Browsing Tag

atatürk havalimanı

e-günlük

Zevk İçin Yazı Yazılır

Aldığım maaş 300 YTL abi” diyor araba kiralama şirketinde çalışan yeni tandığım bir arkadaş. Ve Atatürk Havalimanından Aydın’a dönüş yolunda sahibine oldukça iyi gelir getiren bu işte 1 yıldır sigortasız çalıştığını, 4 ay önce sigortasının yatırılmaya başladığını, sabah 9’da geldiği işten akşam kaçta ayrılacağının belli olmadığını, müşteriden arabayı aldıktan sonra aracın temizlenmesinden bakımına kadar pek çok ayrıntıyla da kendisinin ilgilendiğini anlatıyor. Birkaç gün önce işe yeni bir eleman alınana kadar sektördeki en iyi rent a car şirketlerinden birinin sorumluluğunu neredeyse tek başına üstlenmiş. Yani patronunu zengin ederken 3 kuruşa “eyvallah” diyen yüzbinlerce Türk gencinden bir tanesi kendisi. En acı gerçeği de yolculuğumuzun son dakikalarında ekliyor: Aslında kendi fiyatımızı kendimiz düşürüyoruz.İzmir’de henüz yeni açılan ve geçtiğimiz ay ikinci sayısını çıkarma hazırlıklarında olan bir derginin editörü benden “zevk için yazı yazmamı” istiyor. Telif hakkı, buna bağlı olarak telif ücreti konularını hiç açmıyor. Önemli olan dergiye yeni bir yüz, yeni bir renk eklemek. Böylece derginin reklam gelirine, satış rakamlarına dolaylı da olsa katkı sağlamak. Bu yolda bedava yazı yazdırmak ve telif hakkını sahibine iade etmemek gibi pek çok usulsüzlük mübah sayılıyor.

Dergiyi elime alıp incelediğimde, derginin aynı zamanda editörlüğüne de soyunan bayanın sesleniş yazısına göz atıyorum. İçler acısı… Bir sürü yazım hatası, noktalama yanlışı. Köşe yazarlarına bakıyorum: Ev hanımı, butikçi, gözlükçü, internet kafeci… Hal böyle olunca yazı yazma işini profesyonel ellere teslim etmek gibi bir kaygı taşımıyor dergi sahibi. Çünkü telif hakkı istemeden, keyif için yazı yazmaya hazır pek çok insanımız var ortalıkta. Zaten kendisi de “etrafında köşe yazarı olmaya meraklı pek çok insanın olmasından” şikayet ediyor. Öyle ya, eline kalemi alıp iki düzgün cümleyi ard arda getirebilen herkes “yazabiliyorum” diyor. Bu işin eğitimini alan, bir sayfalık yazı için saatlerini harcayan kalemlere ücret vermeye gerek olmuyor bu durumda. Maksat birkaç süslü fotoğraf göze çarpsın, milyarlık reklamlar alınsın. Keyif için yazı yazmayı kabul edip, sırf yeni bir dergide daha ismim görünsün deseydim, araba kiralama şirketinde ucuza çalışan arkadaşın son söylediği sözü tescillemiş olurdum: Kendimi bedavaya pazarlamış (!) olurdum.

Dershanelerde hala daha 250-350 YTL’ye sigortasız çalışan arkadaşlar var. Oysa bugün bir dershanenin ÖSS hazırlık kursuna kayıt yaptıran bir öğrenciden aldığı ücret 2000-3000 YTL arasında. Bir de bunun gecelik faizini düşünün. Bir öğrenciden 2000 YTL alan dershane, niçin öğretmenine 250 YTL’yi uygun görüyor? Ve yasal olmadığı halde öğretmenini sigortasız çalıştırıyor? Ağustos 2006’da büyük bir dershanenin kurucusuyla görüştüğümde bana “1 yıl ücret almadan ve sigortasız” çalışacağımı, ikinci yılsa “stajımı başlatma garantisi vermediğini” söylemişti. Ve “sen kabul etmezsen yerine gelmek isteyen pek çok arkadaşın kapıda bekliyor” demişti. Çok mecbur kalmış olsaydım belki de o “ahlaksız teklifi” kabul edip bedavaya çalışmayı kabul edecektim. Zaten dershanelerin büyük bir yüzsüzlükle çok az bir ücret karşılığı öğretmen çalıştırmasına “yine bu teklifi kabul eden bizler” sebep olmuyor muyuz? Kendi fiyatımızı kendimiz düşürmüş olmuyor muyuz?

Hangi sektörde olursa olsun, aldığımız eğitime saygı göstertmek, fiyatımızı yüksek tutmak yine bizim elimizde. Yeter ki, yıllarca aldığımız eğitim için ailemizin harcadığı paraları, bizim de emeklerimizi göz ardı etmeyelim. Sözüm kimseye muhtaç olmamak için çalışmak ve 3-5 kuruş kazanmak zorunda olanlara değil; işsiz kalma korkusuyla bulduğu dala hesapsız kitapsız tutunmaya çalışanlara: Kimse sana değer biçmesin, kendi fiyatını kendin belirle. Sen yorulurken ve emeğinin karşılığını alamazken hizmet ettiklerin ceplerini dolduruyorsa işte orada yanlış olan bir şeyler var.