Browsing Tag

ankara

e-günlük

Yeni bir başlangıç: İnternet Derneği (ISOC-TR)

internet derneği isoc tr

Yazacak çok şey olmasına rağmen bir süredir bloga yazı ekleyemiyorum oysa dolu dolu bir hafta geçirdim (aslında haziran ayı benim için son derece hareketli başladı).

İnternet Derneği‘nin (ISOC-TR) ilk Genel Kurul toplantısı için 14 Haziran Pazar günü Ankara’ya gittim. Toplantı ODTÜ Yerleşkesindeki Enformatik Enstitü’deydi. Üye olmak için haftalardır e-postalaştığım İnternet Derneği’nin ilk üyeleriyle tanıştım. Devamını Okuyun

e-günlük

2009 İstatistik Bilgileri

e-vren günlüğü’nün arka penceresinde en keyifli işlerden biri her yılın sonunda onun istatistik detaylarını çıkarmak oluyor. Raporları incelerken epey ilginç ve ayrıca komik bilgilerle karşılaştım. Komik’ten kastım arama motorlarıyla e-vren günlüğü’ne ulaşanların hangi arama’larla buraya düştükleri ;) Bu konu, haftalarca sürecek ayrı bir yazı dizi olacak gibi ;)

2009’da dünyadan 69 ülkenin, Türkiye’den 45 şehrin ziyaretçisini ağırlamış e-vren günlüğü. Her yıl olduğu gibi evrengunlugu.net’in merkezi Aydın, ziyaretçi sayısı bakımından 4. sırada yer alıyor ;) İstanbul, Ankara ve İzmir yine başı çekiyor.

İstatistik bilgilerinde Devamını Okuyun

e-günlük

Ankara ve İstanbul Günlüğü

Aylar öncesinden planladığım üzere KPSS’ye girip hemen ertesi gün soluğu Ankara’da aldım. 28 Haziran Pazar akşamı adım attığım Başkent’te geçirdiğim 6 gece 5 gün son derece keyifliydi. Ankara’da bulunduğum süre boyunca yeğenim Mesut‘ta misafir oldum. İlk akşam, yemekten sonra Balgat’ta bakanlıkların önünde yürüyüş yaptık. KPSS’den çıkmış biri olarak gözüm sürekli birisini aramıştı ama 5 gün boyunca o muhterem şahıs bir kez olsun görüş alanıma girmedi :)

29 Haziran Pazartesi: Sabah Nur‘la buluştuk ve ilk başta bana uzun gelen bir yolculuktan sonra Radyovizyon‘a vardık:

Aydın’da dinlerken ses tonlarına ve mikrofondan yaydıkları enerjilerine hayran kaldığım Serkan ve Gülin‘le tanıştım. Haberleri sunarken Nur’u ilk kez canlı canlı seyrettim: Devamını Okuyun

e-günlük

e-vren Yıllığı 2008

2008’in ilk 6 ayında asker ocağında oluşuma sık sık TTNET kesintileri ve aniden öğretmen olmanın getirdiği yoğun çalışma temposu eklenince e-vren günlüğü, geçmiş yıllara göre durgun bir yıl geçirdi. Ancak, askerlik sonrası hayalimdeki fotoğraf makinesi Canon 450 D’ye sahip olmamla beraber en renkli e-vren günlükleri de ortaya çıkmaya başladı.

2008 yılında 44 kişisel fotoğrafla desteklenen 146 e-günlüğün yayınlandığı ve 7 MisAfiR KaLeM’in renklendirdiği e-vren günlüğü toplam 93.100 kişi tarafından 146.840 defa ziyaret edildi.

Mayıs 2008‘de suskunluğuna son veren e-lektronik yaşam serüvenimde yer alan ve notu tutulamayan pek çok gelişmeyi daha önce yazılarda kullanılmamış sembol fotoğraflarla e-vren yıllığı 2008‘de sıralamaya çalıştım.

e-yaşam serüvenini yakından takip edip de acaba arada ne kaçırdım diyenleri ve belki benim adım da geçmiştirdiye merak edenleri şöyle ağırlayalım: Devamını Okuyun

e-günlük

Ankara’dan İzlenimler

26 Ekim günkü sabah 07.00’dan akşam 18.00’e kadar 11 saatlik Ankara gezisi için neredeyse 18 saatlik seyahati göze almak durumundaydım :) Bu, Ankara’ya normalde 3. gidişimdi ama gezi amaçlı 2. gidişim oldu.

Saat 8’de Demetevler’deyim. Metro’dan iner inmez beni karşında göreceksin dayıcımdiyen çılgın yeğenim Şayzın‘ı ben uyandırıyorum telefonla. Arif beylerse eve vardığımızda hala uyuyor. Bir taraftan perdeleri açıyorum bir taraftan daniye karşılanmaya gelinmiyorum, bu bekar halimle Evren abinizi oralarda bir başına bırakıyorsunuz! diye çıkışıyorum. Meğer çocuklar ben geleceğim diye sabaha kadar bazlama yapmışlar :) Güzel ve uzun soluklu bir kahvaltının ardından sokaklardayız. Saat 10.30 olmuş olmasına rağmen koca şehirde tek bir mağaza açık olmaz mı… Hadi bir tane buluyoruz, surat bir karış esnaf hanımlarda :) Aylardır gönlümden geçirdiğim buluşma için Arif ve Şaziye ile ayrılıp yola koyuluyorum.

Ve yıllardır merakla beklenen an.Kaan sen gerçeksin! diyorum Kızılay’da Karanfil Sokak çıkışında beni bekleyen Kaan‘a sarılarak :) 1 yılı aşkın bir süredir blogtan birbirimizi takip ettiğimiz, gerek dışsal gerekse içsel yönden pek çok konuda birbirimize benzediğimizi düşündüğümüz Kaan’la nihayet gerçek hayatta da tanışabiliyoruz. Kendinden emin, olgun oturaklı, page rengi 4 ve blograzzi’de kişisel blog kategorisinde 1. sırada yer alan bu ünlü blog yazarı arkadaşımla iki çay tiryakisi olarak hasbihal ederken işte beklenen o ikinci an yaşanıyor:

Servet‘i, kardeşim kadar o kadar benimsemişim ki ben askere gitmeden önce bloglarımızı keşfettiğimizi ve tanıştığımızı sanıyordum. Halbuki asker dönüşü Haziran gibi tanışmışız :) Soluk soluğa geliyor, malum saatler bir saat geri alınınca afallamış biraz. Benim için flickr’ın usta deklanşörlerinden olan Servet, fotoğraflarındakinin tıpkısının aynısı :) Yaşının benden epey genç olmasından dolayı karizması ve yakışıklılığını kendime rakip olarak görmemeye gayret gösterip blog muhabbetlerine dalıyoruz. Biz Kayhan ve Dilara‘dan bahsedip, malum blog servisini çekiştirirken Ankara radyolarının karizmatik haberci sesi, Nur beliriyor oturduğumuz kafenin önünde:

Ve hayal edilen 26 Ekim 2008 tarihli Ankara fotoğrafı tamamlanıyor:

Bir haber spikerinin başına gelebilecek en kötü şeyi yaşıyor Nur, bizimle buluştuğunda. Günlerdir gribal bir rahatsızlık yaşıyor olmasına rağmen Ankara’da beni yalnız bırakmıyor. Akülü Araç Kampanyamıza radyodan destek veren, e-vren günlüğü yazılarının altını üstüne getiren ve kısa zamanda sanal tanışmışlığı samimi bir arkadaşlığa dönüştüren Nur, 3 blog yazarının bloglama atladıkları blog muhabbetleri arasında biraz sıkılmış gibi görünse de Kocatepe Camii çıkartmasında objektiflerin kendisine çevrilmesiyle kendine geldi. Kendisini Servet’in usta fotoğrafçılığına bırakan Nur Hanımın ne hastalığı kalıyor ne de vücut kırgınlığı :)

Servet, kendinden geçiyor fotoğraf çekerken. Böyle çocuklar gibi şen, oradan oraya koşturuyor. O, Nur’un pozlarını çekerken biz de edebiyatçılığını MisAfiR KaLeM olarak  Kasım’da e-vren günlüğü için konuşturacak olan Kaan’la özel kareler peşindeyiz.

Safiye Sultan, abimi televizyondan canlı yayında seyrederken, kardeşim Ziya kendi arkadaşlarıyla GoKart yarışmasında stres atarken ben de blog dünyasının bana armağanı arkadaşlarımla çok zevkli birkaç saat geçirmekle meşguldüm. Sanal alemin arkadaşlık/dostluk getirisi/götürüsüne hiç değinmeden bunca zamandır yazılarıyla, fotoğraflarıyla ve mesleğiyle ruhunu ortaya koyan bu 3 arkadaşımla birebir tanışmanın ve vakit geçirmenin tadını çıkardım. Hepisini zaten seviyordum, yüz yüze tanışınca hepten sevdim.

Ankara’nın tek bir eksiği vardı; o da Harun. Lakin, Ulus’ta telefonun diğer ucundaydı. Saatler 18’i gösterip Ankara’dan ayrılma vakti geldiğinde Başkent’te bir ilki gerçekleştirmenin bu seferlik kısmet olmadığı Harun’la Aydın’da hasret gidermek için çoktan sözleşmiştik. Ebruların Sultanı’nın yol boyu Magnum Çikolata keşfi ve tadına doyulmaz yaşam tecrübesi ile 03.30’da yatağımda son bulan kısa ama uzun bir Ankara günü de hatıralarım arasındaki yerini almış oldu.

Ankara buluşmasından 24 fotoğrafa aşağıdan ulaşılabilir:

Ekim ’08 Ankara’dan Kareler
e-günlük

AYAĞIMIN TOZUYLA…

Askerden yeni gelmişim, otursam ya oturduğum yerde. Ya da birkaç yüz test sorusu çözüp kaçınılmaz gerçek KPSS’ye hazırlansam ya. Dünya dönüyor, zaman akıp geçiyor, 4 Haziran gecesi Ankara‘ya doğru başlayan yolculuğum 8 Haziran günü Balıkesir dönüşüyle sona eriyor. 

Yeğenlerim Arif ve Şaziye‘yle beraberdim Ankara’da. Arif, e-vren günlüğü’nün Ekim 2005 MisAfiR KaLeM‘iydi. 

Abisinin ardından Şaziye, e-vren günlüğü’nün yeni döneminde ilk MisAfiR KaLeM olacak 9 Haziran Pazartesi günü. Bu sebeple yazıda kullanmak için fotoğraf çekimleri yaptık Ankara parklarında. 

Ankara’dan Aydın’a, oradan da ayağımın tozuyla Balıkesir’e… Yine e-vren günlüğü’nün MisAfiR KaLeM{LeR}inden Hikmet‘le beraber kısa bir Balıkesir turu yapıyoruz. 5 yılını geçirdiği Balıkesir’e veda etmeden önce son birkaç kare fotoğrafını çekiyoruz. Aydın, Hikmet’in dönüşünü bekleyedursun; ben, bu akşam ailem, İlknur ve Fatih‘le Leman SAM konserine gitmeye hazırlanıyorum.

e-günlük

Aydın-Ankara-Afyon-Aydın

27 Eylül perşembe günü sabah 8’de Ankara‘ya doğru yola çıktım. Ve bugün saat 18’de Aydın’a ayak bastığımda geride 25 saati şehirlerarası otobüslerde geçen yorucu bir yolculuk bırakmıştım. Başka bir şehirden gelip Aydın’ın havasını soluduğumda yeniden doğduğumu hissediyorum. Bunu bugün yine yaşadım.

Ankara’da kuzenim Arif‘le birlikteydik. Kızılay’da servisi çok ağır bir yerde oruç açtık. İftar çadırına gitmek istedim önce. Kuzenimle yola düştük ama iftar çadırındaki uzun kuyruğu görünce bu hevesimden vazgeçtim. 9 saatlik yolculuktan sonra iftar çadırında kuyruk beklemek zor geldi. Yemekten sonra Kocatepe Camii‘ndeydik. O ne ihtişamlı, güzel bir ibadethaneydi öyle… Kocatepe’nin ışıklandırması, tepeden tam ortaya sallanan büyük küre şeklindeki avizesi en çok dikkatimi çeken özellikleriydi. Yan taraftaki kitap fuarını da gezip metroya doğru yola koyulduk. Arif, metroya nereden nasıl bineceğimi anlattı. Bir süre daha Ankara metrosu işime yarayabilirdi :)

Cuma günü iftarı Afyon‘da Fatih’in yanında yapmak istediysem de bu amacıma 35 dakika geç kavuştum. Otobüs firmasının azizliğine uğramıştım ve Fatih de mecburen çoktan karınını doyurmuştu. Ama Yeşil Cami’nin yanındaki parkta çay içme zevkinden de geri kalmadım.

Anlatılması gereken çok şey yaşadım. Pek çoğu ailemle paylaşıldı zaten. Bir de yaşanıp yazılamayanlar var ki asıl merak konusu da bu oluyor :) Ankara’da amcamın torunu Arif’le, Afyon’da liseden sınıf arkadaşım Fatih’le birer gün geçirdiğimi notlara düşmekten başka bir şey yapmıyorum şu an. Haftaya yeniden Ankara’da olacağımı da not edip kafaları iyice karıştırabilirim. Yorgunum, yol yorgunu…