koçarlı « …bir e-lektronik yaşam projesi

Dün, 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı resmi törenini Dalama meydanında gerçekleştirdik, öğrencilerimin Gençlik Bayramı’nı kutladım ve bir sonuca daha vardım: Bu tür organizasyonlarda en stresli gün resmi tören günü olsa da en yorucu kısım haftalarca süren hazırlık çalışmaları, provalarmış. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor ;) Gençlik Bayramımızla igili bir iki fotoğrafı elime geçtiklerinde e-vren günlüğü’ne not düşeceğim.

Bayramın yorgunluğu ve ruhumdaki farklı tesiri günün geri kalanında başka bir şeyle meşgul olmamı gerektiriyordu ;) Yine Ümran babanın daveti ve ulaşım sponsorluğunda Koçarlı sokaklarında ve Koçarlı’nın dağ köylerindeydim.

ilk kez 12 Ekim 2008 tarihinde gidip gördüğüm {şurada} Koçarlı’ya ve köylerine duyduğum {Devamını oku}


ağusto'09 fotoğraf hikayeleri

]fh[ fotoğrafhikayeleri {Ağustos ‘09}

Eski, virane ya da terk edilmiş evleri görünce durur bir hayale bırakırım kendimi. Bir zamanlarını canlandırmaya çalışırım esi zamandaki yeni evlerin. Orada kimler yaşardı, neler konuşulurdu diye düşünürüm. Dikkatimi en çok pencereler çeker. Onun önünde hangi zaman kim oturdu; neler geçti o pencerenin önünde merak ederim…

O yüzden severim Ortaklar, Söke, Germencik ve Koçarlı’nın hüzünlü ve yetim evlerini. Birgün bizim de yapayalnız kalacağımızı anlatırlar bana. Arada bir de olsa görüştüğümüz, eğlendiğimiz, dertleştiğimiz çocukluk arkadaşlarımızın ismi zor hatırlanır hale gelir. Sınıf arkadaşları yerini daha yenilerine bırakır ve gün gelir onlar da silikleşir. Asker arkadaşı, kurs arkadaşı derken hayatın karmaşasında vefat edenler listesinde yerini almaya başlar her biri. Kiminin acı haberi gelir, kimi biz duymadan göçüp gider.

Anneannem ve dedemin bugünlerini inşa’ ettikleri sarı boyalı tek katlı evleri canlanır gözümde. Üstü asma dolu, önü erik ağaçlı, etrafı tuğla ve pirketlerle çevrili o bir zamanların neşeli evi… Ben kendimi bildiğimde, o evde kiracılar oturuyordu, anneannemler bizimle aynı binadaydı. Sonra, sarı boyalı evin erik ağacı devrildi yere boylu boyuna; ardından kendisi yerini dev bir apartmana bıraktı. Herkes ve her şey yer değiştirdi onunla. O sarı badanalı evin penceresinden bakanlar hala çocukluğumun hafızasında; rahmetli anneannemin de birinci kattaki mutfak penceresinin tülünden sızan yeşil gözleri…

Şimdi nerede o evdeki “canlı hayatlar”, soluk alıp verenler. Haydi topla toplayabilirsen o eve bir zamanlar nefesleriyle hayat verenleri. Kimi insanlar göçüp gidiyor öteki tarafa, evleri mahzun kalıyor. Kiminin evleri yıkılıyor, evsiz kalıyor.

——–

Fotoğrafın Hikayesi: Dört aydır yazmamıştım fotoğrafhikayeleri. Gecenin bir vakti, çektiğim bütün fotoğrfalara öylesine göz atarken bu fotoğrafa birkaç saniye daha fazla baktım. 2008′in Ekim ayından Koçarlı’nın Cincin köyüne gttiğimde çekmiş; {şurada} da yayınlamıştım. Kendimi bildim bileli terkedilmiş, eski evlerin geçmişteki hikayelerini hep merak eder dururum.

evrengunlugu.net, 5. yılında sosyal sorumluluk gereği Türkiye Omurilik Felçlileri Derneğinin kampanya ve projelerini destekleme kararı almıştır. Ziyaretçilerini de TOFD’a destek olmaya davet etmektedir. TOFD’a ulaşın; gönüllü olun; 3430‘a boş bir sms atarak “Akülü Tekerlekli Sandalye Kampanyası”na 5 TL’lik bağışta bulunun.


2008′in ilk 6 ayında asker ocağında oluşuma sık sık TTNET kesintileri ve aniden öğretmen olmanın getirdiği yoğun çalışma temposu eklenince e-vren günlüğü, geçmiş yıllara göre durgun bir yıl geçirdi. Ancak, askerlik sonrası hayalimdeki fotoğraf makinesi Canon 450 D’ye sahip olmamla beraber en renkli e-vren günlükleri de ortaya çıkmaya başladı.

2008 yılında 44 kişisel fotoğrafla desteklenen 146 e-günlüğün yayınlandığı ve 7 MisAfiR KaLeM’in renklendirdiği e-vren günlüğü toplam 93.100 kişi tarafından 146.840 defa ziyaret edildi.

Mayıs 2008‘de suskunluğuna son veren e-lektronik yaşam serüvenimde yer alan ve notu tutulamayan pek çok gelişmeyi daha önce yazılarda kullanılmamış sembol fotoğraflarla e-vren yıllığı 2008‘de sıralamaya çalıştım.

e-yaşam serüvenini yakından takip edip de acaba arada ne kaçırdım diyenleri ve belki benim adım da geçmiştirdiye merak edenleri şöyle ağırlayalım: {Devamını oku}


kalkmalıyım, saat kaç oldu acaba? her sabah bu müge anlı’nın sesiyle uyanmak zorunda mıyım. ne kadar dobra bir kadın, biraz da sert. kocasına karşı da böyle midir acaba. aaa ben onu rüyamda gördüm şimdi hatırladım, ama eşref saati dizisinin başrolündeki kız olarak gördüm. yani ses müge anlı, görüntü o dizideki kız. tekrar askere gitmişim, 45 gün daha askerlik {Devamını oku}


e-vren’in Objektifinden, Fırat Kumral modelliğinde 3 farklı konuda hazırladığım 10 Ekim 2008 tarihli çalışmayı nihayet evrengunlugu/flickr‘da paylaştım. “Fırat Kumral“, zaten modelin akıllı uslu ve estetik karelerinden oluşuyor :) “Detay” ise belli bir yerini kullanmak istediğim, kareye almayı düşünmediğim yerleri ayrı bir çalışmayla öne çıkardığım karelerden oluşuyor. Model, o pozu verirken aslında nasıl duruyormuş ya da odağa alınmayan ama çok da güzel olan diğer detaylar nelermiş onları göstermek istedim. Ve “Kamera Arkası” :) Ben nedense ciddi yüz ifadeli fotoğrafları seviyorum ama fotoğrafta eğlence de sempatiklik de olmalı. Resim öğretmeni sevgili Fırat, gayet güzel gülen bir arkadaş lakin öncesinde ciddi çalışılmış bir fotoğraf çekimi havası vermek; çekimlerde gülmekten kırıldığı pozları da sona ekleyerek biz aslında böyle eğlendik mesajı vermek istedim :)

e-vren’in Objektifi, Koçarlı’nın Dağ Köylerinde!

Yine dün yazmıştım, Ümran kardeşimin sayesinde Koçarlı‘nın dağ köylerine doğru 3,5 saatlik bir yolculuk yaptım. Doğup büyüdüğüm Aydın’ın ilk defa gördüğüm bu köylerinin güzelliği, doğallığı karşısında mest oldum. Cincin, Çulhalar, Satılar, Çallı, Mersinbelen, Gaffarlar ve son durak Çeşme Köyü.

Mersinbelen, civar köylerin merkezi haline gelmiş. Büyük bir ilköğretim okulu var. Hemen karşısındaki bakkal teyzeye okuldaki öğretmenlerin köyde kalıp kalmadıklarını soruyorum; Aydın’dan ya da Koçarlı’dan gelip gittikleri cevabını alıyorum. Şimdi yine bana kızacaklar ama genellikle bu köy ebeleri, öğretmenleri neden bu kadar kasaba, şehir meraklısıdır anlamıyorum. Öğretmen görev yaptığı yerde yaşamaz, oranın insanıyla bütünleşmez de dersten sonra soluğu şehir merkezinde alırsa bu ne kadar doğrudur? Başka yerleri bilmem ama bizim köylerimiz bolluk bereket yerlerdir, köylülerimiz sıcak, sahip çıkan insanlardır.

Çallı Köyü‘nün muhtarı elimdeki fotoğraf makinesini görünce hemen yanıma geldi. Böyle nasıl diyeyim, çok karizmatik, bir köy filmi çekilse muhtar rolüne çok yakışacak bir tarzı var.2 dönemdir muhtarım diyor. Peki ya önümüzdeki seçimlerde tekrar aday olur musun?soruma da gülerek cevap veriyor: Bütün köy evlerini badanalattım diye de ekliyor. Gerçekten çok değişik bir havası var köyün. Beyaz badana sayesinde mi yoksa evlerin yapısından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama turistik şirin bir köy, sanki Bodrumvari bir yer havasındaydı Çallı köyü.

Artık en tepede Çeşme Köyü‘ndeyiz. Köy kahvesinde oturanlar hemen çay ikram ediyorlar bize. Yaşlı bir amca, başlıyor Çeşme Köyü’nün tarihinden bahsetmeye. Ama öncesinde taşımalı eğitimi istemekle iyi mi ettik kötü mü bilmiyoruz diyor genç bir baba. Aslında yeterli sayıdaymış öğrenci ama daha iyi eğitim alsınlar diye Mersinbelen’e gönderiyorlarmış çocuklarını. Hani, isteseler Çeşme Köyü’nün okuluna öğretmen de eğitim hizmeti de gönderilirmiş. Her yıl Milli Eğitimden gelip, durumu soruşturuyorlarmış zaten. Köyünüzdeki camiyi de sağlık ocağını da kapatıp, sürekli komşu köye gitseniz nasıl olur? diyorum. Okulsuz bir köy… Bu hep böyle gider… Haklısın diyor o genç baba. Mevcut okulun durumu biraz kötüymüş ama elbet el atılıp eğitim-öğretime hazırlanır. 

Çeşme Köyü o kadar güzelki, buraya hiç televizyon programı geldi mi? diye sormadan edemiyorum. Hiç gelmemiş. Ama bizi bizden daha iyi keşfetme konusunda meraklı yabancılar, geçen yıllarda Çeşme Köyü’ndeymiş. Bir grup Alman akademisyen ve üniversite öğrencisi Çeşme Köyü’ndeki 1300 yıllık mezarları incelemeye gelmişler. Çeşme’nin tarihini, etrafındaki tarihi 3 kalenin özelliklerini anlatan yaşlı amca bizzat kendisi gezdirmiş gelen yabancı araştırmacıları. Bu arada o kaleleri öyle bir anlattılarki gidip görmek farz oldu. Zaten tekrar bu yolları arşınlamak, çok daha fazla bilgi toplamak ve fotoğraf çekmek istedim. Ben, bizim Ege’nin insanına hayranımdır, hepten hayran oldum.

Objektifimden yansıyan Koçarlı’nın dağ köylerinden 22 kareyi evrengunlugu/flickr‘da paylaştım.


Gelenek bozulmadı, Başak Ölmez de kendine ait tarzıyla diğer 28 MisAfiR KaLeM gibi e-vren dünyasındaki yerini aldı. İlk defa denenilen bir türle hem hikayesinin isim babalığını bana hem de sonunu okuyuculara bırakarak e-vren günlüğü’ne yakışır sıra dışalığa katkıda bulunmuş oldu. Sevgili Başak’a teklifimi kabul ettiği ve bu e-yaşam yolculuğunun ayrılmaz bir parçası olduğu için teşekkür ediyorum. Şimdi Kasım’daki 30. MisAfiR KaLeM için geri sayım başladı.

e-vren günlüğü’nü yeni MisAfiR KaLeM’e emanet etmişken, Cuma günü Aydın sokaklarındaydım ve Ali Rıza Efe‘den sonraki ikinci model çalışmasını yaptım. Fırat Kumral‘la yaptığımız çekimleri 3 farklı açıdan sunmaya karar verdim. İlk defa denediğim bu tarzı sonraki çalışmalarda da devam ettirmeyi düşünüyorum çünkü bu yeni fikir çok hoşuma gitti. Sevgili Fırat’a modelliği ve fotoğraf çekimlerindeki yoldaşlığı için teşekkür ediyorum. “Fırat Kumral”, “Detay” ve “Kamera Arkası” başlıklı 10 Ekim tarihli çalışmaları 13 Ekim Pazartesi günü evrengunlugu/flickr‘da paylaşacağım.

Fotoğraf dolu bir haftasonu geçirmek istediğimi facebook‘tan belirtmiştim. Mehmet Ali BİRAND‘ın yerine ana haber bültenini sunmak istiyorum deseymişim, o da gerçek olacakmış sanırım. Pazar sabahı 07.30′da Koçarlı yollarındayım. Sevgili Ümran‘ın ulaşım sponsorluğunda Koçarlı’nın dağ köylerine doğru yol alıyoruz. Sonbaharı yaşayan Türkiye’nin aksine buralarda adeta ilkbaharın izleri görülüyor. Her yer yemyeşil, mis gibi hava. Cincin Köyü‘nden başlayan fotoğraf çekimleri Çeşme Köyü ile sona eriyor. Ümran’ın söylediğine göre 70 km yol yapmışız. 08.30′dan 12′ye kadar süren 7 köy merkezinden kısa notlar ve üzerinde çalıştığım birkaç kareyi önümüzdeki günlerde evrengunlugu/flickr‘da paylaşacağım.

Bu kadar fotoğrafla iç içe günlerin ortasında televizyonu açtığımda fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut‘u canlı canlı seyredeceğimi hiç hesaba katmamıştım. Okan Bayülgen‘in zeka ürünü yeni programı Disko Kralı‘nın prova bölümündeki konuklardan biri de Mehmet Turgut’tu. Kendisini birkaç ay önce internette dolanırken keşfetmiş, çektiği fotoğraflar karşısında hayran kalmıştım. Halbuki Deniz Akaya, Teoman vs gibi ünlü isimlerle çalışıyor olmasına rağmen bunların hiçbirinden haberim yoktu : ) Eylül solarına doğru Hürriyet Cumartesi ekinde kendisiyle yapılan röportajı görünce çok şaşırmış, Mehmet Turgut’un ne kadar ünlü bir fotoğrafçı olduğunu o zaman anlamıştım {Rezilim, çok rezilim} Sadece fotoğraflarından tanıdığım bu sanatçıyı televizyonda canlı olarak ilk kez seyretmenin de heyecanı başkaydı. İki mesajıma hemen cevap verme nezaketini gösteren Mehmet Turgut’un ne kadar alçakgönüllü bir sanatçı olduğunu ekranda kaldığı süre boyunca görmek mümkündü.

Başak’ın heyecan veren MisAfiR KaLeM yazısı, Safiye Sultan’la uzun bir aradan sonraki pazar maceramız, Fırat’ın objektife çok yakışan modelliği, asker arkadaşlarım Yasin ve Haluk’un uzun telefon sohbeti ve Ümran’ın yoldaşlığıyla Koçarlı Köylerindeki fotoğraf avı ile hareketli bir hafta sonu “adı üstünde” harika bir şekilde son buldu.