Browsing Tag

gülgün sargın

e-günlük

Fotoğraf Çekmem Lazım Gibi

Havanın soğuk olması sebebiyle eve erken çıktığım bir kurban bayramı geçirdim. Eskiden öyle miydi; kaç tane kurban kellesi, bacağı yüzerdim, kaç kapıya kurban eti dağıtırdım sayısını bilmezdim.

Zaten pek fazla kimseyi de görmedim bu bayram; az ve öz bayramlaşmanın en uzun soluklu durağı Gülgün Hocamdı. Öğretmenlik üzerine tüyolar ve özel hayatıma dair acil eylem planları ile dolu bir hasret giderme yaşadık :)

Telefonda bayramlaşırken Umar‘ın söylediği Devamını Okuyun

e-günlük

İkinci Öğretmenler Günüm

Meslek hayatımın ikinci Öğretmenler Günü‘nü daha “öğretmen sıfatıyla” kutlayabildiğim için mutluyum :) Haksız bir uygulamanın, laçkalaşmış bir sistemin içinde yer alıyor; hâlâ “ücretli” ön adıyla bu görevi yerine getiriyor olsam da ben 75+16 öğrencim, bir yılı aşkın süredir yuttuğum tebeşir tozları  ve katettiğim binlerce kilometreyle bu kutsal görevin hazzını tadabildiğim için gururluyum.

Onlar çok iyi biliyorlar; e-vren öğrencileri’nin yıllar sonrasına taşacak “ileri zaman hikayeleri”ni büyük bir keyifle birlikte yazıyoruz ve bunu, onları gönülden severek yapıyorum. Akademik bilgi düzeyim, bilgiyi aktarma kabiliyetim, resmi prosedürleri bilme konularında “yeterli olduğumu” iddia edemem ama gönlümdeki öğrenci aşkından fazlasıyla eminim.

Bugün yaşadıklarım, Devamını Okuyun

e-günlük

2009 Ramazan Bayramı

19  Eylül cumartesi: Ramazan’ın son günü, bayram arifesi. Bütün Aydın alış verişte. Özgür‘le görüşüp 10 numaralı hattıyla turladım, hasret giderdim :) İftardan sonra bütün bir gece saçma sapan şeyler yedim. Bu, 1 ay boyunca dinlenen mideme resmen zulümdü :)

e-vren günlüğü bayramda 3 gün kapalıydı

20 Eylül Pazar:

Bayramın birinci günü. Her yıl saatler öncesinden bizi bayram namazı için uyandıran annem bu yıl Devamını Okuyun

e-günlük

Felatun Bey ile Rakım Efendi Şöleni

Cumartesi günü Aydın’da tam bir sanatvardı. İzmir Devlet Tiyatrosu’nun usta oyuncuları, Ahmet Mithat Efendi‘nin eseri Felatun Bey ile Rakım Efendi‘yi Şükran Güngör sahnesinde öyle iyi temaşa ettiler ki tiyatro salonundan büyülenmiş bir vaziyette çıktım; bütün birgünü sanki o sahnede yaşıyormuşcasına bir duyguyla geçirdim.

Liseden öğretmen arkadaşlar ve öğrencilerle bir sırayı olduğu gibi kapatmıştık. Türkçe öğretmenim Gülgün Sargın ve eşi Adnan Hocamı da oyuna davet etmiştim. Kendilerini kapıda beklerken, içim içime sığmıyordu. Ortaokul sıralarında kendisine Türkçe öğretmeni olma sözünü verdiğim Gülgün Hocam’ı görmeyeli epey bir süre olmuştu ve son derece heyecanlıydım. Oyuna ara verildiğinde elimi tutup Devamını Okuyun

e-günlük

KÖŞE ÖĞRETMENİ

İlkokul öğretmenimi aradığımı [yazmıştım], kendisini bulduğumu da bir ses kaydıyla [paylaşmıştım]. Yıllar sonra ilk defa bugün Aynur öğretmenimin 24 Kasım Öğretmenler Günü‘nü kutlayabildim. Uzun uzun telefonda konuştuk. Sonra hayatımdaki köşe öğretmenlerimden biri olan Gülgün Hocam‘la görüştüm. Ortaokulda Türkçe dersimize girerdi ve kendisine “hocam” dememize çok kızardı :) O yıllarda ona edebiyat öğretmeni olacağıma dair söz vermiştim. Şu an aktif olarak öğretmenlik yapan diğer arkadaşlarımı da aradım. Ayrıca henüz öğretmen adayı olmama rağmen pek çok arkadaşımın 24 Kasım tebriği karşısında ister istmez gururum okşandı :)

İnsanların hayatında unutamadığı en önemli öğretmeni şüphesiz ilkokul öğretmeni oluyor. Ancak bu uzun soluklu eğitim-öğretim macerasında iyisiyle kötüsüyle unutulmazlar arasına giren pek çok öğretmen de olmuyor değil. Tam bir çıkmazdayken kişiliğiyle, bilgisiyle, yol göstericiliğiyle birçok öğrencinin hayatını değiştiren köşe öğretmenleriyle dolu eğitim camiamız. Bir de iyi’yi kötü yapan, doğru yolda giderken fenalığıyla öğrenciye yolunu şaşırttıran diğer köşe öğretmenleri var ki, onların üzerine sayfalarca yazı yazmak mümkün. Edebiyat okumama rağmen son birkaç yıldır “öğretmen olmama” konusunda kesin kararlıydım. Son birkaç gündür aldığım ve önümüzdeki günlerde kesinleşecek olan kararım sonucunda “öğretmen olma mecburiyeti”nden belki de kurtulmuş olacağım. Bütün bunları zaman gösterecek elbette ama bir lise stajında öğrencilerle yaptığım konuşmada söylediğim gibi “mevcut sistemin yapmak istediğim öğretmenliği bana yaptırmayacağını biliyorum.” Gözlemlediğim kadarıyla pek çok öğretmen odası Avon katologlarının içinde kaybolan, dedikodu yapmaktan az sonraki derse hazırlığını yapamayan öğretmenciklerle dolu. Ateş Böceği tırıyla bir ilköğretim okulunda gönüllü ağabeylik yaparken ilköğretim 4. ve 8. sınıfa gelip hala okuma yazma bilmeyen iki öğrenciyle karşılaşmıştım. Hususi öğretmenler odasına gidip bu iki öğrencinin “eğitimcilerini” görmek istemiştim. Cevabı çocukların ağzından değil kendi gördüklerimden fazlasıyla almıştım.

Ben genelde kötü öğretmenlerin elinde yetiştiğimi düşünüyorum. Üniversitede dahi… Bunca kötülüğün içinde hayatıma iyi anlamda yön veren öğretmenlerimi unutmadım, yıllardır ısrarla kendilerini aradım sordum. Derste küfür eden, öğrencilerinin canını yakan, mahalle kahvesindeki okey masasından kalkmayan öğretmenlerimi yolda gördüğümde ise onlardan selamımı esirgedim. Bu, onlara en büyük ders olsa gerek.

e-günlük

Bayramdan Arta Kalanlar…

Bir ılık bir soğuk geçti bayram…

Geçen bayramda görüşemediğim yakın arkadaşlarımdan Mutlu Yavuz geldi. Anne ve babasına gittik sonra.

Benden önce davranıp Evren abi aradı beni. Bayramın en şaşırtan telefonuydu benim için :) Üstelik mahçup da oldum :(

Turgut Hocamı aramayı unutmuşum, dördüncü gün aklıma geldi. Utana sıkıla aradım hemen. Bu sefer sofra başında değildi :)

Emine nineme gittim. Torunu kat kaloriferi döşetmiş eve. “Artık hiç üşümüyorum.” diyor. Söz verdim pazar günü gidip pazardan kese yoğurdu alacagım ve ayran yapacağım ona.

Gülgün Hocamın elektrikleri kesikti, bu bayram elini öpmeye gidemedim :)

İncirliova’ya Harun‘un ailesini ziyarete gidecektim ki evde yoktular.

Çiftlik Köyü‘ne Yüksel abimin yanına gittim. Yine annesinin odun ateşinde pişen o muhteşem yemeklerinden yedim :)

Bayramın son günü İlknurlardaydık. Unutulan dondurma muhabbeti yarım saat sürdü :) Güldük eğlendik yine. Sonra toplanıp hep beraber Deniz‘lerin evine gittik. Orada da üzerime bir ağırlık çökünce ben pek muhabbete katılamadım. Zaten çoğunluk Avrupa Yakası‘nın tekrarına kilitlenmişti :)

Hüss‘ün üç yaşındaki kız arkadaşı Özge geldi ama Hüss, Denizli’de olduğu için görüşemediler. Özgecik evin bütün odalarında Hüss’ü aradı. En sonunda telefonumdaki Hüss videosu ile onu oyaladım :)

Dün Aydın’a dolu yağdı, ben de bayram ziyaretlerim sırasında doluya tutuldum.

e-günlük

BAYRAM GÜNLÜĞÜ

Kimilerinin bayramı yoktur, bayram uğramaz bazı evlere. Kimisinin yarımdır bayramı, yarım olduğu için yüreği. Bizim eve bayram her yıl iki defa uğrar ama yarımdır yüreğimizdeki sevinç. Bayram namazından gelir gelmez hissederiz yaşamımızda eksik olan en önemli varlığı. Kimsenin haberi olmaz o an bizim evde nelerin yaşandığını. Sonra bayramlıklar giyilir, maskeler takılır… Bayram insanı oluveririz her insan gibi.

İlk toplanılan yer dedem ve anneannemin evi oldu yine. Anneannem her bayram olduğu gibi torunları için yeni çorapları hazırlamıştı. Dedemin bayram harçlığına da zam gelmiş bu yıl. Türkiye ekonomisi iyi yönde ilerliyor, kesin anladım. Ya da IMF’in dedemin verdiği yüksek bayram harçlığından haberi yok :) Düşünmedim değil, KDV alınsa bayram harçlıklarından nasıl olur? Her çocuk kendisine bayram harçlığı ya da şekeri verene fiş kesse, ekonomimiz daha da canlanır mı mesela?

Bu yıl da 90 yaşındaki ninelerimi ziyaret ettim. Biri geçen yılki Ramazan’da arkadaşlarla evinde iftar yaptığımız Emine Nine. Diğeri de Aydın Life‘ın Eylül sayısındaki yazıma konu ettiğim Hatice Nine. Tek başlarına bir bayram geçiriyorlar. Kardeşimle ben bayramlaşmaya gittiğimde henüz kendi çocuklarının gelmediğinden yakındılar. Birileri gümbür gümbür kutlarken bayramı kimileri sessiz sedasız buruk yaşıyor. Dünyanın düzeni mi desek buna…

Her evde baklava vs. Bugüne kadarki en değişik bayram ikramını eski edebiyat öğretmenim Gülgün Hocam yaptı: Marul arasında çiğ köfte. Herkes tatlı yiye yiye acıyı özlüyormuş, değişiklik olmuş onlar için. Kardeşi çok iyi çiğ köfte yoğururmuş, üşenmemiş yapmış. Bize de nasip oldu. Acının ardından tatlı yemek pek bir keyifli oluyormuş.

Uzun bir süredir görmediğim Fatih‘le kucaklaştık. Vefasızlığıyla beni şaşkına çeviren Selahattin‘le bayram münasebetiyle ilk defa sohbet ettik. Bayramın bitmesine saatler kala da Harun‘la hasret giderdik.

Bu arada bıyıksız halimden ilk kare’yi kullanmış bulunuyorum bu günlüğümde. Kardeşim İbrahim’in objektifinden, ben bayram görüntülerini çekerken…