Browsing Tag

efelik

e-vreniyyat

SERDE EFELİK VAR

90 yaşında var yoktu… Yılların omuzlarına yüklediği ağırlıkla hafif kambur, yüzü buruşuktu. Dört yıl bu vatana ben askerlik yaptım dedi; dedi de hemen gürledi: “Serde asıl EFE’lik vardır!

Başı öne eğmek; halinden şikayet etmek; bırak ağlamayı iki damla göz yaşı dökmek ayıptı. Ayıptı ya; yakışmazdı mertliğe, sığmazdı delikanlılığa. Körüklü çizmeleri vurdum mu yere, işte bütün öfkemi alır savururum göklere diye gürleyince 90’lık Efe, be hey deli dağın zeybeği, Aydın’ın Efesi diye ünledi diğeri. Ezan okundu; burada akşam oldu. Hanım bekler, yerde sofra kurulu.

Belli ki yiğitlerin yiğidiydi 20’lerinde. Minneti de yoktu kimseye, havası da boldu. Kartal misali açıp kollarını kendinden geçerken, düşmanı geçirmezdi köyünden, kasabasından, kentinden. Kaç sevda yaraladı gönlünü; kaç göz kamaştırdı gözünü… Kimbilir… Serde yiğitlik vardı bir kere, sevdi mi yürekten sever, terketti mi ölümüne terkederdi. İkibüklüm olmuş bedenine inat, hakkını verdi efeliğinin. Önce efeyim bu dağlara, sonra askerim bu vatana! dedi. Ezan bitti usulca, usulca koyuldu evinin yoluna. Tüfenginin yerinde bugün bir baston vardı elbet amma gönlünün ateşi, efeliğin ruhu her bir adımında yine taze, ille de canlıydı. Her şey değişir; insan değişir; bir tek bakışlar değişmezdi. Bir endam, bir eda kalmıştı; son bir defa şöyle efe efe baktı, baktı… Serde de o gözlerde de bir Efelik vardı…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-vreniyyat

EFE TİTRETSE DAĞLARI

Aldanma duruşuma. Duruşumda değil Efe’lik. Bakışımda hiç değil. Uzun süredir aradığım cümleyi buldum, 6 yaşındaki çocuğun kendi ağzından. Ölüler uçardı. Öldükleri için değil, asıl o zaman doğdukları için. Ve “özledim” deyince 6 yaşındaki çocuk, meğer ben hiç özlememişim; bunu farkettim.

Kartal misali kanatlanıp uçmaya kalkmak değil Efe’lik. Zalimin karşısında zalim olmak, hiç değil. Çatık kaşın altında taşlaşmış bir yürekle olmuyor senin bildiğin Efe’lik. Efe’lik sensiz yarım yürüyüp, “bütün” olabilmenin savaşıyla oluyor. Ses çıkarmadan, kimseye ses vermeden, minnet etmeden cihana; ancak böyle oluyor.

Efe, dizini yere vurup da yeri göğü inleten değil, yaşadığı onca zayıflığı haykırabilen. Korkularından sıyrılıp, yanlışlarınla yüzleşmekle oluyor Efe’lik. Bastın mı yere körüklü çizmenle tozu toprağı kaldırmakta değil marifet. Marifet merhametinle ve tek bir sözünle koca cihanı toza dumana katmakta.

Böyle anlattı çocuk. Sen gittiğinden beri anlattı durdu. Ne zaman başını kaldırıp baksa gökyüzüne, en başından beri kahraman sandı seni. Oysa asıl büyük, başkahraman kendisiydi. Öyle ya, Efe’lik düşman kapına dayandığında değil, kapına dayanmayı kafaya koyduğunda müdahale edebilmekti.

Geç oldu ve geçmiş oldu. İkinci bir tekrarında kahramanlı filmin, ortaya bir Efe bir de asıl kahraman çıktı.