Browsing Tag

ilhan berk

e-günlük

İlhan Berk’e Teşekkür!

İlhan Berk‘in en sevdiğim portrelerinden biridir bu fotoğraf. Bugün onun vefatının 6. yıl dönümü. Yüksek lisanstayken onunla ilgili bir projem vardı; sınıf arkadaşım Tarık’ın tüm yüreklendirmelerine rağmen yeterli cesareti toplayıp da hemen yanı başımızdaki Bodrum’a gidip onu ziyaret edememiştim. Şiirlerinin çoğunun anlaşılmaz olduğu yönünde eleştirilir ama Teşekkür şiiri Berk’i bugün anmak için en güzel sözler olacaktır:

Evet hep açık gidip gelen ağzın içindi;
Gökyüzünün o huysuz maviliği içindi;
Elma kokan bir Türkçeyle konuştuğun içindi;
Ölümün sefil, kötü belleği içindi;
Her gün Pazar kurulan o sokaklar içindi;
Saçında uykusu kaçmış çiçekler ıslattığın içindi;
Çocuklar okuldan dönüyormuş gibi sesin içindi;

İşte bütün ama bütün bunlar için sana teşekkür derim

(Not: Şiirin sonundaki ‘teşekkür derim’de herhangi bir yazım yanlışı yoktur. Berk, şiirini ‘teşekkür ederim’ ile değil ‘teşekkür derim’ ifadesiyle bitiriyor.)

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

e-günlük, e-vreniyyat

İlhan Berk Cehennemi

Sabah saat 08:15’te ben ilhan berk’in defteriyim“in 99. sayfası:

Yazmak mutsuzluktur, mutlu insan yazmaz. Bu yeryüzünü olduğu gibi görmeme engel olan ve bana bu yeryüzünü cehennem eden yazmak eyleminden kurtulduğum, mutlu olduğum bir tek şey var: Resim Yapmak!

Kafamı kaldırıp pencereden dışarıya, hızla akıp giden pamuk tarlalarına baktığımda Devamını Okuyun

e-günlük

İlhan Berk’in Tanrı Tanımazlığı

Ya işte böyle… Üzerinde uğraşıp, güzel bir yazı yazmıştım ki bugün yorumları kontrol etme sırasında bozulan sayfayı düzelteyim derken İlhan Berk’in ateistliği üzerine yazdığım o yazıyı sildim. Tamamen benim hatam :) Aradım taradım henüz rss kayıtlarında depolanmamış. İnternet bile işini geç yapıyor, yuh!

Safiye Sultan’la tarhanamızı yapmış bulunuyoruz. CV’me bunu eklesem mi acaba :)

İncirliova’da teravih kılasım geldi. Harun Ankara’ya gidiyor da bu gece. O gitmeden bir sabahçı kahvesi keyfi yapayım dedim. O meydandaki büyük cami ne kadar da güzeldi. Çok ferahtı. İnsanlar namazdan sonra hemen camiin önündeki meydanda havuzun etrafında çay içiyorlar, sohbet ediyorlar; harika bir ortam. Sonra dondurma alıp BESYO yanındaki piknik alanına gittik. Sonra sabahçı kahvesi… Sonra evdeyim ve LOST :)

Gözümü açtığımda saat 12’ydi. Bir pazarımız var, o da yarılanmış yahu. İstisnayım ve kaideleri bozuyorum. Var mı itirazı olan!

{ Ya hakikaten üzüldüm İlhan Berk yazısını sildiğime :( }

e-günlük

Erteliyorum Her Şey ve Herkesi

İlhan Berk‘in ölüm haberini alır almaz yazmalıydım bir şeyler. Özdemir Asaf‘ı keşfedene kadar en sevdiğim şairdi. Yüksek lisansta onunla ilgili bir projem bile vardı. Yaşayan en büyük şairi Bodrum’daki evinde bulmak zor değildi. Biraz cesaretsizlik etmiştim. Oysa Tarık, bütün bağlantıları sağlayabileceği konusunda beni yüreklendirmeye çalışmıştı. Fethi Naci‘den sonra bu kadar kısa sürede edebiyatta koca bir delik daha…

Öyle tuhaf bir ruh halindeyim ki… Birkaç iyi dostla sohbetin dışında en sıkıntılı dönemlerimden birini yaşıyorum oysa. Kendimi Şahnalı Köyü’ne attım. Yıllar sonra binlerce yıldızın altında uykuya daldım.

Ne çok şey yazdım, sildim, tekrar yazdım. 3-4 gündür önemli olaylar yaşadım ama keyifsizliğim yüzünden kaleme almadım, yayınlayamadım.

Dün gece bir dost’la sohbet ettim, dertleştim. Sabah bloguna girince msn yazışmalarının bir kısmını deşifre ettiğini gördüm. Şaşırdım… e-vren günlüğü, artık farklı bir boyut kazandı, bunu bu kez çok iyi anladım. Yazamadıklarım, başka internet günlüklerinde yer alıyorsa artık benim bir türlü sırrını çözemediğim bu sahiplenme duygusu hepten karmaşık bir duruma dönüşmüş demektir. Bahsi geçen dost’a kızmadım, yanlış anlaşılmasın. Fethi Naci’nin saygıdeğer eşi Lale Hanım‘ın dünkü ikinci yorumunu da okuyunca kafamı toparlamam zor olmuştu. Bu e-yaşam yolculuğunun sonu nereye varacak merak eder oldum.

Bu akşam, o hep ertelediğim, ihmal ettiğim Huzur’a çıkma vakti. Yatsı ezanıyla beraber hasretle yolunu gözlediğim Ramazan, yeryüzünü kuşatmış olacak. 30 gün boyunca ruhsal yönden kendimi güvende hissedeceğim. Bu Ramazan, her teravih namazını farklı bir camide kılmayı arzuluyorum. Ama bir de şu bir türlü neticelenmeyen iş görüşmeleri kesinliğe kavuşsaydı da düzenimi kurmuş vaziyette 11 Ayın Sultanı‘nı karşılamış olsaydım… Anlaşılan bu Ramazan da Aydın’dayım. Hayırlı Ramazanlar :)

e-günlük

LAF OLSUN DİYE

Bütün günüm kitaplarımı yerleştirmekle geçti. Her geçen gün sayısı hızla artan “dostlarım”ı koyacak yer bulamıyorum. Kaynak görevi görenleri dolabımın en üstüne koymak zorunda kaldım. Oysa ben kitaplarımın her daim gözümün önünde olmasını seviyorum. Neyseki İlhan BERK‘lerim ve diğer şiir kitaplarım kendi dolabımda. Ne bileyim işte, dolabımı her açışımda onları seyretmekten büyük haz alıyorum. Okuyunca aldığım zevki, varın siz düşünün :)Dün uzun bir aradan sonra Harun‘la telefonda konuşabildik nihayet. Ücretli öğretmenliğe başlamış Germencik‘te. Çıraklık eğitimde edebiyat derslerine giriyormuş iki gün. Salı günü gidip bir kolaçan edeyim dedim sınıfında. Belki bir iki poz fotoğraf çekerim, e-vren günlüğü’nde de yayınlarım :) Harun’la anfideki anılarım hala dün gibi gözümde canlı. Adam öğretmenliğe başladı, boynuz kulağı geçti :)

Bir şey söylemek istiyorum bu arada: Bir şey! Ha ha haa :) :)

e-günlük

SUYDUM BEN GEÇİYORDUM

Okudum:

“Yaşam ki deli saraylıdır
İnsanı kendine bırakmalı

Yolu soruyordum rüzgara
Ben durdum, yol yürüyordu”

demiş İlhan BERK

Suydum Ben Geçiyordum/Kitap-lık/Ekim 2006/Sayı 98

e-günlük

Ben İlhan Berk’in Defteriyim

İlhan Berk’in Defteri’ni alıp, kalabalık ve gürültülü bir mekana gittim. Bir taraftan çayımı yudumladım, diğer taraftan sarı fosforlu kalemimle altını çizdim cümlelerin. Özellikle tercih ettim kitabı evde okumamayı. İnsanların da, çocukların da, hoparlörden gelen müziğin de sesini duymak; penceren Yeni Dörtyolda dönüp duran araçları, karşıdan karşıya geçen yayaları seyretmek istedim. Ve çok şey yazmak geldi içimden; biriktirdim hepsini zihnimde.

Kaybolup gittiğim BERK’in derin dünyasından arkadaşımın telefonuyla sıyrıldım. İstanbul’daydı. “Şimdi okudum daha” dedim: Kuşlar öleceklerini anladıklarında İstanbul’a göçerlermiş: Ölünecek bir yer diye.

“Aşk olsun” dedi. “Hayır ben aşk olmayayım, İlhan BERK böyle yazmış”. “Ne güzel İstanbul’dasın” dedim ve “İlhan BERK’e benden daha yakınsın…”

3 saatlik okuma serüvenime evde devam etmeye karar verdim. Yolda liseden edebiyat öğretmenimi (!) gördüm. Ağzından küfür eksik olmayan kabadayı adamı yani… Benim elimde kitap vardı; onunsa kabadayı tespihi…

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.