Browsing Tag

aykut moran

e-günlük

ALES Öncesi Cumartesi

Cumartesinin sabahında eski albümlerimi elime alıp, sırası karışmış fotoğraflarımı düzenledim tek tek. Ne çok fotoğraf, ne çok anı, ne çok insan, ne çok kayıp…

Geçmişe özlem duyuyor insan ama gideni ya da gönderdiğini hayatına yeniden sokma gayreti Devamını Okuyun

e-günlük

Sen Bir Bahanesin Yeni Yıl

Az uyuyup, çok çalıştığım haftaların (olayların) arasında 1 günlük yılbaşı tatili büyük bir nimetti benim için. Okul yok, konu hazırlığı yok, dershane yok, o yok, bu yok. Bomboş bir perşembe :)

İlk 6 ayını askerde geçirdiğim 2008’in değerlendirmesini ayrı bir yazıyla görsel hafıza eşliğinde önümüzdeki günlerde yapacağım. Eski yılın son günü ve yeni yılın ilk saatleri e-vren dünyası’nda nasıl yaşanmış; bunları not etmek istedim. Sonra da uyuyacağım; saat 01:49 ve çok uykum geldi :)

Dersimin olduğu sınıflarda öğrencilerimle tek tek öpüştüm, birbirimizin yeni yılını kutladık. Talepleri doğrultusunda iki sınıfımla hediye çekilişi yapmıştık; hediyeleri 2 ocak Cuma günü derste vermek üzere sözleşip evin yolunu tuttum.

Yılbaşı atmosferini yerinde yaşamak üzere Aydın’ın bulvarına attım kendimi. Önünden geçtiğim kuruyemişçiler ve büyük marketler hınca hınç doluydu. İşten çıkanlar, bir yere yetişme telaşında olanlar, alışverişini tamamlama gayreti içerisinde olanlar, son saatlere rağmen hediye almaya çalışanlar vesaire. Işıklandırılmış bulvar ağaçlarının ve süslenmiş mağaza vitrinlerinin önünden geçerken Devamını Okuyun

e-günlük

Milas’ta Deniz Dimdirek!

Dün akşam saat 22:00. Aykut, telefonda Milas’a ameliyata gideceğim, yol arkadaşı olursan 15 dakika sonra hazır ol diyor. “Tamamdiyorum. 22.30’da ilk defa Milas‘a doğru yola çıkıyoruz. Virajlı karanlık yollardan döne döne geniş bir düzlükte ışıl ışıl karşımıza çıkıyor Milas. 40 Bine yakın nüfusuna rağmen gecenin bir yarısı yine de ayakta kent. Otel soruyoruz, insanlar son derece samimi ve yardımsever. Milas‘taki ilk gece, merkezdeki bir otelde son buluyor.

DİMDİREK Git Abi!
Sabah otelin penceresinden kente bakıyoruz. Aykut bak, deniz şu sağ tarafta galiba. Çünkü yol dümdüz o tarafa doğru uzanıyor diyorum bilmiş bilmiş. Sol karşımızda kocaman bir dağ var, muhtemelen deniz öbür tarafta diye düşünüyoruz. Az sonra öğreneceğimiz gerçekten henüz haberdar değiliz. Milas 75. Yıl Devlet Hastahanesi‘ni bulmak için erkenden yoldayız. Hava bulutlu ve serin. Yol sorduğumuz herkes yine içten, yine yardımsever. Bir ilköğretim öğrencisine yanaşıyoruz arabayla: Devlet Hastahanesi ne tarafta?; Abi bu yoldan dimdirek gidin! Yeni bir kelime duymanın şaşkınlığı ve Milaslı öğrencinin kendine has ağız özelliği dimdireksözcüğünü bütün gün dilimize dolandırıyor. Dimdirek gidiyor, iniyor, dönüyoruz. Bizim dümdüz, dosdoğru ifadeleri Milas‘ın kendine has ağzında dimdirek‘le karşılanıyor. Dimdirek diye diye kahkahalar atıyoruz.

Milas’ın Denizi Nerede?
Sabah denizin bulunduğu yeri tahmin etmeye çalışırken Milas‘ın denize kıyısı olmadığı gerçeğinden haberim yoktu. Aykut’un da öyle… :) Denizin ne tarafta olduğunu sorduğumuz hastahane bahçesindeki amca Hangi deniz? diye ayrı bir soruyla karşılık veriyor bize. Abi Milas’ta kaç deniz var ki? diyoruz :) Meğer en yakını 11 km mesafedeki Güllük denilen bir yerleşim yerindeymiş.

Dünya değil Milas daha küçük olunca hastahanede Aytül‘le karşılaşıyoruz. İlk başta ikimiz de acaba o mu? şaşkınlığı içinde cep telefonlarına sarılıyoruz. Aytül ve ben aynı anda İlknur‘a mesaj atıyoruz: Gördüğümüz doğru mu? Aytül mü Milas’taki? Evren Milas’ta mı haberin var mı İlknur :) Neyse meğer ben Evren, o da Aytülmüş :) Gördüğüm en sevecen, hoş sohbet yaşlılardan bir tanesiyle, Aytül’ün babaannesiyle tanışıyorum. Epey sohbet ediyoruz. Aykut’un işleri bittikten sonra Milas’ın bir çay bahçesinde çay içiyoruz beraber. Sonra Aytül’le Aydın’da tekrar görüşmek üzere vedalaşıp Aydın’a geri dönüyoruz. 

Milas yolculuğu sayesinde böylece iki yeni bilgi edinmiş oldum: Dimdirekdiye yeni bir kelime ve Milas’ta deniz olmadığı gerçeğini :)

e-günlük

HÜSS’ü Alıp Geliyorum :)

Yağmur yağıyor Aydın’a şu an. Balkondaki çamaşırlar ıslanmış. Annem telaşlarda :)

Aydın’a döndüğümden beri Seda’yla ilk defa az önce konuştum telefonla. Biraz olsun kendine gelmiş. Cumartesi köye geleceğimi söyledim. “Hüss’e söyle” dedim, “yemek yemezse gelmeyeceğim.”

Yengem Pazar günü dönüşte Hüss’ü Aydın’a götürmemi söyledi. Köyde hava çok soğuk, hasta olmasından korkuyor. Çok mutluyum, yeniden Hüss…

3 haftalık aradan sonra yarın ingilizce kursum yeniden başlıyor. İngilizceden de nasibimi alacağım sanırım.

Birkaç saat sonra Nisan MisAfiR KaLeMim Mustafa‘nın yazısı yayına giriyor. Onun adından çok bahsetmişimdir bazı yazılarımda. “Ellerine sağlık” dedirtecek son derece anlamlı bir yazı yazmış. Çok konuştuk, çok bekledik. Mustafa’m görücüye çıkıyor, hadi bakalım.

Adnan Menderes Bulvarı‘nı bilmem kaç milyonuncu kez arşınlarken Aykut Bey(!)leri fırçalamayı da ihmal etmedim. Beni aramayan sormayan, ihmal eden dostlarım, böyle durumlarda başlarına gelecekleri çok iyi bilirler. Saat 21:00. Şu sıralar Aykut’un gelmesi gerekiyor :) {Laftan, sözden, cep mesajından, epostadan, tehditten anlamayanın sanal alemde afişe edilmesi kaçınılmazdır. Ey Aykut bu taş, hayatımdaki sen ve senin gibiler için!}