Browsing Tag

lale kalpakçıoğlu

e-günlük, Röportaj / Söyleşi

Kalpakçıoğlu: Fethi Naci, Dev gibi Bir Adamdı!

Türk edebiyatının Nurullah Ataç’tan sonraki en usta eleştirmeni Fethi Naci’nin aramızdan ayrılışının 6. yılında eşi Lale Kalpakçıoğlu, edebiyat dünyasının çekindiği, korktuğu kalemini, Naci’sini anlattı.

Lale Kalpakçıoğlu

Lale Kalpakçıoğlu; Cihangir’deki evi

“Hakîkaten çok zor. Bizimki çok farklı bir evlilikti, inan çok farklı bir evlilikti. Herkes de bunu söylüyor, ‘siz başkaydınız’. Kolum gidiyor gibi bacağım gidiyor gibi. Çok tuhaf bir şey ve sanki dünmüş gibi. 6 yıl bitiyor. 6 yıl düşününce ‘Aa ne 6 yılı!”

Eşi Fethi Naci’nin ardından onsuz geçen altı yılı bu sözlerle özetliyor, Lale Kalpakçıoğlu. O, Moda’da doğup büyüyen genç bir stajyer avukatken hem oğlu hem de dostu gibi sevip sahipleneceği Fethi Naci’nin Lâle’si olur; Aynı zamanda da Fethi Naci’nin önderliğinde toplanan ‘Cuma masası’ sohbetlerine katılabilen tek kadın olacaktır. Devamını Okuyun

e-günlük

Dokunduğumuz Hayatlar Doyamadığımız Yaşamlar

Metrobüslere gün içinde binince istanbul’u bir uçtan bir uca oturarak gitmek, kitabı da keyifle okumak mümkün oluyormuş. Benim suçum sürekli şikayet ettiğim metrobüsü sadece mesai saatleri içerisinde en yoğun olduğu zaman kullanmammış. Yoksa hepsi iyi çocuklar, sakin yolcularmış.

Sabah epey yağmur yağmış İstanbul’a. İstiklal Caddesi’ni ilk defa bu kadar rahat ve güzel görüyorum. Hafif ıslanmış cadde, hem tenha hem de huzurluydu. İstiklal’de yürümekten hiç bu kadar keyif almamıştım.

Çarşamba günü kendisiyle röportaj gerçekleştidiğim Lale Hanım’ın fotoğrafları içime sinmemişti. Röportaj sırasında söylemeyi unuttuğu bir detayı paylaşmak için Cuma akşamı aradığında gelip fotoğraflarını yeniden çekmek istediğimi söyledim; beni kırmadı. Telefonda tarifle evini bulamam diye beni röportajı yaptığımız kafede karşıladı. Hızlı adımlarla küçük dünyasına doğru yol alırken ona yetişemediğimi fark ettim. ‘Lale Hanım ne kadar dinçsiniz, size yetişemiyorum’ dedim; ‘E siz gençler şimdi böylesiniz’ dedi. “O kadar genç değilim oysa” dedim. Kaç doğumlu olduğumu sordu, “81’liyim” dedim. “Doğru o kadar da genç değilmişsin ama bizimle kıyaslayınca baya bir küçüksün’ dedi.

Lale Hanım'ın hediyeleri

Lale Hanım’ın hediyeleri

Kapıda bizi Fethi Naci’yle 2 yıl boyunca aşk yaşayan sekiz yaşındaki kedisi karşıladı. Önüme yüzlerce fotoğraf ve onlarca kitap koydu Lale Hanım. Kitapların hepsinde Fethi Naci’nin kendi el yazısıyla Lale’sine notlar düşülmüştü. Kitap kapaklarındaki o notların, Naci’nin kedisinin ve Lale Hanım’ın fotoğraflarını çektim. Düzenlenmeyi bekleyen yüzlerce fotoğraf sayesinde Naci’nin hatıraları arasında gezinirken çok beğendiğim bir iki fotoğrafının görüntüsünü de aldım. Bunların arasında son çekildiği vesikalık fotoğrafı da bulunuyor. Birkaç ilave sorunun daha cevabını aldıktan sonra Lale Hanım’ın hediye ettiği iki kitap, Naci’nin Yaşar Kemal’le aynı masada olduğu bir fotoğraf ve yine Naci’nin özenle sakladığı siyah beyaz bir dergi fotoğrafıyla yanından ayrıldım.

Cihangir  - İstanbul

Cihangir’in girişimci ruhlu küçük hanımefendileri

Çiseleyen yağmurun altında az önce ayrıldığım evde gezindiğim bambaşka bir dünyanın üzerine düşünürken birkaç metre ilerideki bu küçük hanımefendilerle karşılaştım. “Elinizdeki karpuzlarla sizi çekebilir miyim” diye izin istedim. Sonra Zerrin ve Duygu ile kısa bir sohbete daldık. Selanik balkonlu eski bir evin kapısı önünde kendi yaptıkları kolye ve bilekleri satıyorlardı. Teyzelerinin eviymiş. “Peki çok müşteriniz oluyor mu?” dedim, “günde 10 lira kazanıyoruz” dediler. Öyle ki sattıkları tüm ürünlerde 1’er lira indirim bile yapmışlardı. Bana almak isteyip istemeyeceğimi sorduklarında çoktan bir tane bileklik seçmiştim. ‘Kız arkadaşım yok ama anneme hediye ederim’ dedim.

İstiklal Caddesi'nin İrnalı müzisyeni

İstiklal Caddesi’nin İrnalı müzisyeni

Cezayir sokağından geçip İstiklal’e çıktım yine. Sonra fotoğraftaki İranlı müzisyenle karşılaştım. Birkaç dakika videosunu çektikten sonra yanına gidip ses kaydı almak istediğimi söyledim. En baştan çalmaya başladı. Böylece kafamdaki ‘Yavaşla İstanbul’ videosunun müziği de 1,5 yıldır İstiklal’de çalan bu arkadaş sayesinde ortaya çıktı. Benim yarım yamalak onunsa harika ingilizcesiyle ayak üstü sohbet ettik, Beyoğlu’nda arada iki yerde çaldığını anlattı. Ona e-vren günlüğü kartını verip oradan uzaklaşırken sanatını kaldığı yerden icra etmeye başladı. (İstiklal’den gelir geçerken bu genç arkadaşı mutlaka görürsünüz, selamımı iletin.)

Her sabah yeni bir hayata uyanıyoruz. Her sabah yeni bir İstanbul’a uyanıyoruz. Hayat, son nefes’e doğru hızla tüketirken zamanı, çok şeyi kaçırıyoruz dijital ekranlar karşısında. İstanbul’u televizyondan seyrediyoruz; hüzün dolu hayatları gazetelerden okuyor; aç kalmanın ne demek olduğunu sadece yarışma programından ibaret sanıyoruz. Ölenler gerçekten ölüyor; yaşam bir bilgisayar oyunu değil. Dokunabildiğimiz kadar çok hayata dokunmalı, Sait Faik’in kaleminden de hikayeler okumalıyız elbette ama çevremizdeki insanlardan da kendi hikayelerini de dinleyebilmeliyiz. Bizimle kalacak olan ürettiğimiz, dokunduğumuz, hissettiğimiz ve gerçekliğine ‘iman’ ettiğimiz şeyler.

Evren’i + Sosyal Ağlarda Takip Et

e-günlük, e-vreniyyat

Gelinciklerle Karşılanan Baba: Fethi Naci

Fethi Naci - evrengunlugu.net

Elif Şafak, vefatından tam bir ay sonra (30 Ağustos 2008) Türk edebiyatının Nurullah Ataç’tan sonraki en büyük eleştirmeni Fethi Naci’nin ardından şu satırları kaleme alacaktır:

“Muhakkak ki uzun senelerini edebiyata adamış, bu alanda haklı bir ün yapmış Fethi Naci’nin yokluğu önemli bir boşluk yaratacaktır.”

Ancak Naci,  “Edebiyat okurlarının bellekleri pek güçlü değildir. Ve unutmaya hazırdırlar.” diye düşünmektedir. Oysa 2008 yılından bu yana onun yeri hâlâ doldurulamamış, Fethi Naci ismi edebiyat dünyasında unutulmamıştır.

Maddi sıkıntılara rağmen çocuğunu okutmaya çalışan bir babanın oğludur o. Kendisini üniversiteye gönderebilmek için çamaşır teknesini satan babası Fethi Aga’nın adını yıllar sonra kendi isminin başına ekleyecektir Naci Kalpakçıoğlu. Lise sıralarındayken edebiyatla her zaman içli dışlı olan, yazıp çizen Naci, öylesine ince fikirli bir delikanlıdır ki vefat eden matematik öğretmeninin ardından yazdığı yazıya “Hocamız öldüğü için bayraklar yarıya indirilmedi ama…” cümlesiyle başlar; edebiyat öğretmeni o cümleyi çok sever. Çok düşkün olduğu babaannesinin ölümünün ardından kaleme aldığı yazısı da kariyerinde bir gazetede yayımlanan ilk yazısı olacaktır. Takvimler 1960 senesini gösterdiğinde ise Giresun’un yoksul Naci Kalpakçıoğlu’su, Fethi Naci olarak Türk edebiyatının en beğenilen eleştirmeni seçilecektir.

Lise son sınıfta ailesinin ona gönderebildiği aylık 10 lirayla geçinmek zorunda kaldığında yaşadığı sıkıntıları unutmaz; para kazanmaya başladıktan sonra yemek yediği her lokantada 10 lira bahşiş bırakır. Montaigne’nin Denemeler’ini okurken kendi çalışma odasından bahsettiği satırları imrenerek okuduğundan bahseder; hayalini kurduğu bir çalışma odası ve çalışma masasına kavuştuğunda ise yaşı 35’tir. Edebiyatın usta kalemi, yazılarını bundan böyle yemek masası üzerinde yazmayacaktır. Bunu da anılarında çocuksu bir heyecanla kaleme alır.

Çiçeklerden en çok gelincikleri sever, her mayıs ayında Çamlıca Tepesine çıkar yüzlerce gelinciği görmek için. Ege yollarında gelincik tarlalarından geçerken yanındakilere büyük bir heyecanla en sevdiği çiçekleri gösterir. Aynı zamanda gelincikler ona, kaybettiği kızı Deniz’i de anımsatır. Evlat acısını çok derin yaşayan bir babadır o. Gelinciklerin kendisine artık heyecan vermediğini ve kızının ardından yaşadığı özlemle dolu büyük acıyı anılarında şu cümlelerle anlatır:

“… gelincikler açıyor, “Fakat içimde şarkı bitti”… Özlem gitgide daha dayanılmaz oluyor: “Sakın üzülme, burada çok var, senin için epey topladım, akşama getiririm baba…”

“Sonra, 24 Aralık 1976’da her şey bitti. Şimdi artık bir ben var bende benden içeri: Deniz, güzelim benim, yalnızım, üzerinde güller açan kızım… Acıyı yaşadım ben ve yalnızlığı, sevgisizliği. Bir, ölüm kaldı, o da umurumda değil: Ölüm yaşanmıyor ki…”

Naci’nin kızına duyduğu hasret 32 yıl sonra sona erecektir. 23 Temmuz 2008 tarihinde vefat ettiğinde anılarında da yazdığı gibi kızının kendisi için topladığı gelinciklerle babası Naci’yi karşılamış olduğunu ümit ediyorum.

Evren’i + Sosyal Ağlarda Takip Et

e-vreniyyat

Oğul

Bugün:

Paylaşmak, kâğıt üstünde de olsa dijital ortamda da olsa paylaşmak’tır. Bir yazıyla, bir müzikle veya bir fotoğrafla da olsa paylaşmanın mecrasının önemli olmadığının bir göstergesidir: Oğul 

3 Yıl Önce:

En zayıf ruh hâlimle en tökezlediğim günleri yaşıyorum. Gücümü en kaybettiğim anda sanal alemin bu akıl almaz paylaşımcılığı, beni kendime getirecek yeni bir dijital mesajla üzerine düşen görevi yapıyor: Daha önce hiç görmediği bir yürek kendisine “Oğul” diye seslenerek bir mesaj yazıyor. Oysa “oğul” diye seslenen de seslendiği kişinin daha önce sesini bile duymuyor.

(…) iç sesimi sanal alemde paylaşıyorum herkesle. Edebiyat okumasaydım, yine yazar mıydım bunca şeyi. Sanırım evet. Köyden dışarı çıkmamış ve kanserin pençesinde can vermiş amcamın saklı günlüğünü okuduğumda da rahmetli babamın yıllar sonra keşfedilen duvardaki fotoğrafının arkasındaki şiiri okuduğumda da “yazmanın” bir eğitimden çok genlerden gelen bir kabiliyet olduğunu anlamıştım.

Yazma işine nereden de girdiysem… Asıl mesele 4 yıldır internetteki bu “e-vren günlüğü” sayesinde beni göz yaşlarına boğan insanlarla tanışmış olmam. Siz, o insanların sonuncusu oldunuz. Ben bir Türkolog diplomasına sahip edebiyat mezunu, yıllardır Fethi Naci ismi diline pelesenk olmuş bir yeni yetmeyken, o büyülü ismin eşi bana gün gelecek “oğul” diye seslenecek.

(…) Biliyorum, yalnız değilsiniz… İstersek yakınınızdayız çünkü.

e-vren günlüğü yazarına dipnot: Bu yazının arşiv kodu evrengunlugu.net’in 6 yıllık arşiviyle aynı kodu taşımaktadır “30082008” Yazının orijinalinde bulunmasına rağmen bazı cümleler çıkartılmış, noktalama işareti hataları düzeltilmiş olabilir. Anlatım bozukluğu olan cümlelere dokunulmamıştır.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

MisAfiR KaLeM{LeR}

YALNIZLIK ÜZERİNE

{Haziran ’09 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

Yalnızlık nedir? İyi midir, kötü mü? Bu konuda çok şeyler yazıldı, çizildi. Ama, yalnızlığı “yaşamak” nasıl bir şey? “İnsanda” nasıl bir duygu yaratıyor? İnsanı tırnak içine aldım, çünkü insan, sosyal bir varlık. Ancak, birlikte yaşayarak, paylaşarak var olabiliyor.

Yalnızlığın insanlar üzerinde yarattığı duygu, çok farklı. Örneğin; Schiller, “Asıl yalnızken, yalnız değilim.” derken; Goethe, “Yalnızlık en büyük servettir.” derken; Epictetos, “Geceleyin kapılar kapanıp da, ışıklar söndüğünde, odamda yalnızım deme, yine yalnız değilsin.” derken; Sühreverdi, “Yalnızlık fena arkadaştan hayırlıdır.” derken, farklı felsefi nedenlerle de olsa, yalnızlığın iyi bir şey olduğu kanısındalar. Bir anlamda yalnızlıktan mutluluk duyuyorlar.

Buna karşılık Çehov, “Kendini yalnız hisseden insan için her yer çöldür.” sözleriyle benim duygularıma tercüman olmaktadır. Evet, yalnız insan için, her yer, çöldür; eğer yalnızlığı seçmediysen; eğer zorunlu olarak yalnız bırakılmadıysan…

Uzun zamandır içimde bir türlü hafiflemeyen bir acı var! Hiçbir yerde duramıyorum, özellikle evimde. Yalnızlık üzerine okurken şunu fark ettim: Hafiflemeyen acımın ilk nedeni özlemse, ikinci nedeni, istenmeyen, zorunlu yalnızlık. Bir başka söylemle; paylaşmak istediğinle, artık hiçbir zaman, sonsuza kadar paylaşamayacağın olgusu, gerçeği.

Bir tanım da benden: Kapının zilini çaldığında, açacak (açmasını istediğin) kişinin olmaması, anahtarla açıp girmektir yalnızlık.

—-

e-vren günlüğü’nün Haziran ’09 MisAfiR KaLeMi olan Lale Kalpakçıoğlu‘nu ağırlamaktan onur duydum. Türk edebiyatının en önemli eleştirmeni, dev ismi sayın Fethi Naci‘nin eşi Lale Hanım; yazısını kendi fotoğrafıyla yayınlama isteğime Naci’min gülen fotoğrafı bana yeter yanıtı üzerine ilk kez bir MisAfiR KaLeM yazısını şahsına ait olmayan ama aşkına ait bir fotoğrafla yayınlıyorum. Beni kırmayıp bu yazıyı yazma zahmet ve nezaketinde bulunan sayın Lale Hanım’a teşekkür ediyor; bu vesileyle rahmetli Fethi Naci’yi bir kere daha rahmetle anıyorum.

e-günlük

MisAfiR KaLeM{LeR}in Dev İsmi

Bugün 1 Haziran 2009 Pazartesi. Pek çok sebeple iple çektiğim birgündü. Yakın bir zamanda kaybettiğimiz Türk edebiyatının dev isimlerinden Fethi Naci‘nin saygıdeğer eşi Lale Hanım, bu gece e-vren günlüğü’nün yeni MisAfiR KaLeMi olacak; Yalnızlıkı ve eşi Fethi Naci’yi ebediyete uğurladıktan sonraki yalnızlığını anlatacak…

Görev yaptğım lisede eğitim-öğretim dönemini şimdiye kadar yapılmamış bir şeyle sonlandıralım istedik. 11A sınıfıyla çok farkı bir şiir dinletisine imza atmak için harıl harıl çalışıyoruz. Öyle ki sevgili Nur, bizim için Ankara’da stüdyoya Devamını Okuyun

e-günlük

Erteliyorum Her Şey ve Herkesi

İlhan Berk‘in ölüm haberini alır almaz yazmalıydım bir şeyler. Özdemir Asaf‘ı keşfedene kadar en sevdiğim şairdi. Yüksek lisansta onunla ilgili bir projem bile vardı. Yaşayan en büyük şairi Bodrum’daki evinde bulmak zor değildi. Biraz cesaretsizlik etmiştim. Oysa Tarık, bütün bağlantıları sağlayabileceği konusunda beni yüreklendirmeye çalışmıştı. Fethi Naci‘den sonra bu kadar kısa sürede edebiyatta koca bir delik daha…

Öyle tuhaf bir ruh halindeyim ki… Birkaç iyi dostla sohbetin dışında en sıkıntılı dönemlerimden birini yaşıyorum oysa. Kendimi Şahnalı Köyü’ne attım. Yıllar sonra binlerce yıldızın altında uykuya daldım.

Ne çok şey yazdım, sildim, tekrar yazdım. 3-4 gündür önemli olaylar yaşadım ama keyifsizliğim yüzünden kaleme almadım, yayınlayamadım.

Dün gece bir dost’la sohbet ettim, dertleştim. Sabah bloguna girince msn yazışmalarının bir kısmını deşifre ettiğini gördüm. Şaşırdım… e-vren günlüğü, artık farklı bir boyut kazandı, bunu bu kez çok iyi anladım. Yazamadıklarım, başka internet günlüklerinde yer alıyorsa artık benim bir türlü sırrını çözemediğim bu sahiplenme duygusu hepten karmaşık bir duruma dönüşmüş demektir. Bahsi geçen dost’a kızmadım, yanlış anlaşılmasın. Fethi Naci’nin saygıdeğer eşi Lale Hanım‘ın dünkü ikinci yorumunu da okuyunca kafamı toparlamam zor olmuştu. Bu e-yaşam yolculuğunun sonu nereye varacak merak eder oldum.

Bu akşam, o hep ertelediğim, ihmal ettiğim Huzur’a çıkma vakti. Yatsı ezanıyla beraber hasretle yolunu gözlediğim Ramazan, yeryüzünü kuşatmış olacak. 30 gün boyunca ruhsal yönden kendimi güvende hissedeceğim. Bu Ramazan, her teravih namazını farklı bir camide kılmayı arzuluyorum. Ama bir de şu bir türlü neticelenmeyen iş görüşmeleri kesinliğe kavuşsaydı da düzenimi kurmuş vaziyette 11 Ayın Sultanı‘nı karşılamış olsaydım… Anlaşılan bu Ramazan da Aydın’dayım. Hayırlı Ramazanlar :)