belma özgün « …bir e-lektronik yaşam projesi

Uzun süredir yazıyorum… Bahaneyle üretiyorum… Bu vesileyle bambaşka bir alemde yaşıyorum. e-vren günlüğü sınırları içinde ortaya çıkan ama bana pek de benzemeyen ikinci e-vren’le büyük mutluluklar, sevinçler, hüzünler, sıra dışı tecrübeler paylaşıyorum. Bu e-lektronik yaşam serüveninde tanıdığım / tanımadığım pek çok insan beni yalnız bırakmıyor. Kimisi ses veriyor; kimisi yorumlarıyla renk katıyor; kimisi sessiz sedasız bu e-yaşam yolculuğuna ortak oluyor.

Kariyerimin en büyük parçası evrengunlugu.net’te yazmaya ve paylaşmaya devam ederken, uzun vadeli hedeflerimden birinin ilk adımlarını flickr‘da atmaya başladım. Özel yaşamıma tanıklık ettiğiniz gibi “adı bende saklı kariyer projemin ilk tohumlarına da ortak oluyorsunuz. Söyleyemediklerimi yazmaya, anlatamadılarımı paylaşmaya devam edeceğim. Okuyan okumayan ama hayatımda yer alan herkese yürekten teşekkür ediyorum.


Bana ait olmayan bir rol biçildi, üzerimde emanet durdu. Gönlümden geçenlerle gönlünden geçenler öyle bir çatıştı ki yirmidört saatlik bir kabus yaşandı. Şimdi buraya yazmadıklarım ömrüm boyunca saklayacağım bir sır olarak kaldı. İki yürek arasında konuşulanlar, koca bir dünyayı yerle bir etti de herkesin duası her şeye rağmen gerçek oldu. Gün gelir, devran döner burada duaların yansıması yazılır elbet…

Üç ay boyunca hazırlanılan yüksek lisans mülakatları fırtına gibi gelip geçti. Yüzlerce üniversite mezunu, gönüllerindeki hayaller, umutlar; dillerindeki dualarla birer birer jüri önünde ter döktü. Moraller bozuldu,umutsuzluğa düşüldü, başlar öne eğildi… Şimdi herkes sustu da, pazartesi açıklanacak sonuçları beklemeye koyuldu.

Dünyadan ilişiğimin kesildiği gecenin sabahında ailemin de ısrarıyla gözümü Kuşadası‘nda açtım. Kardeşim Efe’m karşıladı beni. Bütün gün çağrılara cevap vermedim, mesajları yanıtlamadım, en sonunda telefonumu kapattım. Belma Hanım‘la Öykü Gününe katıldım, İlçe Kütüphanesi’nde şairlerle tanıştım, denizi seyrettim, bol bol yürüdüm ve Ekim ayında e-vren günlüğü’nü MisAfiR KaLeM olarak şereflendirecek dostum, kardeşim Murat‘la sabaha kadar sohbet ettim. Ayrıca Murat’ın birkaç poz fotoğrafını da çektik ki, Ekim’deki muhteşem yazısını o karizmatik tebessümüyle süsleyelim istedik.

Efem’le başbaşa yediğimiz yemekler, sohbetler, yürüyüşler… Belma Hanım’ın beni Öykü Günleri davetlileriyle tanıştırması, şen şakrak sohbetleri… Murat’la klinik nöbetinde başbaşa içtiğimiz çaylar, sabaha kadar ettiğimiz doyumsuz sohbetler, ancak iki dostun yapabildiği paylaşımlar… Bunca gerginliğin üzerine sünger çekti her biri, geçti gitti bütün huzursuzluklar…

Bugün öğleye doğru Aydın’a döndüm kardeşimle. Mülakatların stresinden parmağımda çıkan yaranın kanamasını durduramayınca soluğu acil serviste aldık. Yapılan müdahaleye rağmen durmayan kanama sonucu ikinci bir defa daha acil servisin yolunu tuttuk. İnsanın neresi acıyorsa canı oradadır derler ya, acil servisin insanı ürperten atmosferinde ölüp ölüp dirildim.

Ve anladım ki her şeyden önemlisi insanın kendi sağlığı… Sınav streslerinin, zorla verilmeye çalışılan rollerin, saatlerce süren psikolojik baskının birer faturası bugün ve bugüne kadar yaşadığım rahatsızlıklar. Kalkıp kimse bunun hesabını vermeyecek, insan üzüldüğüyle, yıprandığıyla kalacak. Demek ki güçlüye karşı güçlü olmak durumunda insanoğlu. Ne olursa olsun başı dik olmalı, kilitlenip kalmamalı bir başka bedenin karşısında.


{Mayıs ’06 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

Difrensiyali dağılmış Chevrolet gibisin” dedi birahanenin omuzları çökmüş, gözleri kırış kırış, azıcık sarı saçlı patronu. Elindeki yufkayı özenle kıvırıp sigara böreği yapmaya devam etti. “Hadi parka git de açıl” diyerek önünde dikilip bira isteyen sarhoşu kolundan tutup dışarı doğru itti. Chevroletin arkasından bakakaldım ben de. Yer Bornova.. Sevgi Yolu.. Birçok cafe ve restoran var ama öğrenci semti diye hiçbirinde bira yoktu. Biz de illa bira içmek için merkeze doğru yürüdük. Sonunda bulduğumuz salaş birahane, Türkiye’de bir zamanlar her sokakta olan birahanelerin son örneğiydi. İçerideki yorgun ve bezgin yüzler at yarışı izliyordu TV’ den. Ağır bir yağ kokusu sinecekti üstümüze ama olsun. Mekanın sefilliği belki de imkansız bir buluşma için en güzel yerdi.

Pazar günü evde otururken, hemen metro ile Bornova’ya ulaşmak ve eski öğrencilik günlerimde dolaştığım sokaklardan geçmek sonra da gerçek bir randevu ile bir birahanede oturmak.. Hiç düşünmeden planlanmadan yapılan bir buluşmanın heyecanını yeniden duymak.. Geçtiğimiz hafta sonunun en ilginç olayıydı. Bir gün önce tüm İzmir’in en in restaurantı Naci Usta’nın yerinde oturup sohbet etmek de farklı bir duyguydu. Tabii önemli olan yaşama bu türden çok renkliliği katmak.. Torunlarımı Dede Korkut Hikayeleri ile büyütmeyeceğim herhalde.

Çocuklarıma ve arkadaşlarıma değişik bir anne modeliyim biliyorum. Yanlış mı yapıyorum diye düşünüyorum zaman zaman. Mutfaktaki defterde okudum bugün. Deniz’in arkadaşlarından Çinli kızımız Aylin “Büyüyüp anne olunca Belma Teyze gibi yemek yapmak istiyorum” yazmış. Eeh hiç olmazsa yemek olayından iyi örnek oluyorum. Pazartesi sendromu en iyi nerede unutulur ? Öğlen Güvercinada’ya balık ekmek yemeye gidiyordum.

- Nerelerdeydin Mahmut amca ?

- Ayaklarımın üstünde, şapkamın altındaydım.

Uzun zamandır görmediği amcasından bu cevabı alan arkadaşımla çok güldük olaya. Kıvrak bir zeka ile verilen cevap gerçekten de doğru. Bir de şapkasını çıkarıp göstermesi var ki o da ayrı bir vaka..

Gelelim son dönemlerde en çok sorulan ve baskı yapılan konuya.. Bir de demezler mi neden hala bekarsın diye? Sanki aşık olunacak adamlar sıraya girmiş bekliyorlar. Nerde bir gözünüze görünür görünmez ayağınızı yerden kesecek adamlar. Tabii ki yoklar. Kimi yakışıksız, kiminin cinsel tercihi sizinle aynı, kimi sizi beğenmez, kimini sizin içiniz almaz, çoğu ise uzak diyarlarda evli barklı.

Ortalık ucuzluğun son günlerindeki mağaza misali, iyiler seçilmiş. O halde düşün partnersizlikten doğan mecburi aşksız yılları. Geriye ne kalır? Onca boyanma, onca giyinme, onca gözyaşi, onca sitem, onca kırıtma, onca hengame, üç senelik kalp çarpıntısı için. Ayol ne yapar ne eder; misal günde üç-beş bardak fazla çay içer o çarpıntıyı yaratırım ben.

Biliyorsunuz masraf günü Cuma. Hani Kuşadası’na ilk geldiğim günlerde; “masraf aldın mı ?, masrafa gidiyorum” derlerdi de anlamazdım ya.. Cuma pazarı kuruldu Masrafa gideceğim bugün. Ee artık mutfak tatilimde bitiyor, çocukların vizeleri bitti damlarlar hemen. Deniz Börülcesi alınacak, taze yapraktan sarma yapılacak felan filan.. Kendime bi hoşluk yapayım.. Enginar alayım da reçel denemesi yapayım diyorum. Son günlerde nedense aklıma düştü bu farklı tat.

Aman, aman başka farklı şeyler düşünme, git enginarını al, reçelini yap diyorsunuz, duydum. Hemen takıyorum sepeti koluma ve masrafa gidiyorum.

—-

Mayıs Ayı MisAfiR KaLeMi Belma ÖZGÜN, Kuşadası’nda yaşıyor. Kuşadası 105 FM’de radyo programı yapıyor, Aydın Life dergisinde yazı yazıyor, öykü yazarlığı ile ilgileniyor. Aynı zamanda Öykü Atölyesi ADABİYAT’ın kurucusu.