Browsing Tag

esengül bektaş

e-günlük

Zamanı Unutturacak Sohbetlere İhtiyacım Olacak

Yaklaşık 1 yıl önce Harun‘un alışverişini yine birlikte yapmıştık. Bugün aynı şey için alışveriş sırası bendeydi ve yine beraberdik. Ama onun öncesinde ilk defa Harun’un yeni evinde yemekteydim. Bir gün öncesinde Deniz Feneri‘nin bana en güzel kazancı Yüksel abim, kardeşi ve annesiyle bizdeydi. Annesinin birbirinden leziz köy yemeklerini, meyvesinden ekmeğine kadar alıp gelmişlerdi. Gece yarısına kadar süren bol kahkahalı bir sohbetin içine dalmıştık. Bu eğlenceli gecenin sabahında İngilizce kursundayım. “Değil mi Evrencim” uyarılarının arasında dala çıka bir dersi geride bırakıyorum. Sonrasında başta belirttiğim gibi İncirliova‘da Harun’larda soluğu alıyorum.

Saat 19:00’da Bey Camii önünde eski sınıf arkadaşlarım Tarık, Fatma ve Hacer‘le buluşuyorum. Esengül Hanım, henüz ortalarda yok :) Galatasaray-Fenerbahçe derbisi umurumuzda değil. Esengül’ün de gelmesiyle ekip tamamlanıyor ve bize zamanı unutturan konulara dalıyoruz. Anlatacak ne çok konumuz birikmiş. Birkaç gün sonra bana zamanı unutturacak sohbetlere çok fazla ihtiyacım olacak.

e-günlük

Şaka Gibi: Formasyon Bitti :)

Hiç aklıma gelmezdi birgün eğitim fakültesinin giriş merdivenlerinde fotoğraf çekileceğim. Hani biz Fen Edebiyat geleneğinden geliriz ya, hani biz kaç yıl formasyon alırsak alalım mutasyona uğramaz, fen edebiyatlı olarak hayatımıza devam ederiz ya :) Tezsiz yüksek lisansın son günü de kendimizi eğitim fakültesiyle çok kaynaşmış gördüm. Herkes birbiriyle fotoğraf çekilme, eğitim fakültesi binası önünde poz verme yarışında :)

Kitap İncelemesi dersinin final ödevi, sıfırdan bir kitap hazırlamaktı. Semih, Hacer, Mahmut ve Hey sen! Esengül ile Kitap-lık grubu olarak muhteşem bir kompozisyon kitabı hazırladık. Artık yeni eğitim öğretim döneminde Milli Eğitim Bakanlığı, lise edebiyat kitapları için bize komisyonda yer alma teklifinde bulunur mu bilemeyiz ama biz bu işi pek bir sevdik :) Kitabın kapak tasarımının bana ait olduğunu gerine gerine yazmadan edemeyeceğim.

 

Ve bizim Richard Gere’miz {yazılışı için Ankara’dan Ayşe’ye teşekkürler}, profösörümüz Müfit Kömleksiz hocamızın odasındayız ödev teslimi için. Formasyonun en fotoğraf delisi ekibi olarak, Müfit Hocayla fotoğraf çekilmemek ayıp olurdu. Yabancı filmlerde harika profesörler olur bilirsiniz, çok karizmatik ve öğrencileriyle son derece barışıktırlar. İşte Müfit Hocamız da öyle bir profesördü ki ne PAÜ’de ne ADÜ’de daha görmedim kendisi gibi birini. “Yani” ve “Pardon”unu sevdiğim Hocam, özleyeceğim sizi :)

Çok alışıldık olacak ama daha dün gibi sanki. Geçen yıl Haziran’da mezun olduğumda yüksek lisansa başvurup akademik kariyer planları yapan biriydim. Sürekliiçim rahat değil dedim, kendimi sürekli yol ayrımında hissettim. Ve ruhumdaki bütün bu inişleri çıkışları, geleceğimle ilgili belirsizlikleri yaşarken bir taraftan da e-vren günlüğü’ne ince ince işledim. Birgün ansızın başardım! deyip toparladım kendimi. Zafer sarhoşluğu kısa sürdü, yağmur durdu ve ben yaşanan büyük hayal kırıklığının ardından kendi hayatımın başrolünü oynamaya karar verdim. Bugün, formasyonun bu son gününde birisi ya da birilerinin yüzünden -kimbilir belki de sayesinde- bir edebiyat öğretmeni adayıyım. İlk defa bu kadar çok susan, sabreden bir edebiyat öğretmeni adayı….

e-günlük

ÖNCE FES, SONRA KEP

Evimizin en küçüğü mezun oldu. Annemin son göz ağrısı, en gözdesi bugün üniversite kepini aldığı gibi havaya fırlattı. Hem de 1 değil, 2 değil, 10 defa :)

Canım Efe’m, İbrahim’im… O, sülalenin hem tek efesi, hem de semazeni. Ama bizim evimizin en küçüğü, karayağızı, Emine Ninemizin tabiriyle çekirdeksiz üzümü :) Bugün onun günüydü, çünkü mezun oluyordu. Önce ekip arkadaşlarıyla bir halkoyunu gösterisi sergilediler sonra fesleri çıkarıp kepleri giydiler. Annemim en gurur duyduğu günlerden biriydi. 3 kardeşin aynı üniversitede aynı yerleşke içinde okuyor olması, çoğu kişi için büyük bir şans ve ilginç bir durumdu. Seneye üçümüz de aynı anda ADÜ’ye veda ediyoruz. Bu daha da ilginç olsa gerek :)

Aliye’nin Küçük Oğlu’na Selam Söyleyin :) 
Drama hocamız Ruken Hanım’ın daveti üzerine Yaşlılarla gerçekleştirilen bir AB projesinin kokteyline katıldık. Projeye büyük destek veren Ayla ALGAN da oradaydı. Projede, evde tek başına yaşayan yaşlılarla farklı drama etkinlikleri gerçekleştirilmiş, gerçek hayatı oyunlar eşliğinde sorgulamları sağlanmıştı. Bu proje sayesinde yalnızlıklarını unutmalarına, üretken ve aktif hale gelmelerine yardımcı olunmuştu. Bugün proje kapsamındaki yaşlılar kalabalık bir topluluğun önünde aylardır çalıştıkları drama yaşantısını sergiledir. Sonrasında da kokteylde proje çalışmaları boyunca çizdikleri resimler, ahşap boyamalar sergilendi. Ayla ALGAN, drama okulu açmıştı ve Aliye dizisinin şirin çocuk oyuncusu da onun öğrencisiyidi. Onu benim için ısırın dedim ama Ayla Hanım artık Binbir Gece’nin çocuk karakteriyle meşgulmüş :) Aliye’nin oğlunu ilköğretim 1. sınıfa kaydettirmiş :)

e-günlük

İzmir Cumhuriyet Mitingi

3 Milyon KırmızıBeyaz!

29 Ekim’ler, 19 Mayıs’lar, Sürekli Aydınlık İçin 1 Dakika Karanlık’lar… 13 Mayıs 2007 Pazar günü İzmir’de kordon boyu yaşananlar hiçbir milli bayramın ya da ulusal eylemin sahip olamayacağı bir ruha sahipti. Miting esnasında “3 milyon kişiye ulaştık!” duyuruları yapıldı, televizyonlar akşam 2 milyona yakın insan’dan bahsetti. Sayının bir önemi yoktu. Tarihe geçecek kırmızı-beyaz aydınlığın içinde ben de vardım, ben de kırmızı-beyaz’a katkıda bulundum! 

Sadece İzmirliler yoktu. Aydın’dan, Denizli’den, Niğde’den, İstanbul’dan hatta Almanya’dan gelenler vardı. Önce Ankara’daki, sonra İstanbul’daki mitinglere katılıp, İzmir’de de seslerini duyurmak isteyenler vardı. Kadın vardı, erkek vardı, çoluk vardı, çocuk vardı. 

Arkadaşıma sakız uzatırken “ben de alabilir miyim, çok susadım” dedi şirin bir teyze. Köylü teyzeler çiğdem verdiler, bir bayan kolonya uzattı. Herkes birbirinin halini hatırını, memleketini soruyordu ve insanlar ne kadar kibar, ne kadar da cana yakındı. 

Cumhur Oradaydı, Cumhuriyeti Haykıyordu!

Her şey iyiydi, güzeldi de Cumhuriyet mitinginin, bazı siyasi partilerin gösterisine dönüşmesi, bazı televizyon kanallarının, sanatçıların ve isimlerin reklamının yapılması hoşuma gitmemişti. Hükümete muhalefet olanlar çoğunluktaydı ama kişisel hakaretler sanki biraz haddini aşıyordu. Açıkcası ben milyonlarca bayrağın ve vatan-millet sevdalısı insanın bir arada bulunacağı böylesine tarihi bir olayı bir daha yaşayamayacağımı düşündüğüm için oradaydım. O tarihi karede ben de yer almak, bayrak denizi içinde küçük bir dalga olmak istedim. Atılan sloganlar, siyasi mesajlar çok da umurumda değildi. Ve gözlemlediğim kadarıyla çoğunluğun da umurunda değildi. İnsanlar kırmızı ve beyazla bütünleşmeye gelmişti. Cumhur orada, cumhuriyet için toplanmıştı.