Browsing Tag

kızlarağası hanı

e-vreniyyat

Çapkınlık Ruhumda Var

Çapkınlık ruhumda var… Yıllardır Aydın’ı İzmir’le aldatırken ben; şimdi İzmir’in Kızlarağası’nı bir Fransızın tarihi asansörüyle aldatıyorum.

Tarihi asansörün merdivenleri… Yorgunluğun ama bir o kadar da rüya gibi bir buluşmanın yüzlerce adımı… Ege’nin incesini boydan boya seyrederek kapılırken sevdana, Kızlarağası Hanı’nın acı kahvesinin kırk yıllık hatırı hâlâ damağımda.

facebook’evreni facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

e-günlük

Tadına Doyulmayan Asker Arkadaşlığı

Asker arkadaşım Ali, cumartesi sabahı 12 cevapsız çağrısının sonunda beni nihayet uyandırabildi ve Aydın’da olduğunu söyleyerek bana harika bir sürpriz yaptı ;)

Ali’ye ilk gün Aydın’da kocaman bir daire çizdirdim. Az olsa da  Aydın’da görülmesi gereken yerleri gezdik. Benim cânım memleketimin merkezinde daha başka gösterecek yer olmadığını düşünerek istikameti İzmir’e yönelttik.

Ali, İzmir’i daha önce hiç görmemişti. Pazar sabahı trene atlayıp soluğu Basmane’de aldık. {Bu arada yıllar yıllar sonra trene biniyorum. En son bıraktığım tren ile şimdiki otobüsvari trean arasında çok fark vardı.}

Her zamanki gibi Kızlarağası Hanı haftasonu sebebiyle kapalıydı. Kemeraltı çarşısını da hiç bu kadar tenha görmemiştim. Meşhur Tarihi Asansör, İzmir’e yola çıkmadan ilk hedefimizdi; öyle de oldu. Kızlarağası’ndan sonraki ikinci sevgilim oluyor kendisi ;)

Daha çok kıyı şeridini dolaştığımız İzmir’i seven ama çok sevmeyen Ali’ye göre Aydın çok daha güzel ve ileride yaşayabileceği bir şehirdi ;)

Yeri gelmişken şu konuda da birkaç cümle yazmalıyım: Asker arkadaşlığı benim için çok özel bir dostluk. Onlar, askerlik günlerinin bana kattığı en önemli kazançlardan biri kesinlikle. 2008 Mayıs’ta ayrıldığımız arkadaşlarımızın çoğuyla hâlâ daha görüşmeye, paylaşımda bulunmaya devam ediyoruz. Askerliğini yapan herkes hemen hemen aynı tecrübeleri yaşamıştır ama hepsi de askerden sonra arkadaşlarıyla iletişimini sağlam tutmayı becerememiştir. Biz, bunu başarabilenlerdendik ve ben kendimi bu anlamda çok şanslı hissediyorum.

evrengunlugu.net

2010-2011 dönemindeki yayın süresince Acil İhtiyaç Projesi Vakfı‘nı, AİP Vakfı’nın proje ve çalışmalarını gönüllü olarak desteklemektedir.

e-günlük, e-vreniyyat

İzmir; Tadına Doyulmaz Şehir!

Birkaç ay önce bu fikri ortaya attığımda gerçekleşeceğinden emin değildim. Öğrencileri İzmir’e götürebilirdik belki ama Ege Üniversitesi‘nde derse dinleyici olarak girmelerini sağlamak biraz hayal gibi duruyordu. Dersine girilecek hoca Prof. Dr. Müfit KÖMLEKSİZ olunca, o hayal hem çok özel bir tecrübe hem de fotoğraf kareleriyle ölümsüzleşen bir anı olarak yerini aldı bile.

Sabah 8’e doğru yola çıktık aylardır gitmediğim İzmir’e doğru. Henüz İzmir’i görmemiş, herhangi bir üniversitenin kampüsüne girmemiş Devamını Okuyun

e-günlük

Gün Görmeyen Ülkenin Güngören’i Kan Ağlıyor

Aynen böyle diyordu Kanal 1 Ana Haber Bülteninde: “Yıllardır gün görmeyen ülkenin Güngören’i bugün kan ağlıyor!” Bulunduğumuz coğrafi koşulların, sahip olduğumuz zenginliklerin faturasını ağır ödüyoruz milletçe. Böyle geldi, böyle gidiyor. Ne terör bırakıyor yakamızı ne de diğer dünya ülkelerinin entrikaları. Cuma’dan bu yana yaşadıklarımın hangisini bloga taşıyacağımın kararını veremezken, İstanbul’da patlayan 3 bombanın yüreğimizdeki tesirine değinmemek olmazdı. Hakkari’de, Adana’da, Trabzon’da ya da İstanbul’da da patlasa, adeta hepimizin evinde patlıyor o bombalar. Ateş düştüğü yeri yakıyor elbet ama ateş her düştüğünde Türk miletinin canı da acıyor. Bu ülkenin çok sancılı bir dönemden geçtiği kesin. Bütün bu sıkıntıların büyük bir ferahlığa gebe olduğuna dair inancımı kaybetmek istemiyorum.

Cumartesi sabahı İzmir’deyim. Saat 10.30’da İzmir Ekonomi Üniversitesi‘ndeyim. Çok düzenli, pırıl pırıl ve biraz da İngilizce yüklü bir üniversite. Saat 14’te teleferiğin tellerinin gölgesindeki Balçova’dan ayrılıyorum.

Alsancak… Murat‘la İzmir’de ilk defa buluştuğumuz cami… Hemen bu vesileyle Murat’a bir telefon… Ve İzmir kömürde sandviç… Adı öyle olsa da, ben bunu ilk Denizli’de Fatih’in sayesinde keşfetmiş, müptelası olmuştum. Kömürde Sandviç’e bir de kumru derler bizim Aydın’da. Lezzeti hamburgere 10 basar :) {sandüviç ya da sandiviç değil, sandviç}

Sevinç pastanesi… İzmirli olmak, İzmir’de yaşıyor olmak gerekmez Sevinç Pastanesi önünde birini beklemek için. Kainatta bir tek uzaylı dostlarımız kalmıştır sanırım Sevinç Pastanesi önünde biriyle buluşmayan :)

Kadrajda Evren Aydın var… Sonra objektifte, Canon’un önünde arkadasında, sobetin içinde, paylaşımın merkezinde, samimiyetin deklanşöründe de Evren var. Aynı isimdeyiz, aynı model fotoğraf makinesini kullanıyoruz, üstelik bunları aynı dönemde aldık. Benim soyadım İzmir değil ama onunki Aydın. Yani bu kadar ortak yönümüz var :)

Bu arada hayatımda tanıdığım ilk Evren, 2004 yılında İstanbul’da Gençlik Konseyindeki Evren Ergeç‘ti. 4 yıl tekti. Askerde Evren Berkay‘la tanıştım. Benim 24 kısa dönem arkadaşımdan biriydi. İkinci Evren’le de gayet iyi anlaşıyorum. Nolduysa bu askerden sonra oldu zaten. Hayatımda bir Evren patlaması yaşadım. Evren Berkay’ı, bu yazının konusu Evren Aydın takip etti. Hemen ardından da gönüllü koordinatörü dördüncü Evren’le tanıştım Aydın’da :) Nadir bulunan bir isim olduğu için midir nedir, sayısı ve niteliği önemli oluyor adaşların :) İsmimi çok seviyorum, benimle aynı ismi taşıyanları seviyorum, ismimi sevip beni sevenleri de… :)

Bol fotoğraflı, bol sohbetli, Kızlar Ağası Hanı‘nın dalgın kızından Kemalpaşa‘nın şovalyesine kadar bol konulu İzmir’in deniz kokusunun yanında Yasemin Hanım’ın paylaşımları, “akıllandım” diyen arkadaşımın cümleleri ve hemen ardından İbrahim Meriç‘in konuşmaları beni öylesine derinden etkiledi ki… e-vren günlüğü’nün 4. yılı beraberinde ne çok gerçeği ve güzelliği beraberinde getirdi. Haftasonunun unutulmazlığı “dost”ların varlığı sayesindeydi.


Fotoğraf: Evren Aydın Mekan: Kızlarağası Hanı Tarih: 26.07.2008

e-günlük

İZMİR GÜNLÜĞÜ

Cumartesi günü İzmir‘deydim. Bir kere daha karar verdim, ileride İzmir’de yaşamalıyım. Denizli‘ye gittiğimde almadığıma pişman olduğum Özdemir ASAF‘ın sağlığında yayınlamadığı şiirlerinden oluşan “benden sonra mutluluk” kitabını bulabildim nihayet. Başta içime sinmeyen ama eve gelip denediğimde cuk diye üzerime oturan takım elbisem ve Özdemir ASAF kitabımla kazançlı bir İzmir günü yaşadım :) Ancak ilginç detaylar da yok değildi:

Her zaman tercih ettiğim otobüs firmasında yer olmayınca başka bir firmayla İzmir’e gitmek zorunda kaldım. Yol boyunca Kadir İNANIR‘ın “Tatar Ramazan” rolüyle oynadığı eski bir filmini seyretmek zorunda kaldık. Sözde kitap okuyacaktım. İşin kötü tarafı, otobüste gözünü televizyona odaklamış 3 küçük çocuk vardı. Filmde de bol bol adam bıçaklama, intihar etme, kan ve ağır hakaretler… “Tatar Ramazan”ın karsının kendisini hapishane duvarından aşağı atma ve kanlar içinde yere serilme sahnesi vardı ki, farkında olmadan tepki vermişim :) İçim de dışıma çıktı, sonra filmi seyreden çocukları düşündüm. Bir de Türkiye’nin önde gelen şehirler arası ulaşım firmalarıdan birinde böyle bir filmin nasıl gösterildiğine şaşırdım.

Kızlarağası Hanı‘nda bir kitabevinden kitap alırken oradaki adamın söyledikleri de kafama takıldı sonradan. “Az olmak en iyisi” dedi. Bununla azınlık olmayı kastettiğini sanıyorum. O anki psikolojiyle pek tepki veremedim ama yolda aklıma geldi. Alakaya maydonoz durumlarda saçma salak laflar eden insanlardan gidip alışveriş yaptığım için kendime kızdım. Az olmak da çok olmak da önemli değil. Dilin, dinin, ırkın ve sayın ne olursa olsun özünde “insan olmak” hepsinden de çok önemli. Birilerinin kompleksleri yüzünden az-çok ayrımı olmuyor mu zaten bu ülkede. Ben çok olup da arkası sağlam olmayı sevenlerdenim, mesela :)Kordonda otururken cep telefonumu kullanmak isteyen bayanın durumu da bir tuhaftı. Kendi kendime “bu ne samimiyet” derken az sonra bayanın yanına gelen tuhaf kılıklı adamları görünce “iyi ki kibarlık etmemişim” deyip kocaman bir aferin verdim kendime :)

Yedi buçuk saatlik İzmir günümde şunları öğrendim: İster kardeşiniz ister en yakın arkadaşınız olsun; kimseyi kimseye emanet etmeyecekmişsiniz. Kendi işinizi kendiniz halledecek, başkasına minnet duymayacakmışsınız. Alışveriş yaptığınız yere de bindiğiniz otobüs firmasına da dikkat edecekmişsiniz. İzmir gibi bir metropolde kırmızı ışıkta yaya geçidinden ya koşarak geçecek ya da durup bekleyecekmişsiniz. Yanınızda biri varsa onu asla feda etmeye kalkmayacakmışsınız. Olur da arkadaşınız ezilmez hayatta kalırsa utançtan yüzüne bir daha bakamayabilirmişsiniz :) Kıyafet alacağınız yere de dikkat etmeniz gerekiyormuş. Öyle işi aceleye getirip sizi istemediğiniz bir şeyi almaya zorlayan yerlerden ilk fırsatta kaçma yötemlerini iyi bilmeniz gerekiyormuş.

Ben 7,5 saatlik İzmir ziyaretimde bu tecrübeleri edindim. Bir de gece orada kalıp Pazar sabahı kordonda kahvaltı yapsaydım daha kimbilir ne tecrübeler edinecekmişim.