanırım Sevinç Pastanesi önünde biriyle buluşmayan :)

Kadrajda Evren Aydın var… Sonra objektifte, Canon’un önünde arkadasında, sobetin içinde, paylaşımın merkezinde, samimiyetin deklanşöründe de Evren var. Aynı isimdeyiz, aynı model fotoğraf makinesini kullanıyoruz, üstelik bunları aynı dönemde aldık. Benim soyadım İzmir değil ama onunki Aydın. Yani bu kadar ortak yönümüz var :)

Bu arada hayatımda tanıdığım ilk Evren, 2004 yılında İstanbul’da Gençlik Konseyindeki Evren Ergeç‘ti. 4 yıl tekti. Askerde Evren Berkay‘la tanıştım. Benim 24 kısa dönem arkadaşımdan biriydi. İkinci Evren’le de gayet iyi anlaşıyorum. Nolduysa bu askerden sonra oldu zaten. Hayatımda bir Evren patlaması yaşadım. Evren Berkay’ı, bu yazının konusu Evren Aydın takip etti. Hemen ardından da gönüllü koordinatörü dördüncü Evren’le tanıştım Aydın’da :) Nadir bulunan bir isim olduğu için midir nedir, sayısı ve niteliği önemli oluyor adaşların :) İsmimi çok seviyorum, benimle aynı ismi taşıyanları seviyorum, ismimi sevip beni sevenleri de… :)

Bol fotoğraflı, bol sohbetli, Kızlar Ağası Hanı‘nın dalgın kızından Kemalpaşa‘nın şovalyesine kadar bol konulu İzmir’in deniz kokusunun yanında Yasemin Hanım’ın paylaşımları, “akıllandım” diyen arkadaşımın cümleleri ve hemen ardından İbrahim Meriç‘in konuşmaları beni öylesine derinden etkiledi ki… e-vren günlüğü’nün 4. yılı beraberinde ne çok gerçeği ve güzelliği beraberinde getirdi. Haftasonunun unutulmazlığı “dost”ların varlığı sayesindeydi.


Fotoğraf: Evren Aydın Mekan: Kızlarağası Hanı Tarih: 26.07.2008

e-günlük

Öğrenciliğe Veda Etmek

Bugün 11.59 itibariyle 20 yıllık öğrencilik hayatımı sonlandırmış oldum. Ki izin verseler 90 yaşına kadar öğrenci olmak isterdim :) İlişik kesme belgemi gerekli yerlere imzalatıp Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne verirken içimde tuhaf bir duygu vardı. En çok kütüphaneden kaydımı sildirirken ve öğrenci belgemi geri alırlarken üzüldüm. Artık büyük bir dünyanın kapılarını kapatıp, gerçek hayatın kapılarını zorlama vaktiydi. İstesem de geri gelemeyecek yılları, mezuniyet belgesiyle tescilleme vaktiydi.

Sevgili Murat‘la Alsancak Camii bahçesinde birlikteyim az sonra. Benim tabirimle farklı bir frekanstan konuştuğum dostlarımdan biriyle… Ekim 2006’da MisAfiR KaLeM‘im olmadan önce de olduktan sonra da yazmaya devam etti. Çok az konuşup çok şey paylaşanlardandık. Bugün öyle olmadı ama. Görüşmeyeli hayatımızda ve gönlümüzde ne çok şey birikmiş. Beraber bir internet kafe bulup e-vren günlüğü’nü ziyaret bile ettik :) Öyle ya, çoğu insanın hayatında olduğu gibi bizim hayatımızda da bu e-yaşam diyarı önemli bir yere sahipti. Kanlı canlı dost sohbetinin üzerine e-vren günlüğü’nün sanal büyüsünü de eklemek farklı bir duyguydu.

Mirac Kandili’nde Camiiden Çocuk Kovmak” adlı yazımın yorum kısmı savaş alanına döndü neredeyse. Bu ilk defa başıma gelen bir şey. Yorum sahiplerine bu atışmaları için özel bir başlık mı açsam bilemiyorum. e-vren günlüğü’nün kişisel bir blog olduğu göz ardı edilmez ve ziyaretçiler yorumlarıyla birbirlerini daha fazla kırmaz umarım :)

e-günlük, VideoBlog

e-vren günlüğü 3. Yıl Tanıtım VideoBlogu

Uzun süredir yazıyorum… Bahaneyle üretiyorum… Bu vesileyle bambaşka bir alemde yaşıyorum. e-vren günlüğü sınırları içinde ortaya çıkan ama bana pek de benzemeyen ikinci e-vren’le büyük mutluluklar, sevinçler, hüzünler, sıra dışı tecrübeler paylaşıyorum. Bu e-lektronik yaşam serüveninde tanıdığım / tanımadığım pek çok insan beni yalnız bırakmıyor. Kimisi ses veriyor; kimisi yorumlarıyla renk katıyor; kimisi sessiz sedasız bu e-yaşam yolculuğuna ortak oluyor.

Kariyerimin en büyük parçası evrengunlugu.net’te yazmaya ve paylaşmaya devam ederken, uzun vadeli hedeflerimden birinin ilk adımlarını flickr‘da atmaya başladım. Özel yaşamıma tanıklık ettiğiniz gibi “adı bende saklı kariyer projemin ilk tohumlarına da ortak oluyorsunuz. Söyleyemediklerimi yazmaya, anlatamadılarımı paylaşmaya devam edeceğim. Okuyan okumayan ama hayatımda yer alan herkese yürekten teşekkür ediyorum.

e-günlük

SUYUMUZU BOŞA HARCAMA!

Üzerimde dolaşan karabulutlar, içimde kopan fırtınalar halen devam etmekte. Böyle bir ruh haliyle bu yolda yol almak zor oluyor. Akşamüzerleri eskisi gibi 10 bin adımlık yürüyüşlerime başladım. Yürüyorum ve içimde ne var ne yoksa atıp geri geliyorum.

Gerekli gereksiz ne varsa dolabımda ayırdım. Hatıra dosyalarımı yeniden düzenledim. Akademik kariyer hedeflerimden vazgeçtiğimden midir yoksa koyacak yer bulamadığımdan mıdır bilmiyorum, 50’ye yakın kitabımı üniversitenin kütüphanesine bağışladım. Azar azar eşyalarımı küçük kutulara yerleştiriyorum. Yakında herkese büyük bir sürprizim var, ona hazırlık yapıyorum.

Dün gece Murat aradı. KPSS ile İzmir Tepecek Hastahanesi’ne atanmış. Hayata erken atılıp, bir de yuva kuran ve işten işe koşturan azimli bir kardeşimdi Murat. Deniz Feneri‘nin bana en büyük armağanlarından biriydi. Memur olmasına ve hayatının artık düzene girmesine çok sevindim. Karanlıklarda bocaladığım bir esnada gelen telefonuyla dostun iyi’liğiyle iyi olunabildiğini tecrübe ettim.

Öğeleye doğru Harun‘la görüştük. Büyük bir heyecana dakikalar kala, konuşuyoruz. Az sonra nişanlısına kavuşacak. Sonra da beklenen gün için son hazırlıklar… Önümüzdeki pazar nefesler tutulacak ve hep beraber Harun’un düğününü yapacağız :)

Aydın’da Küresel Isınmaya karşı bilinçli hareketler gözüme çarpıyor, aksi durumlar da… Annem klimanın hortumundan akan suyu biriktirip değerlendirmeye başladı. Yengem, çamaşır makinesinden çıkan suyla tuvaletin temizlenebileceği iddiasında. Hazır yemek aldığımızda paketlerinde yiyoruz, tabak çanak kirletip yıkamak için su harcamlayalım diye. Benzin istasyonlarında araba, apartmanlarda da merdiven yıkamak uzun süredir yasak. İhlali durumunda epey yüklü miktarlarda para cezası ödeniyor ki, son derece caydırıcı oluyor. Ama hala daha “dünya umurumda değil” deyip, balkon demirine halısını asıp üzerinden hortum tutanlar da yok değil. Hem de gözümüzün içine baka baka.

Şimdilik küçük kavanozumuzdaki üç balıkla suyumuzu paylaşabiliyoruz. Gün aşırı sularını değiştirebiliyoruz. Yıllar sonra belki de böyle bir lüksümüz olmayacak. Çiçek yetiştirme zevkimizden fedakarlık edeceğiz. Şu an 5 kuruşa alıp, bitirmeden yere döktüğümüz küçük suları on defa düşünerek almak zorunda kalacağız. Suyu ulu orta harcayanların göz ardı ettiği bir durum var: Hepimiz aynı kaynaktan tüketiyoruz. Aynı kuyudan, aynı barajdan harcıyoruz. O kaynakta senin de, benim de, bizden sonraki nesillerin de hakkı olduğunu unutuyoruz.

MisAfiR KaLeM{LeR}

EVET {eşittir} HAYIR {mıdır} ?

“Birine evet dediğimiz anda bütün dünyaya da hayır mı diyoruz acaba?”

{Ekim ’06 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

Ruh Eşim’e…

Kızgın bir yaz güneşinin kavurduğu kumsal karşılaştırır “EVET”le bizleri kimi zaman, kimi zaman bir asansör loşluğunda karşına çıkar hayatın gerçek renkleri tüm çıplaklığıyla. Soluğun kesilir sanırsın (sıcaktan yada korkudan); kesilir de nitekim. Uyku hiç tanımadığın yabancı olur yatağında, yorgan düşmanın. “Yüreğime düştüğün an koptu fırtınalar, anladım okyanuslarımın rüzgarı sensin”lerle başlayan yazılar doldurur elinin değdiği her kağıdı ve her kağıt asılır gözünün değdiği her bir kareye.

Geçiyor diye yas tuttuğumuz Devamını Okuyun