Browsing Tag

gazetecilik

e-günlük

Gazetecinin Dikkat Etmesi Gerekenler

İSMEK Gazetecilik kursunun bu haftaki dersinde aldığım notlardan bazıları şöyle:

  • Muhabir haberinde yalan söylememeli
  • Okuru aldatan hiçbir haber dürüst değildir.
  • Abartıdan ziyade basit bir anlatım daha gerçek haberdir.
  • Bir fikir ortaya atarken başka çirkin çiçeklerin ortaya çıkarılmaması gerekir.
  • Dün gerçekleşmiş bir olayı bugün okuyucuya suni bir haberle tekrar yaşatmaya gerek yok.
  • Bir habere önem derecesine göre gazetede fazla veya az yer vermek de dürüstlük örneğidir.
  • Gazetelerde çok fazla yanlış ve yanlı haber var. Bugün gazetecilik mezunları çok sağlam bir ekipten gazeteyi devralmadı. Petrol şirketi sahibi istediğini yazdı, medya patronları çıkarları doğrultusunda gazete sütunları şekillendirdi.
  • -ecek – acak’lı habercilikten yandık biz. Bu tür habercilik milleti tartmaktır.

 

e-günlük

Televizyon, Suya Yazı Yazmak Gibidir!

gazete

Gazetede yazılanlar daha kalıcıdır; televizyon suya yazı yazmaktan farksızdır. Gerçekten böyle mi? Yazılı basın ile sözlü basının hedef kitleleri farklı olduğu gibi aktardıkları bilgi ve mesajların kalıcılığı da farklılık gösteriyor. Gazetelerin mesajlarının daha kalıcı olduğu düşünülürken televizyon dünyasından birçok insanın ağzından ‘televizyon suya yazı yazmak gibidir’ sözünü de çokça duyuyoruz.

Yazılı ve sözlü basın arasındaki farklılıkların konu edildiği İSMEK Gazetecilik Eğitimleri beşinci haftasında devam ediyor. Habere istenildiği an ulaşılabilme imkanı gazetelerde daha mı mümkün? Gazetelerin bu kalıcılığı ve ulaşılabilme kolaylığı onun daha iyi bir kanıt, arşiv veya tarihi bir belge özelliği taşımasını mı sağlıyor? gibi sorular üzerine konuşurken konu okurun bunlardan hangisinde daha aktif olduğuna geldi.

Gazete okuyucusu internet gazeteciliğine ve sözlü basına göre daha edilgen. Öyle ki dijital platformlarda okuyucu habere anında tepki verebiliyor. Ancak okurun bu müdahalesi yazılı basında oldukça kısıtlı.

Haber giriş hızı televizyon, radyo ve internete göre daha yavaş olan gazetede haberin daha detaylı verildiği üzerinde duruldu ancak ‘dosya haber’ üzerinden ileri sürülen bu düşüncenin özellikle canlı yayınlar, anlık yorumlar, uzman görüşleri, multimedya ögelerinin diğer platformlarda devreye girmesiyle çok da geçerliğini yitirdiğini düşünüyorum.

Bütün bunlara rağmen ‘toplumsal alışkanlık’tan gelen en gözde haber alma kaynağı unvanını hâlâ elinde bulunduruyor gazete. İnternet haber sitelerine karşı da köşe yazarları ve hafta sonu ekleriyle zevkli bir haber kaynağı olmak için mücadeleye devam ediyor. Sarı sayfalar ve zayi ilanlarıyla da vazgeçilmez özelliğini devam ettirmeye çalışıyor.

Televizyonun kitleleri daha hızlı etki altına almasında sesli, görüntülü ve yazılı olarak her eğitim düzeyinden insana hitap ediyor olması çok önemli. Öyle ki TV, gazetenin aksine çoğu zaman okuma – yazma becerisi istemiyor. Hâl böyle olunca televizyon haberciliğinde ayrıntı ve derinliğin az olduğu gerçeği karşımıza çıkabiliyor.

Ana Haberleri, Sevdiğiniz Dizinin Kanalında mı Seyrediyorsunuz?

Seyircinin sevdiği diziyi kaçırmamak adına o kanalın akşam haberlerini seyrettiği yönünde bir görüş hakim. Bunun doğru olup olmadığını kendimize sorarak da görmek mümkün. Tam da bu noktada son birkaç yıldır dizilerin ana haber bültenlerinin birer parçası olduğunu da görüyoruz. Çoğu ana haber bülteninin son haberi az sonra yayımlanacak diziyle ilgilidir veya dün yayımlanan ve ‘reyting rekorları kıran’ bir dizi dakikalarca haber olarak seyirciye sunulur. Dizinin bir gün önce çok seyredilmesi mi onun haber değeri taşıdığını mı gösterir? Haber, gerçek hayatta yaşanan ve kamuyu ilgilendiren ‘gerçek’ olaylardan ibaretse gerçekte var olmayan kahramanların, hayal ürünü senaryoların ana haber bültenlerinde, gazetelerin ilk sayfalarında çokça yer almasının izahı nedir? Büyük işlere imza atmış, ses getiren haberler yapan, önemli röportajlar gerçekleştiren isimlerin anchorman koltuğuna oturup haber olmayan bir konuyu habermiş gibi sunmasına ne demeli? Acaba usta gazeteci Mehmet Ali Birand, haber ekibine ‘arkadaşlar Öyle Bir Geçer Zaman ki’deki Osman’ın göz yaşları haber değeri taşımaz; bu habercilik değildir, üniversitelerde böyle bir haber türü öğretilmiyor’ demiş midir?

Türkiye’de Gazete Aboneliği Tutmuyor!

Avrupa’da gazetelerin abonelik sistemi oldukça iyi işlerken Türkiye’de zaten düşük olan gazete satışlarının yanında abone olma oranının da düşük olması kaçınılmaz bir son. Öyle ki abonelik sistemiyle çalışan gazeteye de ‘ucuz, kalitesiz gazete’ önyargısına sahip olduğumuzu da inkâr edemeyiz. Bir iki gazete haricinde abonelik sisteminde ısrar eden gazetelerin hatırı sayılır bir tiraja sahip olamadığı da yıllardır acı bir gerçek olarak karşımızda duruyor.

Gazetenin isminin sonundaki nokta (.) ihmal edilmemiş!

Türk Gazeteler Adeta Bağırıyor!

Yabancı gazetelerin ilk sayfalarıyla Türk gazetelerin ilk sayfalarını karşılaştırdığımızda coğrafyamızın renkli, coşkulu ve çok sesli halinin manşetlerle, fotoğraflarla, sayfa düzenlemeleriyle gazetelerimize de yansıdığını görüyoruz. Manşetlerimiz adeta bağırıyor. kocaman fotoğraflar haberden çok yer kaplıyor, gazete logoları hem cıvıl cıvıl hem de altı üstü sağı solu curcuna dolu. Oysa Avrupa gazetelerinin logoları bile sade. Fotoğraf neredeyse var – yok arası ama bolca yazı ve haber!

‘Her haber, bir tohumdur!’ diyor ve gazetecilikte ahlak anlayışına geçiyoruz. Ahlak ve haber birbirinden hiçbir şekilde ayrılmamalı. Öyle ki ahlak kuralları belirlenen yer yüzündeki mesleklerin başında gazetecilik geliyor. Bugün sektörde ahlakın varlığı gazete sayfalarına, televizyon haberciliğinin seyircilere sunduklarına hatta Avrupa basının dünyaya sunmadıklarına bakıldığında sorgulanabilir.

Fikir üretmedikçe özgün bir gazete oluşturamayız! Bu noktada UNESCO’nun belirlediği ‘Doğru Habere Dair 10 İlke’yi okumak faydalı olacaktır.

Lütfen yazıda tespit ettiğiniz yazım ve noktalama işareti hataları ile anlatım bozukluklarını ‘yorum’ kısmından bildirin.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

Gazeteler Okur için mi Var Baskı Grupları için mi?

gazete okur ilişkisi

İSMEK Gazetecilik kursunun 4. haftasında Basın İşletmeciliği ve Basın İşletmelerinde Organizasyon Yapıları üzerinde konuşuldu.

Organizasyon Kuramları içerisinde Çağdaş Örgüt Kuramı’ndan bahsedilirken Radikal’in her iki sayfayı kaplayan fotoğrafın etrafına haber metnini yayması örnek olarak gösterildi.’

Türkiye’de gazetelerin düşünsel ürünleri pazarlamayı bilmedikleri’ sonucuna varılan paylaşımların ardından gazetelerin, okuyucuların yorum ve taleplerinden çok satış rakamlarını önemsiyor olmaları eleştirildi.

Öyle ki gazeteler haklarındaki yorumları öğrenmek için hâlâ araştırma şirketlerine anket yaptırma yöntemine başvuruyor.

Baskı grupları diye bir gerçek var ancak gazeteler için okuyucu kitlesi, gazeteye fon sağlamadığı için her zaman en zayıf baskı grubu oldu. Söz konusu sebepten dolayı gazeteler için asıl baskı grupları reklam verenler ve hükûmet oluyor. STK’lar, yatırımcılar ve özel kurumlar da bu baskı grupları arasında sayılabilir.

Ne var ki gazete, toplum için haber yapan toplumu haberdar etme görevini üstlenen bir yapıyken en az da okuyucuyu ciddiye alıyor.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-gazete
e-günlük

Sosyal Medya Öncesi Medya Asosyal miydi?

Social Media Logotype Background

İSMEK Gazetecilik eğitiminin üçüncü haftasını da geride bıraktık. Kitle toplumunun artık geleneksel toplumdan çok farklı bir yapıya sahip olduğu gerçeğinden yola çıkarken internetle birlikte dilimize giren ‘sosyal medya’ kavramı öncesinde medya asosyal miydi sorusu akıllara geldi.

İyi bir medya okuryazarı kendisine sunulan haberin başlıklarını değil satır aralarını iyi okumalı. 71 gün sonra takas usulü kurtarılan iki Türk pilotun kamuoyuna aktarılan haberlerinden çok kurtarılmanın ardında yatan gerçek hikayeyi merak eder, sebeplerini araştırır. Öyle ki gündemi meşgul eden her olayda olduğu gibi Türk pilotların nasıl kurtarıldığıyla ilgili asıl bilgiler aylar sonra ortaya çıkacaktır.

Reha Muhtar; Show TV Ana Haber

Reha Muhtar; Show TV Ana Haber

Haber Dilinde Bilinçli Hataların Babası: Reha Muhtar!

Haber dilinde hatalar bilinçli ve bilinçsiz şekilde yapılırken bunlar kamuoyuna düzenli veya gelişigüzel sunuluyor. Atina muhabiriyken Show TV’nin anchormani olarak ana haber bültenlerini sunmaya başlayan Reha Muhtar her akşam milyonların önünde sadece telaffuz hataları yapmıyor o güne kadar alışılmamış söylemlere imza atıyordu. Muhtar, bütün bunları bilinçli olarak yaptı ve amacına ulaştı. Özellikle Türkiye’de hata yapan daha samimi ve ‘bizden’ gibi kabul görünce Reha Muhtar, Saadettin Teksoy, Mehmet Ali Birand gibi isimler bir dönem televizyon ekranlarına adeta ambargo koydu.

Türk haberciliğinde -özellikle de televizyon haberciliğinde- çerez haberlere ana haber bültenlerin de bile sıklıkla başvuruluyor. Kolayca hazırlanan basit bir konu ve ilgi çekici bir sunum bol ölü bol yaralı trafik kazası haberlerini bombardıman halinde kamuoyuna veriyor fakat o kazaların niçin olduğunu araştırmak, nasıl önlenebileceğiyle ilgili dosya haberler hazırlamak daha önemli.

Medya, Düşünülmesi Gerekeni Söyler!

Medya, ‘ne düşünülmesi gerektiği’ni söylerken Suskunluk Modeli kapsamında transeksüel cinayetleri gibi haberleri ‘meşrulaştırmamak, sıradanlaştırmamak’ amacıyla vermemeye özen gösterir. Bir dönem çokça karşılaştığımız gecekondusu yıkılan ve parçalanan ailelerin feryatları, dozerlerin üzerine atlayışları, medyanın ‘Bilgi Aralığı Açık Modeli’ kapsamında yerini yepyeni bir yaşam formatı sunan çok katlı sitelerdeki mutlu ailelerin görüntülerine bıraktı. Böylece kentsel dönüşüm, gecekondusu yıkılıp evsiz kalan insanlara acıma algısı karşısında daha sempatik bir imaja büründü. Toplumsal katmanlar aralığı genişledi.

Medya sayılarla etkilemeyi ve çarptırılmış haberi çok sever; her ikisi de insanları daha kolay etkileyebilmektedir. ‘İlk kez, birinci, sonuncu, 100 gündür’ kavramları manşetleri süslerken bazı ögeler okura yuvarlatılarak sunulur ki okuyucu canlı tutulurken aynı zamanda onun derin bir uykuya dalması da sağlanır. Bu, medyanın ‘asılsız algılama’ yöntemi ‘keskinleştirme ve genelleştirme’ sayesinde başarılır.

Oysa gazetecinin bir haberi eksik verme gibi durumu söz konusu olamaz. Tüm detaylar haberin içerisinde yer almalı ancak okur da haberin giriş bölümünü okuduğunda haber hakkında fikir sahibi olabilmelidir.

Haberi hazırlarken bir gazeteci olarak sevdiğiniz şeyleri en sona koymak daha sağlıklı olacaktır çünkü tutum ve davranışlarıyla habere yaklaşan kişi bunları çabuk tüketmektedir. Okuru yakalamak ve elinden tutarak haberin içine sokmak gerekmektedir.

Gazetecilikte kendi tutum ve zevkleri bir kenara bırakıp ‘geniş kitle’yi yakalayabilmek çok önemlidir. Gazeteci bunu yapmak için çabalarken medya da Kola’nın yanına Cips’i koyarak algılamada şartlanmayı sağlamaya çabalayacaktır.

Aynı medya, *İsim Takmak, *Gösterişli Genelleme, *Transfer, *Tanıklık (Farkındalık), *Halktan Biri, *Kâğıt Derme ve *Herkes Yapıyor Mantığı ile propaganda yöntemlerini sonuna kadar kullanmaktadır. Öyle ki bu propaganda yöntemleri sonucu Gezi Parkı eylemcileri ‘birkaç çapulcu’ ile; sivil toplum kuruluşları ünlü isimlerle; Egeli köylü teyze Leys cips ile; beyaz gömlek ve Allah yazan kolyeyle basın toplantısı düzenleyen Gamze Özçelik temizlik ve saflık kavramlarıyla özdeşleşecektir.

e-gazete

Gazete Haberi İnternet Haberine Göre Daha mı Namuslu!

Üçüncü hafta eğitimi sırasında arada geçen konuşmalardan biri de gazete haberinin internet haberine göre daha zor yazıldığıyla ilgiliydi. Bir karşılaştırma yapıldığında gazete haberlerindeki dile daha fazla özen gösteriliyordu. Elle tutulabilen ve daha gerçek algılanan gazete, basılıp dağıtıldıktan sonra düzeltme imkanına sahip olmamasıyla birlikte internet haberciliğine göre daha mı namusluydu? Bu uzun uzun tartışılacak bir ayrıntı.

Gazetede ya da internette yer alan her haber söylem analizine tabi tutulmalı. Haberde verilen ayrıntılar tek tek incelenirken eksiklikler saptanmalı. Haberde tekrarlara, sorulara, duraklamalara yer verilip verilmediğine bakmak söylem analizinin temel taşıdır.

Habercilik, en yakın zamanı tutmaktır; bu sebeple haberci -miş’li geçmiş zamanla değil -di’li geçmiş zamanla dosttur.

facebook’evreni ] facebook sayfası twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

Dünya Yıkılsa Umurumuzda!

Gazeteciliğin tanımıyla başlayan İSMEK Gazetecilik eğitiminin ikinci haftasında aldığım notlarda altını çizdiğim bir nokta gazetecinin “sanatçı, edebiyatçı, tarihçi ya da biliminsanı” olmadığıydı. İki haftadır vurgulanan detaylardan biriyse gazetecinin “maaşlı” çalıştığı gerçeği.

Maaş gerçeği, gazetecinin araştırmacı, soruşturmacı yapısını daha da geliştirirken ‘savunmaz, sadece aktarır’ özelliğini nasıl besliyor; bunun üzerinde tartışmak gerekirdi. Bu konu tartışılmadı belki ama “gazeteci nasıl tarafsız olabilir?” sorusunun cevabı bulunmaya çalışıldı. Ben bu noktada ‘tarafsız kalmayı başarabilen gazeteci örneği’ duymak istedim. Siz bu örneği arar bulurken ‘suya sabuna dokunmamak’ ile ‘tarafsız olma’yı birbirine karıştırmayın.

‘Herkesin olayını versek basında kirlilik olur’ sözünü kalın çizgilerle çizdim. Her gün sayısız kaza, cinayet, hırsızlık vs olaylar yaşanırken ‘haber değeri taşıyor olma’ bir ölçüt kabul ediliyor ve kamuoyuna ancak bu süzgeçten geçirildikten sonra ulaştırılabiliyor. Televizyon ve gazete haberlerinde sınırlı sayıda haber görmek mümkünken internette büyük küçük / önemli önemsiz her haberi bulmak daha mümkün.

Haber Tercih Meselesidir!

Aldatıcı manşetler yüzünden birçok kötü haberi okumak zorunda bırakılıyoruz. Gazeteci meslek aşkıyla bir haberin peşinden koşuyor. Gazetecinin işi haber yapmak, olaydan haber çıkarmak. Ancak haberi satmak, onu manşete taşımak editörün işi. İşte bu noktada okuru / kamuoyunu aldatıcı/süslü/ abartılı manşetlerle habere çeken kişi gazeteciden çok editör oluyor.

Gazetecilik eğitiminin 2. Haftasında üzerinde durulan konulardan biri de Gazetecilik Mesleki Kurallarıydı. Sıralanan maddeler yine “günümüz gazetecilerinden kaçı bu maddeleri kendi mesleki kimliğinde barındırıyor?” sorularını sormamamıza sebep oldu. Örneğin “kendi doğrularıyla halkı bilgilendirmez” maddesi, yorum dolu, öznel ifadeler içeren, buram buram taraf tutan haberleri gözümüzün önüne satır satır getirdi. “Dayanıksız iddialar, suçlamalar, dedikodular ve lekelemelerden uzak durur” maddesi de bıyık altından gülünecek türdendi. Ki çok acı! Gazetecilikle ilgili ahlaki değerler bugün gülüp geçtiğimiz maddelerden ibaret kalmış durumda.

Türkiye’de İnternet Gazeteciliği Bir Anda Kirlendi!

20. yüzyılda altın devrini yaşayan gazetecilik, 21. Yüzyılda gazetelerin satış rakamlarının hızla düşmesine çözümler bulmaya çalışırken internet gazeteciliği kavramıyla tanışmaya başladık. Türkiye, internet gazeteciliğiyle geç tanıştı, gazetelerin internet haber siteleri çok gecikti ancak bu sektörün hızla kirlenmesine de ev sahipliği yaptı. Her teknolojik konuda olduğu gibi internet gazeteciliğine de hızlı girdik. Kopyala yapıştır ve çalıntı habercilik anlayışıyla birlikte kısa yoldan para kazanma hevesi internet gazeteciliğinin kötü bir sabıkayla hayatımıza girmesine sebep oldu.

yurttaş gazeteciliği

Her Bilgiye Ulaşan Bilgiyi Üretemez!

İnternet gazeteciliği kopyala yapıştır haberlerle kendisini olgunlaştırmaya çalışırken sosyal medya sayesinde sivil hareket hantal gazetelerden daha hızlı davrandı ve ‘yurttaş gazeteciliği’ kavramıyla tanıştık. Herhangi bir süzgeçten geçmeden, editöryal kadronun düzenlemesine ihtiyaç duymadan yazıyla, fotoğrafla ya da birkaç saniyelik videolarla bazen gündemi bile yönlendirecek olayları sosyal ağlar vasıtasıyla milyonlara ulaştırmayı ve kendi haberimizi kendi muhabirliğimizle yapmayı başarır hale geldik. Bu süreç hantal gazeteleri ve haber sitelerini korkuturken kimileri için de bu yeni durum ‘bedava haber’ anlamına geliyordu. Ancak şu bir gerçekti ki internet haberciliğinde ‘yurttaş gazeteciler’ kesinlikle gerçek birer yeni aktördü.

Yurttaş gazetecilerin Twitter, Facebook gibi sosyal ağlar üzerinden paylaştıkları haberlerin gerçekliği / güvenirliği okurun kendi araştırmacı yapısına kalıyor. Bu nokta tartışılan bir konu da haber kaynağı olarak sadece Twitter’ı kabul eden bir kesimin bu tavrı. Son derece sığ ve tehlikeli olan bu sosyal ağ haberciliği sorgulanmadan kabul edilen, kaynağı belirsiz haberlerin de yaygınlaşmasına yol açıyor.

İnternet gazeteciliği Türkiye’de ‘kolay yoldan para getirdiği’ için tutulurken ücretsiz dağıtılan gazete ve gazete aboneliği sistemleri pek tutmadı. Oysa Avrupa’da özellikle ücretsiz gazeteler hem itibar görüyor hem de oldukça kaliteli bir şekilde hazırlanıyor. Türkiye’deyse ücretsiz gazetelere karşı ‘satmayan, kalitesiz’ gazeteler önyargısı hakim.

 

img1-865dd2d8-4ce7-4f1d-9187-f1c93e60d3f5

Online gazeteciliğin yazılı (geleneksel) gazetecilikten daha kârlı olduğu konusunda hemfikirken “ileride basılı gazete kalacak mı?” sorusuna farklı cevaplar veriliyor. Dijitalleşme ve çevrimiçi teknoloji bu hızla devam ederse kağıt gazetelerin sayısı daha da azalır ama tamamen yok olmayacak diye düşünüyorum. Fakat hurriyet.com.tr’nin kârı ile maddi yükü Hürriyet gazetesiyle kıyaslanmayacak derece farklı olur da sahibi gazeteyi basılı olarak çıkarmayı durduruyorum derse bu kararı hiçbir okurun engelleyebileceğini de zannetmiyorum. Öyle ki New York Times gazetesi 2012 yılında 84 milyon dolar gelire 124 milyon dolar da gidere sahipti. Oysa aynı gazetenin internet haber sitesi 365 milyon dolar gelirle % 44 oranında tasarrufa sahipti.

Basılı gazetede online gazetelere göre sınırlar daha belirgin olduğu için gazeteler çoğu haberde internet gazetelerine göre daha ‘namuslu’ davranabiliyor. Bu da eğitimin ikinci haftasında varılan noktalardan biriydi, öyle not düşüldü.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

gazeteci
e-günlük

Haberde Önce Neyi Merak Ederdim?

Geçen yıl 28 Eylül’de İstanbul’a taşınınca İSMEK‘ten ve eğitimlerinden haberdar olmam Ekim sonunu buldu; öyle olunca da kurs başvurusunda geç kalmıştım. Bu yıl biraz daha erken davranıp İSMEK kurslarına başvuruların başladığı ilk gün Gazetecilik ve İletişim eğitimi için başvurumu yaptım. 1 Ekim itibariyle de Pazartesi Salı Çarşamba günleri olmak üzere haftada 3 gün toplamda 160 saat sürecek maraton başlamış oldu.

Eğitimleri de Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun Taraf ve Star gazetelerinde çalışmış Dilek Çivici Öz verecek.

Gazetecilik eğitiminin ilk haftası kursiyerlerle tanışma ve “Gazeteci nedir?” sorusu üzerine konuşmalarla geçti. Gazetecilikte ‘deneyim’in önemi vurgulanırken bütün haber metinlerinde yer alan konuşarak / söyleşerek yazılmış içeriklere rastlandığının da altı çizildi.

gazeteci

Sadece gazetecilikte değil her meslekte başarılı olmanın yolu “o işe müşteri olmak”tan geçiyor. İyi bir gazeteci olmak için de haberin, bilginin ve o mesleğin sağlam bir müşteri olmak gerekiyor.

“Gazeteci nedir?” sorusuna cevap aranırken de ortaya çıkan temek kavram ‘ruh’tu. Gazetecilik her ne kadar tekniği olan bir meslek olsa da çok da teknikle yapılan bir iş değildi. Çünkü gazeteciliğin bir ruhu vardı.

Haber anlamında bir gazetecinin araştırma yaparken kendisine sorması gereken ilk soru hiç şüphesiz “ben önce neyi merak ederdim?” olmalıdır. Öyle olduğunda da bulunan cevap okunan, değer gören ve takdir edilen bir haber olarak karşımıza çıkacaktır.

Gazetecilik tanımlanırken ‘gözlemci’ ve ‘tanık’ olma kavramlarına önem veriliyor; ‘eylemciliğe girişilmemesi’ ve ‘yandaşçılığa / karşıtlığa karışılmaması’ gerektiğinin altı çiziliyor. Öyle ki gazetecinin temel görevi demokratik bir tavır olan bilgiyi aktarmaktır; aldatıcı manşetler, abartılı fotoğraflarla haberi satmak; okuyucuyu kandırmak değil. Bir gazeteci için ‘haberde mesajdan şaşmamak’ ve ‘haberi olabildiğince gerçek vermek’ çok önemli bir sorumluluk.

Gazeteci olayları gerçek, açık ve dürüst bir şekilde betimlerken hem habere konu olan bireylere hem de onların yakınlarına zarar vermekten kaçınmalıdır. Haber, bir öç alma aracı olmadığı gibi gazeteci de bir intikamcı değildir.

gezi-direnisinde-kac-gazeteci-kovuldu-001

Habercilikte ‘konunun soğumaması’ çok önemli. Haberin her daim sıcağı sıcağına en güncel haliyle kamuoyuyla paylaşılması gerekiyor. Bu da ‘gündem’i belirleyen en önemli etken. Geçen aylarda Türkiye gündemi art arda gelen Gezi Parkı eylemleri ve Mısır’daki halk ayaklanması haberleriyle doluyken bugün gündem yaklaşan 2014 yerel seçimleri haberleriyle şekilleniyor.

Gazetecilik eğitiminin ilk haftasında konuşulan konulardan biri de kamu vicdanına zarar verecek olayların sansürsüz bir şekilde paylaşılmasıydı. Bu noktada ulusal bir gazetenin, kocası tarafından sırtından bıçaklanarak hayatını kaybeden kadının fotoğrafını sansürsüz bir şekilde manşetten vermesi örneği üzerinde konuşuldu. Okurun gözünün içine sokulan söz konusu vahşet ve benzeri haberler, kamu vicdanına zarar verme; bu tarz olayların resmîleşmesi, sıradanlaşması gibi kötü sonuçlar doğurabilecektir. Gazetecilikte bu ihtimalleri de göz önünde bulundurarak haberi yazılı ve görsel olarak belli bir sansürden geçirerek kamuoyuna ulaştırmak gerekebilir.

Ancak bir dönem şehit haberleriyle birlikte verilen şehit ailelerinin ağıtları, cenaze törenlerindeki feryatları bazı kesimler tarafından eleştirilmiş; yayımlanmaması gerektiği konusunda görüş bildirenler olmuştu. Haber, her ayrıntısıyla değer kazanırken ve bir bütünken ‘ateşin düştüğü yeri yakarken ki görüntüleri’nin otosansüre uğrayacak olması çok da kabul edilir bir şey değil. Suriye’de Esad’ın sivil halka yönelik kimyasal silahlı saldırı görüntüleri sayesinde dünya kamuoyu harekete geçmişti. (Esad yanlısı Suriye medyası bu haberleri yayımlamıyor; Esad’ın eşi instagram hesabından toz pembe Suriye fotoğrafları paylaşıyordu. Sadece Suriye’nin yanlı basınını ve Esad’ın instagram hesabını takip ettiğimizde ülkede hiçbir sorun olmadığını düşünerek gece yatağımızda huzurlu bir şekilde uyumamız mümkün olacaktır.) Yazılı ve görsel basında yer alan kimyasal saldırı görüntüleri, olayın vehametinin anlaşılmasını sağlarken, diğer yandan da televizyon kanallarında silah mermilerinin havada uçuştuğu, kellelerinin kesildiği diziler ve filmler yayımlanırken tek rahatsız eden haberler ‘şehit ailelerinin acısı’ olarak gösterilemezdi. Hayatın bu gerçeğini göz ardı etmek terör gerçeğini ortadan kaldırmayacaktı. İşte bu tam da bu noktada neyin haber değeri taşıyıp taşımadığı ve basının haberi verme şeklindeki özgürlüğü tartışma konusu olacaktı:

gezi_eylemleri_surecinde_gazeteci_olmak_h17866-001

Basın özgür olmalıdır! Elbette. Vatandaşlar da özgür olmalıdır. Ancak özgür olmayan bir milletin özgür basını da olamaz! Bu görüşten yola çıkarak basının tam anlamıyla özgür olması nasıl mümkün olabilir; bu tartışmaya açık bir diğer konu. Bunun kriterleri nelerdir, çerçevesini nasıl belirlemek gerekir, kastedilen sınırsız bir özgürlük müdür; bütün bunların üzerinde uzun uzun tartışılabilir. Fakat siyasi baskılar basının haber verme, haberdar etme ve tarafsız olma özgürlüğüne gölge düşürdüğü konularında çoğunluk hemfikir.

1946 yılında gazeteciliğin sadece Türkiye’de değil dünya genelinde de hızlı bir değişime uğradığı üzerine konuşulurken Sedat Simavi‘nin o yıl ki girişiminden ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından 1998 yılında yayımlanan Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi‘nden bahsedildi. Türkiye’deki gazetecilik 1990 yılında çehre değiştirmiş; aile gazeteciliği yerini holding gazeteciliğine bırakmaya başlamıştı.

Basın Konseyi tarafından yayımlanan 16 maddelik Basın Meslek İlkeleri‘nin {okuyun} neredeyse tamamının basın sektörünün bizzat kendisi tarafından çiğnendiğinin de hepimiz farkındayız.

Haber elde etmenin, bir konudan birden çok haber çıkarmanın yolu da ‘kaynağın peşini bırakmamak’tan geçiyor. Azimli bir gazeteci kaynağını yakaladığı an peşine düşmeli ve sonuna kadar onunla iletişimini koparmamalıdır.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik