flickr « …bir e-lektronik yaşam projesi

Elif Şafak‘ın AŞK‘ını okumaya başladım bugün. O nasıl bir romandır öyle; aklımı başımdan almaya yetti ilk 50 sayfası. Tekrar teşekkürler Nur.ah :)

igoogle‘ı kullanmaya karar verdim bugün. Hatta ilk adımı attım. Google reader‘a sık kullanılanlar listemdeki bütün blogları kaydettim.

Bunun yanında epeydir hesabım olmasına rağmen friendfeed‘i hiç kullanmıyordum. Pek güzelmiş, aman ne iyiymiş :) sosyomat‘ı da çok seviyorum. facebook‘u, bloxoo‘yu ve de flickr‘ı :) Twitter‘a karşı hala anlamsız bir cahillik içindeyim. Bana pek işlevsel gelmedi ;)

Akşam, söz verdiğim üzere {Devamını oku}


12. sınıfa derse giriyorum; Hocam 9. sınıftaki Zübeyde benim kardeşim. Hadi ya!

9. sınıflara derse giriyorum; Hocam, 11A’daki Hüseyin benim abim. Allah Allah…

11. sınıftaki Mutlu ile Mustafa’nın kardeş olduğunu öğrenmem ise birkaç haftamı almıştı :)

 Hocam, neresi tuhaf bizim aynı okulda okumamızın? diyorlardı okul sıralarında, okul ünifomaları içinde onların fotoğraflarını çekmeye çalışırken. {2005-2006 döneminde biz üç kardeş Adnan Menderes Üniversitesi’nde okurken bizi tanıyan hocaların şaşkınlığı daha dün gibi gözümün önündedir.} Küçük bir kasabada onların bu durumu normal olabilirdi ama bilirim ki 12 öğrencimin birbiriyle kardeş olmaları atanacağım başka bir lisede sık rastlayacağım bir durum olmayacak.

Abi-Kardeş-Abla aynı dönemler aynı okulda okumanın güzelliğini yıllar sonra anlayacak olan öğrencilerimin beraber çekildikleri tek bir kare fotoğraflarının olmaması objektifimin saatlerce çalışmasını tetikleyen en önemli sebeplerden biriydi. İşte benim için, -en önemlisi de- o kardeşler için bir daha geri gelmesi mümkün olmayan yılların çok özel anıları: e-vren öğrencileri/flickr

 


e-vren’in Objektifinden, Fırat Kumral modelliğinde 3 farklı konuda hazırladığım 10 Ekim 2008 tarihli çalışmayı nihayet evrengunlugu/flickr‘da paylaştım. “Fırat Kumral“, zaten modelin akıllı uslu ve estetik karelerinden oluşuyor :) “Detay” ise belli bir yerini kullanmak istediğim, kareye almayı düşünmediğim yerleri ayrı bir çalışmayla öne çıkardığım karelerden oluşuyor. Model, o pozu verirken aslında nasıl duruyormuş ya da odağa alınmayan ama çok da güzel olan diğer detaylar nelermiş onları göstermek istedim. Ve “Kamera Arkası” :) Ben nedense ciddi yüz ifadeli fotoğrafları seviyorum ama fotoğrafta eğlence de sempatiklik de olmalı. Resim öğretmeni sevgili Fırat, gayet güzel gülen bir arkadaş lakin öncesinde ciddi çalışılmış bir fotoğraf çekimi havası vermek; çekimlerde gülmekten kırıldığı pozları da sona ekleyerek biz aslında böyle eğlendik mesajı vermek istedim :)

e-vren’in Objektifi, Koçarlı’nın Dağ Köylerinde!

Yine dün yazmıştım, Ümran kardeşimin sayesinde Koçarlı‘nın dağ köylerine doğru 3,5 saatlik bir yolculuk yaptım. Doğup büyüdüğüm Aydın’ın ilk defa gördüğüm bu köylerinin güzelliği, doğallığı karşısında mest oldum. Cincin, Çulhalar, Satılar, Çallı, Mersinbelen, Gaffarlar ve son durak Çeşme Köyü.

Mersinbelen, civar köylerin merkezi haline gelmiş. Büyük bir ilköğretim okulu var. Hemen karşısındaki bakkal teyzeye okuldaki öğretmenlerin köyde kalıp kalmadıklarını soruyorum; Aydın’dan ya da Koçarlı’dan gelip gittikleri cevabını alıyorum. Şimdi yine bana kızacaklar ama genellikle bu köy ebeleri, öğretmenleri neden bu kadar kasaba, şehir meraklısıdır anlamıyorum. Öğretmen görev yaptığı yerde yaşamaz, oranın insanıyla bütünleşmez de dersten sonra soluğu şehir merkezinde alırsa bu ne kadar doğrudur? Başka yerleri bilmem ama bizim köylerimiz bolluk bereket yerlerdir, köylülerimiz sıcak, sahip çıkan insanlardır.

Çallı Köyü‘nün muhtarı elimdeki fotoğraf makinesini görünce hemen yanıma geldi. Böyle nasıl diyeyim, çok karizmatik, bir köy filmi çekilse muhtar rolüne çok yakışacak bir tarzı var.2 dönemdir muhtarım diyor. Peki ya önümüzdeki seçimlerde tekrar aday olur musun?soruma da gülerek cevap veriyor: Bütün köy evlerini badanalattım diye de ekliyor. Gerçekten çok değişik bir havası var köyün. Beyaz badana sayesinde mi yoksa evlerin yapısından mı kaynaklanıyor bilmiyorum ama turistik şirin bir köy, sanki Bodrumvari bir yer havasındaydı Çallı köyü.

Artık en tepede Çeşme Köyü‘ndeyiz. Köy kahvesinde oturanlar hemen çay ikram ediyorlar bize. Yaşlı bir amca, başlıyor Çeşme Köyü’nün tarihinden bahsetmeye. Ama öncesinde taşımalı eğitimi istemekle iyi mi ettik kötü mü bilmiyoruz diyor genç bir baba. Aslında yeterli sayıdaymış öğrenci ama daha iyi eğitim alsınlar diye Mersinbelen’e gönderiyorlarmış çocuklarını. Hani, isteseler Çeşme Köyü’nün okuluna öğretmen de eğitim hizmeti de gönderilirmiş. Her yıl Milli Eğitimden gelip, durumu soruşturuyorlarmış zaten. Köyünüzdeki camiyi de sağlık ocağını da kapatıp, sürekli komşu köye gitseniz nasıl olur? diyorum. Okulsuz bir köy… Bu hep böyle gider… Haklısın diyor o genç baba. Mevcut okulun durumu biraz kötüymüş ama elbet el atılıp eğitim-öğretime hazırlanır. 

Çeşme Köyü o kadar güzelki, buraya hiç televizyon programı geldi mi? diye sormadan edemiyorum. Hiç gelmemiş. Ama bizi bizden daha iyi keşfetme konusunda meraklı yabancılar, geçen yıllarda Çeşme Köyü’ndeymiş. Bir grup Alman akademisyen ve üniversite öğrencisi Çeşme Köyü’ndeki 1300 yıllık mezarları incelemeye gelmişler. Çeşme’nin tarihini, etrafındaki tarihi 3 kalenin özelliklerini anlatan yaşlı amca bizzat kendisi gezdirmiş gelen yabancı araştırmacıları. Bu arada o kaleleri öyle bir anlattılarki gidip görmek farz oldu. Zaten tekrar bu yolları arşınlamak, çok daha fazla bilgi toplamak ve fotoğraf çekmek istedim. Ben, bizim Ege’nin insanına hayranımdır, hepten hayran oldum.

Objektifimden yansıyan Koçarlı’nın dağ köylerinden 22 kareyi evrengunlugu/flickr‘da paylaştım.


Gelenek bozulmadı, Başak Ölmez de kendine ait tarzıyla diğer 28 MisAfiR KaLeM gibi e-vren dünyasındaki yerini aldı. İlk defa denenilen bir türle hem hikayesinin isim babalığını bana hem de sonunu okuyuculara bırakarak e-vren günlüğü’ne yakışır sıra dışalığa katkıda bulunmuş oldu. Sevgili Başak’a teklifimi kabul ettiği ve bu e-yaşam yolculuğunun ayrılmaz bir parçası olduğu için teşekkür ediyorum. Şimdi Kasım’daki 30. MisAfiR KaLeM için geri sayım başladı.

e-vren günlüğü’nü yeni MisAfiR KaLeM’e emanet etmişken, Cuma günü Aydın sokaklarındaydım ve Ali Rıza Efe‘den sonraki ikinci model çalışmasını yaptım. Fırat Kumral‘la yaptığımız çekimleri 3 farklı açıdan sunmaya karar verdim. İlk defa denediğim bu tarzı sonraki çalışmalarda da devam ettirmeyi düşünüyorum çünkü bu yeni fikir çok hoşuma gitti. Sevgili Fırat’a modelliği ve fotoğraf çekimlerindeki yoldaşlığı için teşekkür ediyorum. “Fırat Kumral”, “Detay” ve “Kamera Arkası” başlıklı 10 Ekim tarihli çalışmaları 13 Ekim Pazartesi günü evrengunlugu/flickr‘da paylaşacağım.

Fotoğraf dolu bir haftasonu geçirmek istediğimi facebook‘tan belirtmiştim. Mehmet Ali BİRAND‘ın yerine ana haber bültenini sunmak istiyorum deseymişim, o da gerçek olacakmış sanırım. Pazar sabahı 07.30′da Koçarlı yollarındayım. Sevgili Ümran‘ın ulaşım sponsorluğunda Koçarlı’nın dağ köylerine doğru yol alıyoruz. Sonbaharı yaşayan Türkiye’nin aksine buralarda adeta ilkbaharın izleri görülüyor. Her yer yemyeşil, mis gibi hava. Cincin Köyü‘nden başlayan fotoğraf çekimleri Çeşme Köyü ile sona eriyor. Ümran’ın söylediğine göre 70 km yol yapmışız. 08.30′dan 12′ye kadar süren 7 köy merkezinden kısa notlar ve üzerinde çalıştığım birkaç kareyi önümüzdeki günlerde evrengunlugu/flickr‘da paylaşacağım.

Bu kadar fotoğrafla iç içe günlerin ortasında televizyonu açtığımda fotoğraf sanatçısı Mehmet Turgut‘u canlı canlı seyredeceğimi hiç hesaba katmamıştım. Okan Bayülgen‘in zeka ürünü yeni programı Disko Kralı‘nın prova bölümündeki konuklardan biri de Mehmet Turgut’tu. Kendisini birkaç ay önce internette dolanırken keşfetmiş, çektiği fotoğraflar karşısında hayran kalmıştım. Halbuki Deniz Akaya, Teoman vs gibi ünlü isimlerle çalışıyor olmasına rağmen bunların hiçbirinden haberim yoktu : ) Eylül solarına doğru Hürriyet Cumartesi ekinde kendisiyle yapılan röportajı görünce çok şaşırmış, Mehmet Turgut’un ne kadar ünlü bir fotoğrafçı olduğunu o zaman anlamıştım {Rezilim, çok rezilim} Sadece fotoğraflarından tanıdığım bu sanatçıyı televizyonda canlı olarak ilk kez seyretmenin de heyecanı başkaydı. İki mesajıma hemen cevap verme nezaketini gösteren Mehmet Turgut’un ne kadar alçakgönüllü bir sanatçı olduğunu ekranda kaldığı süre boyunca görmek mümkündü.

Başak’ın heyecan veren MisAfiR KaLeM yazısı, Safiye Sultan’la uzun bir aradan sonraki pazar maceramız, Fırat’ın objektife çok yakışan modelliği, asker arkadaşlarım Yasin ve Haluk’un uzun telefon sohbeti ve Ümran’ın yoldaşlığıyla Koçarlı Köylerindeki fotoğraf avı ile hareketli bir hafta sonu “adı üstünde” harika bir şekilde son buldu.


Çocukluğumdan kalan hiç oyuncağım yok. Ama zaman zaman durup hayal etmiyor değilim onları. Kırılsalar da bozulsalar da keşke itinayla saklasaymışım onları. Çünkü hayaller ve hatıralar vardı oyuncaklarımda. En azından bir kare fotoğrafları oslaydı…

ancakoyuncak” fotoğraf çalışması yapmak da bu fikirden doğdu. Oyuncaklar ileride kaybolabilirdi, atılabilirdi vs. Hüss‘ün 100′e yakın oyuncaklarından istediklerini seçtik. Tamamen onun isteğine bağlı şekilde oyuncakları düzenledik. Kendi kafasından neler geçiyorsa, oyuncakları ona göre ya alt alta ya da üst üste koydu. Ve geleceğe “çocukluğundan” ve çocukluğunun en önemli parçası “oyuncaklarından” güzel hatıralar bıraktık.

İleri zaman projesi’nin yeni bir çalışması, oyuncak hatıra fotoğrafları projesi “ancakoyuncak“, evrengunlugu/flickr‘da


 

Bu haftasonu mahalleyi uyandırma görevi hangi komşumuzdaysa işini çok ciddiye almış herhalde. Mehteran takımının sebebi bu olabilir mi? Haydin millet, aşka gelin, uyanın, coşun!

İmren ablaya sabah kahvaltısına gidecektik. Evrenler sabah geç kalkar, işimi garantiye alıp evlerinin önüne bir mehteran takımı yollayayım diye mi düşündü acaba?

Sağ bacağımda iki gündür tuhaf bir acı var, markete bile zor gidip geldim. Bu yüzden dayımların erik bahçesine gidemedim. Herkes orada. Ben bütün gün evde…

Garip Hareketi‘ni okumaya devam ediyorum. Bugün Mesnevi‘den hiç bölüm okumadım. İkinci Yeni Olayı kitabına da aylar var sanki. İlk defa iki kitap birden okuyorum, ondandır.

Şaziye‘nin Ankara’da çektiğim fotoğraflarını Flickr‘daki sayfama ekledim. İlk defa e-vren günlüğü facebook‘taki arkadaşlarla sohbet ettim. Çok güzel bir duyguydu. Sizi tanımaktan mutluluk duyuyorum.

Sıfır Dediğimde filmini seyrettik Ziya‘yla. Sonu olmayan, belirsiz biten modern Türk filmleri geleneği bozulmamış. Ama müzikler, görüntü efektleri ve özellikle Oktay Kaynarca‘nın ses tonu muh-te-şem bir hava katıyor filme.

Merak merak içinde kaldığım, seyretmek için can attığım Yumurta, büyük bir hayal kırıklığı yarattı bende. Güzel şeyler yazmak isterdim burada. Ben bir şey anlamadım.

Futbol için “modern savaş” demek pek de yanlış olmaz sanırım. Çek maçından sonra Türkler Tarih Yazdı, Çılgın Türkler, Türk Mucizesi gibi başlık atıyorsa yabancı basın… 1453 İstanbul’un fethinde bile Avrupa böyle değerlendirmemiştir başarımızı eminim. Bu arada Milli Takım maçını sadece insanlar seyrediyor sanırdım. Tek ilgi duyan biz değilmişiz. Gol atınca balkona çıkıp demirlere vurmak da ne oluyor! Sevincin de bir sınırı var değil mi?


Evren, Çekiyor;

Objektifine Yansıyanlara
Cümleleriyle Hayat Veriyor.

Ve Sizi e-vren günlüğü’nün Üçüncü Yılında
Yepyeni Bir Dünyaya Davet Ediyor!

 Objektifin Arkasındaki Evren’in Gözüyle e-vren Dünyası 
evrengunlugu / flickr‘da!