Browsing Tag

istanbul

e-günlük

İstanbul, âdeta bir yürüyen merdiven

Geçen hafta yarım bıraktığım yazıya devam etmeden önce güzel bir haber vereyim. Talim Terbiye Kurulunun onayıyla 2017 – 2018 Eğitim Öğretim yılında Lise 9. sınıfların Türk Edebiyatı kitaplarındaki Blog konusu içinde “2015 Günlüğü  – 2016 Hedefleri” yazımla yer alacağım. Blog yazarlığının lise ders müfredatlarına girdiğini ardından üniversitelerin ilgili bölümlerinde de konu olarak işlenmeye başladığını daha önce paylaşmıştım. Ankara’da Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliği yapan Yavuz Mahmut Sürmeli Bey Ocak 2016’da bana ulaşarak 9. sınıflar için hazırlanan edebiyat kitabının Blog konusunda yukarıda paylaştığım yazıma yer vermek istediklerini iletmişti. Türkiye’de blog ve blog yazarlığı kültürünün -özellikle yeni nesilde- yerleşmesi / gelişmesi gerektiğine dair inancım, blogların ders kitaplarına kadar girmesiyle daha da güçlendi.  Devamını Okuyun

e-günlük

3 Günde AVM’siz İstanbul Turu

Sultanahmet Camiinin içindeki muhteşem sütunlar

İlk defa İstanbul’a gelen yeğenim Hüseyin‘e çok merak ettiği İstanbul’u gezdirmek için 3 günümüz vardı. 4 Mart Cumartesi günü öğleye doğru Sultanahmet Meydanında buluşarak başladığımız İstanbul yolcuğumuz 7 Mart Salı günü öğlen Atatürk Havalimanında sona erdi. Bu kısa İstanbul seyahatimizin sonunda, Hüseyin’i hiçbir AVM’nin kapısının önünden bile geçirmeden görmek istediği yerilerin büyük çoğuna onu götürebildiğim için içim rahattı. Devamını Okuyun

İnternet Günlükleri

internet günlüğü 2016/6

web_gunlugu

Hızla içerik tükettiğimiz internet dünyasında 08 – 14 Şubat 2016 tarihleri arasında üretilenlerden cımbızladıklarıma yer verdiğim internet günlüğü 2016/6, “Sosyal medyayı tüketiyoruz” temasıyla yayına hazırlandı. Görüş, öneri ve eleştirilerinizi yorum kısmından benimle, internet günlüğü’nü sosyal medya hesaplarınızdan takipçilerinizle paylaşmanız dileğiyle iyi yolculuklar: Devamını Okuyun

İnternet Günlükleri

internet günlüğü 2016/4

internet_gunlugu

25-31 Ocak 2016 tarihlerini kapsayan internet seçkilerinden oluşan internet günlüğü 2016/4 geçmiş bölümlere göre daha çok blog ve ilk kez birçok video içerikten oluşuyor.  İşinize yarar en az 1 içerikle buradan ayrılmanız dileğiyle; kaynağını internetin, içeriğini e-vren günlüğü’nün oluşturduğu internet günlüklerinin yedincisinde iyi yolculuklar! Devamını Okuyun

e-günlük, Sesli Yazılar

Özgürlük, onu hayal etmekle başlar

Untitled design

“Her zaman hayatınızda yapmış olduklarınızdan beslenin.” diyordu Barış Kuyucu. Aldım, not ettim. Spikerlik eğitiminin ikinci dersi için bizimleydi. Hayatıma dair yine bazı sorgulamaları yaptığım gün bu cümleleri sarf etti. Yorgun bir beden ve gergin bir ruh haliyle kulak kesildim: Yüzde doksan dokuzunu iyi yaptığımız bir şeyin eksik kalan yüzde 1’lik kısmına odaklanıp niçin üzülüp duruyoruz? diye soruyordu. Devamını Okuyun

e-günlük, e-vreniyyat

Her Savaş Kendi Meydanına göre Büyüktür!

Büyüdükçe dertleri de büyüyen canım Aydın ; kendi de dertleri de daha büyük İstanbul beni bekler. Her savaş kendi meydanına göre büyüktür.

Bazı kitapları okumaya ‘hediye edilmedikçe’ sıra gelmiyor. Bu yolculuktaki son dakika arkadaşım ‘Ustam ve Ben’ ;) Bizim Turunculara (Ziya ve Deniz’e)  teşekkür ederim.

Bu, uzun yolculuğumun en korktuğum kısmını atlattığımın resmidir; çok şükür ;)

e-günlük

Dokunduğumuz Hayatlar Doyamadığımız Yaşamlar

Metrobüslere gün içinde binince istanbul’u bir uçtan bir uca oturarak gitmek, kitabı da keyifle okumak mümkün oluyormuş. Benim suçum sürekli şikayet ettiğim metrobüsü sadece mesai saatleri içerisinde en yoğun olduğu zaman kullanmammış. Yoksa hepsi iyi çocuklar, sakin yolcularmış.

Sabah epey yağmur yağmış İstanbul’a. İstiklal Caddesi’ni ilk defa bu kadar rahat ve güzel görüyorum. Hafif ıslanmış cadde, hem tenha hem de huzurluydu. İstiklal’de yürümekten hiç bu kadar keyif almamıştım.

Çarşamba günü kendisiyle röportaj gerçekleştidiğim Lale Hanım’ın fotoğrafları içime sinmemişti. Röportaj sırasında söylemeyi unuttuğu bir detayı paylaşmak için Cuma akşamı aradığında gelip fotoğraflarını yeniden çekmek istediğimi söyledim; beni kırmadı. Telefonda tarifle evini bulamam diye beni röportajı yaptığımız kafede karşıladı. Hızlı adımlarla küçük dünyasına doğru yol alırken ona yetişemediğimi fark ettim. ‘Lale Hanım ne kadar dinçsiniz, size yetişemiyorum’ dedim; ‘E siz gençler şimdi böylesiniz’ dedi. “O kadar genç değilim oysa” dedim. Kaç doğumlu olduğumu sordu, “81’liyim” dedim. “Doğru o kadar da genç değilmişsin ama bizimle kıyaslayınca baya bir küçüksün’ dedi.

Lale Hanım'ın hediyeleri

Lale Hanım’ın hediyeleri

Kapıda bizi Fethi Naci’yle 2 yıl boyunca aşk yaşayan sekiz yaşındaki kedisi karşıladı. Önüme yüzlerce fotoğraf ve onlarca kitap koydu Lale Hanım. Kitapların hepsinde Fethi Naci’nin kendi el yazısıyla Lale’sine notlar düşülmüştü. Kitap kapaklarındaki o notların, Naci’nin kedisinin ve Lale Hanım’ın fotoğraflarını çektim. Düzenlenmeyi bekleyen yüzlerce fotoğraf sayesinde Naci’nin hatıraları arasında gezinirken çok beğendiğim bir iki fotoğrafının görüntüsünü de aldım. Bunların arasında son çekildiği vesikalık fotoğrafı da bulunuyor. Birkaç ilave sorunun daha cevabını aldıktan sonra Lale Hanım’ın hediye ettiği iki kitap, Naci’nin Yaşar Kemal’le aynı masada olduğu bir fotoğraf ve yine Naci’nin özenle sakladığı siyah beyaz bir dergi fotoğrafıyla yanından ayrıldım.

Cihangir  - İstanbul

Cihangir’in girişimci ruhlu küçük hanımefendileri

Çiseleyen yağmurun altında az önce ayrıldığım evde gezindiğim bambaşka bir dünyanın üzerine düşünürken birkaç metre ilerideki bu küçük hanımefendilerle karşılaştım. “Elinizdeki karpuzlarla sizi çekebilir miyim” diye izin istedim. Sonra Zerrin ve Duygu ile kısa bir sohbete daldık. Selanik balkonlu eski bir evin kapısı önünde kendi yaptıkları kolye ve bilekleri satıyorlardı. Teyzelerinin eviymiş. “Peki çok müşteriniz oluyor mu?” dedim, “günde 10 lira kazanıyoruz” dediler. Öyle ki sattıkları tüm ürünlerde 1’er lira indirim bile yapmışlardı. Bana almak isteyip istemeyeceğimi sorduklarında çoktan bir tane bileklik seçmiştim. ‘Kız arkadaşım yok ama anneme hediye ederim’ dedim.

İstiklal Caddesi'nin İrnalı müzisyeni

İstiklal Caddesi’nin İrnalı müzisyeni

Cezayir sokağından geçip İstiklal’e çıktım yine. Sonra fotoğraftaki İranlı müzisyenle karşılaştım. Birkaç dakika videosunu çektikten sonra yanına gidip ses kaydı almak istediğimi söyledim. En baştan çalmaya başladı. Böylece kafamdaki ‘Yavaşla İstanbul’ videosunun müziği de 1,5 yıldır İstiklal’de çalan bu arkadaş sayesinde ortaya çıktı. Benim yarım yamalak onunsa harika ingilizcesiyle ayak üstü sohbet ettik, Beyoğlu’nda arada iki yerde çaldığını anlattı. Ona e-vren günlüğü kartını verip oradan uzaklaşırken sanatını kaldığı yerden icra etmeye başladı. (İstiklal’den gelir geçerken bu genç arkadaşı mutlaka görürsünüz, selamımı iletin.)

Her sabah yeni bir hayata uyanıyoruz. Her sabah yeni bir İstanbul’a uyanıyoruz. Hayat, son nefes’e doğru hızla tüketirken zamanı, çok şeyi kaçırıyoruz dijital ekranlar karşısında. İstanbul’u televizyondan seyrediyoruz; hüzün dolu hayatları gazetelerden okuyor; aç kalmanın ne demek olduğunu sadece yarışma programından ibaret sanıyoruz. Ölenler gerçekten ölüyor; yaşam bir bilgisayar oyunu değil. Dokunabildiğimiz kadar çok hayata dokunmalı, Sait Faik’in kaleminden de hikayeler okumalıyız elbette ama çevremizdeki insanlardan da kendi hikayelerini de dinleyebilmeliyiz. Bizimle kalacak olan ürettiğimiz, dokunduğumuz, hissettiğimiz ve gerçekliğine ‘iman’ ettiğimiz şeyler.

Evren’i + Sosyal Ağlarda Takip Et