İnsanlar Ölüyor Fotoğraf Beklemiyor!

Bahtiyar

10 Mayıs Cuma akşamı kardeşim İbrahim’in düğününü gerçekleştirdik. O akşam akrabalarımızın büyük çoğunluğu oradaydı. Bahtiyar amcamız da salondaydı ama onu son kez görmek kısmet olmadı.

Bahtiyar amcam düğünden beş gün sonra 15 Mayıs sabahı, diş hastanesine gitmek için yola çıktığında bir aracın çarpmasıyla hayatını kaybetti. O, dedemin hem yetim hem öksüz büyüyen en küçük kardeşiydi. Hep garip, hep düşünceli, kendi halinde ama her zaman çok iyi bir adamdı. Varlığıyla da yokluğuyla da kimseyi rahatsız etmez, her zaman sessizce gelir sessizce giderdi. Bizim tüm iyi ve kötü günlerimizde yanımızda oldu. Bahtiyar amcam ismine rağmen çok da mutlu mesut bir hayata sahip olamadı. Kendini çok sevdirdiği gibi ölümüyle de herkesi derinden sarstı. ‘Bir varmış bir yokmuş’ masalı tam da amcamız için gerçek oldu.

Bizim sessiz sakin Bahtiyar amcamızın beklenmedik ölümüyle fotoğraf adına bir süredir kafamda olan bir projeye yoğunlaşmam gerektiğine karar verdim. Birkaç yılda tamamlanacak ve Aydın’dan Ankara’ya, İzmir’den Diyarbakır’a uzanacak bir plan program hazırlamam gerekecek. Rahmetli Bahtiyar amcamın vefatı bir kez daha anlamamı sağladı ki: Fotoğraf beklemez.

Bir şekilde bu yazıya rast geldiyseniz Bahtiyar amcama bir Fatiha göndermeyi de ihmal etmeyin.

Bahtiyar Amcamızın Hatırasına

Bahtiyar Amcamızın Aziz Hatırasına...

Bahtiyar Amcamızın Aziz Hatırasına…

Dedemin en küçük kardeşi; annemin amcası, bizim sessiz sakin kendi halinde garip Bahtiyar Amcamızı 15 Mayıs 2013 tarihinde trafik terörüne kurban verdik. Hep tebessüm eder, kimseyi kırmaz, öylesine kendi halindedir ki varlığını bile bazen fark ettirmezdi. Birkaç saat sonra toprakla buluşacak; ömrünün tüm yükünü omuzlarından atacak. Bahtiyar Amacımızın ruhuna bir Fatiha rica ediyorum; nur içinde yatsın!

İki Yüz On Dokuz Gün Sonra Aydın!

21.30 İzmir uçağına binmek için bekliyorum. Tam 219 gün önce 28 Eylül akşamı otobüsle geldiğim İstanbul’dan en küçüğümüzün, Evren’in En Muhteşem Efe’sinin düğünü için birkaç günlüğüne ayrılıyorum.

156 günlük askerlik rekorumu kırdım İstanbul’da. Aydın’ı terk edip (ki bir terk ediş değildi bu, ağır bir ifade oldu) yola çıktığımda yedi aydan fazla bir süre geri dönmeyeceğimi düşünmemiştim. İstanbul yerinde duruyor ama bu şehirde her şey öylesine hızlı akıyor ki çoğu şeyin üzerine durup düşünmeye vaktim olmadı. Belki dursaydım daha çok yorulacaktım, düşünseydim daha çok gurbet acısı çekecek; ailemi daha fazla özleyecektim.

219. gün… Yaşadığım şehir olan İstanbul’dan ilk ayrılışım. Hâlâ daha onunla karşılıklı oturup konuşamadık. Ben yeni bir hayat kurmanın telaşında, İstanbul yeni hayatlara ev sahipliği yapmanın telaşında birbirimizi dinlemeye, anlatmaya vaktimiz olmadı.

Aslında Aydın’a gitmeden tam 1 yıl kalabilirdim burada. Bilen bilir; yorgunluklarım, kırgınlıklarım, unutmak istediklerim, hatırlamak istemediklerim var benim aşk’la bağlı olduğum doğup büyüdüğüm Aydın’da.

e-vren günlüğü’nü inşa ettiğim şehir… Evren’i büyüten şehir… Benim için ağlanası hasretlerin, unutulmayacak anıların olduğu muhteşem şehir. Gönderdiğin gibi olmadığımı söyle bana ve 2010’dan beri yaşananları ikimiz de unutalım bu defa.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

Mektup

Pazarın ertesi gittin; cumanın ertesi gelmedin.

‘Yalnızca beni sev’ dedin; severken seni yalnız bıraktın beni.

İstediğin mektup şimdi satırlarımda.

Ama hani gönderilecek sevgili; nerede postalanacak adres?

Bir ulak tuttum beni kahırlara gömdüğün gecede; dosttan dosta yolladım. Haber uçuruyor herkes ‘üzülmesin evren’ diye. Bilmiyorlar ki yoksan eğer sen, evren tek bir gezegen! ama gidince Aşk, koca evren tek bir gezegen!

Bazen yelkovan geçiyor akrebi, akrep zehirliyor yengeci. Sevdadan dem vuranlar yalancı; aşk arayanlar aslında birer dilenci. Gücenir miyim sanıyorsun Rumî’ye; gönül koymuyorum Mecnûn’a, Ferhat’a ne de Kerem’e; aşk dedikleri elindeki kadehte taksim taksim diye.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

İstanbul’da 200. Gün

istanbul 200. gün

Merhaba Aydın, Merhaba İstanbul

Bu gece İstanbul’daki 200. gecem. Aydın otogarından otobüsün geri geri çıkışı, beni uğurlayanların,  ağlayanların hepsi hâlâ gözlerimin önünde çok net.

200 günlük zaman zarfındaki özlemlerimi, umutlarımı, hayallerimi, hayal kırıklıklarımı burada yazıp İstanbul’a haksızlık etmek istemiyorum. Sevdiğim şarkıların yazıldığı, seyrettiğim filmlerin çekildiği, yıllardır şiirlerinde, romanlarında kaybolduğum sanatçıların yaşadığı şehrin sınırları içerisinde bulunmak, bunca zaman onun bir parçası olmak çok değerli bir duygu.

Bu şehirde yaşadığım çok özel şeyler var. Hayal ettiğim şehirde değilim belki ama hayallerin ötesinde bir İstanbul’da hayallerimi gerçekleştirmeye doğru ağır ağır yürüyorum. Çoğu zaman da durup sokaklara, araçlara, 17 milyonluk insan yüzlerine bakıyorum. Sıkılıyorum, üzülüyorum, heyecanlanıyorum, mutlu oluyorum.

Hâlâ anlaşılamadığımı, kendimi anlatamadığımı ve 6. ayın sonunda henüz İstanbul’la karşılıklı oturup tanışamadığımı; iki kelam sohbet edemediğimi düşünüyorum. Şimdilik kendi İstanbul’umu yaşıyorum; düşlediğim İstanbul’dan çok bambaşka haliyle.

Her şey çok karışık, çok sıkışık… şu an olduğu gibi.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik