ali kırca « …bir e-lektronik yaşam projesi

Hani ben alışkın değilim gizli saklı işler yapmaya. Elime yüzüme bulaştırırım ille de her şeyi. Sayın cemaat, muhterem davetliler! Bildiğiniz üzere vasiyetimi armut’ların altına saklıyorum. Gün gelir lazım olur, açar açar okursunuz. Okur okur, kıkır kıkır gülersiniz.

Mehmet Ali Birand‘ın Türkçe yanlışlarını not etmekten bıktım, Ali Kırca‘nın kamera karşısındaki karizmasına hasta oldum, Okan Bayülgen‘in ses tonuna hayran olmaktan kendimi alamadım. Biri Bizi Gözetliyor sessiz sedasız biterken, “efsa efsane” diye yırtınan Öykü Serter‘e içten içe güldüm.

Pazar günü Çine‘de ablamlardaydım, pazartesi de bütün gün İzmir‘de. Arşivlemeler tamam, sık kullanılanların hepsi linkibol bankasında. Alınması gerekenleri de not ettim. Şimdi Hüss‘ün tabiriyle “yatcaz kalkcaz” hayatı öğrenmeye gitcez :)


Tamam biliyorum, çok yerde yazıp söylemişimdir: Gözüm Ali Kırca‘nın koltuğunda, diye. Aşağıdaki videonun bu hayalimle yakından uzaktan bir alakası yoktur, öncelikle bunun altını çizmek istiyorum :) Çankırı‘daki Dünyanın Tadı: TUZ projesinin son günü katılımcı arkadaşlara seyrettirmek için komik bir şeyler yapalım dedik. Berkay’la ilgili videoların yanına bir reklam bir de ana haber bülteni eklemeye karar verdik. Tuz Projesi’ni dozunu kaçırmadan dalgaya almaya çalıştık ve çekimler sırasında gülmekten ikiye yarıldık ki sabaha zor toparlanıyorduk :) Şimdi aşağıdaki ilk video Erdinç tarafından, Merve’nin megapikseli düşük (!) fotoğraf makinesiyle çekiliyor. {Bütün görüntüler tek bir videoblogta birleştirildi. Bkz. aşağıda} Kendisi ve Duygu da kameranın arkasında kıs kıs gülüyorlar. Nihayet 5. denemede olayı bitiriyoruz :) 

Muhaberimiz Merve Öztaş’a meydanda bağlandığımız görüntü elimdeki cd’lerde çıkmayınca aradaki bağlantıyı bir fotoğraf karesiyle sağlamaya çalışıyorum :) Ana Haber Bültenimizin 2. Bölümü ertesi gün çekildi. Arkadaki Tuz Tv ambleminin olmayışından ve kıyafetimin farkılılığından anlaşılıyordur :) Çekimlerde gülmekten öyle çok vakit kaybı yaşıyorduk ki artık yanlış da konuşsak, gülsek de kesmeyip devam etmeye karar verdik. Asmalı Konak muhabbetine de değinmek istiyorum. Çankırı’da akşam yemeği için Asmalı Konak isminde muhteşem bir yere gittik. İşletme sahibine önceden haber verilmesine rağmen gece yarısı gözlemelerimize kavuşabildik ve o satten sonra yemek yesek de yemesek de farketmiyordu. Çünkü sinirler iyice gerilmişti :) İşte, resmen proje şebeğine döndüğümüz son görüntüler: 


 {Baştan belirteyim, bu uzun bir yazı olacak}

Eskiden ne güzelmiş, annem anlatır hep: Gaz yağı kuyruğuna girerler, saatlerce beklerlermiş. Öyle 5′er 10′ar ekmek almak yokmuş. Ellerindeki karneyle ekmeklerini alabilirlermiş. İstasyon meydanında adamlar asılır, adamlar asılırken bir başka meraklı adamlar gidip seyrederlermiş.

Eskiden ne güzeldi. Biri Bizi Gözetliyor, Benimle Evlenir misin?, Akademi Türkiye vardı. Melih, Hülya‘ya mı aşık yoksa Esra’ya mı diye merak ederken, Eray’la Melih’in birinciliği üzerine iddialara girer, kavga ederdik. Tülin’le Caner’in aşklarına salya sümük ağlarken çoğu kızımız kapıda, pek çok erkek de 30′undan sonra evlenmek zorunda kalmıştı. Semra Kaynana ile ilgili herhangi bir haber yoksa Ali KIRCA bizim için bir anlam ifade etmez olmuştu. O zamanlar küresel ısınma yoktu. Varsa yoksa Popstar, Benimle Dans Eder misin? ve Ünlüler Çiftliği vardı. Ekonomi, şehit haberleri, siyaset… bunlar sıkıcı konulardı. Eskiden ne güzeldi.

Bugünse -kimilerinin tabiriyle- Kurtuluş Savaşı dönemindeki milli ruh’a doğru bir kayış söz konusuymuş. Ankara, İstanbul derken milyonlar ellerinde Türk Bayrağı, yakalarında Atatürk rozetleriyle İzmir meydanlarında demokrasi arayacakmış. Kurtlar Vadisi, Asmalı Konak, Sıla, Binbir Gece‘nin milyon dolarlık Şehrazat’ı bile Türk Milletini uyutmaya yetmemiş. İnsanların demokrasi yürüyüşü, bayrak mitingi yapacağı tutmuş. 7′sinden 70′ine herkes tek bayrak, kırmızı beyaz renk ile tek amaç için bir araya toplanacakmış / toplanıyormuş.

Durup dururken rahatımız bozuldu, keyfimiz kaçtı. Cumhurbaşkanının eşi First Lady, Türkiye Büyük Millet Meclisi de Parlemanto olmasaydı da tek sorunumuz keşke küresel ısınma olsaydı. Elektrikler kesiliyor, sular gidiyor, barajlar kuruyor, göller haritadan siliniyor, cumhuriyet elden gidiyor, demokrasi ayaklar altına alınıyor vs vs vs

Ne işim var yarın İzmir’de Gündoğdu Meydanı’nda. Bir heyecan, bir coşku… İnsan ömründe kaç defa yaşanır ki bu olay. Faranjit oldum, sesim gitti ama yarın Cumhuriyet yürüyüşüne katılmak için hevesim gitmedi. Hazırlıklar tamam. Daha da ağırlaşmazsam yarın 2 milyon insanla beraber, arkadaşlarımızla İzmir’deyiz!


Perşembe akşamları televizyonun altını üstüne getirme akşamımdır. Okul dersleri bitmiş, haliyle yorucu bir haftayı geride bırakmışımdır. Yine kanallar arasında dolaşırken bu perşembe akşamı, NTV‘nin yeni yarışması Türk Mucit‘in tanıtımlarına denk geldim.

Kanal D‘yi açıyoruz, Dobra Dobra kavga ediliyor, Sabahların Sultanı Seda Sayan‘da dedikodular yapılıyor, öğleden sonra Esra Ceyhan milleti kışkırtıyor. Show Tv‘yi açıyoruz Serap Ezgü bağırıp çağırıyor. ATV‘de ismini hala öğrenemediğim bir bayan Yeter Artık programıyla seyirciye “yeter artık!” dedirtiyor. Popstar Alaturka, şarkı yarışmasından çok Bülent Ablamız ile Armağan eniştemizin aşkı üzerine kurulmuş vaziyette ilerliyor. Buzda Dans‘ta danstan çok kavga ediliyordu. Çok şükür bitti derken Şarkı Söylemek Lazım‘la Türk Milletine yeni bir uyku hapı verildi. Star Tv ne yapacağını şaşırdı; Amerikan askerlerini andıran bir kılıkta “şöhretsiz ünlüleri” Acemi Birliği‘ne soktu. Üstelik bütün bu programları bilmek için yayınlandıkları saatte ekran başında olmak da gerekmiyordu. Türk medyası hizmette sınır tanımıyordu: Ali Kırca üç siyaset haberinden sonra, Mehmet Ali Birand ise ilk flaş haberinde kanallarının dizilerini, sanatçıların olay aşklarını ana haber bültenlerinde ekranlara saçıyordu.

Televizyon yayıncılığının artık geriye dönüşü mümkün olmayan kirlenmesi nereye varacak kestirmek zor. Ne kanal adı ne de yarışma ve tartışma programları saymakla biter. Ama NTV’nin tanıtımlarından ve internet sayfasındaki kısa bilgilendirme yazısından anladığım kadarıyla ilk defa dişe dokunur bir yarışma programı başlıyor. Çünkü onlarTürkiye icadını arıyor! sloganıyla ve Teknoloji harikaları peşinde değiliz. Hayatı kolaylaştıracak orijinal projeler, insanların satın alacağı işler arıyoruz… diyerek son derece iddialı bir şekilde Türk Mucit’i ekranlara getirmeye hazırlanıyorlar.

Yine de en iyisi çok fazla kumandaya dokunmamak, televizyona elimizi verip kolumuzu kaptırmamak. {En azından kendi adıma…}