e-günlük

Dört yazardan uydurma sürecinin ayrıntıları

Fotoğraflar: Hep Kitap

Önünden defalarca geçtiğim ama dün ilk defa içine girdiğim Pera Müzesinde,  Uydurmanın İncelikleri kitabına katkıda bulunan yazarlardan Hakan Bıçakçı, Seray Şahiner, İsmail Güzelsoy ve Doğu Yüce’nin uydurma sürecini ele aldıkları harika bir söyleşiyi dinledim. Dört yazarı da ilk defa yakından gördüm. Yazma, bir eser yayımlama konusunda sandığımızın aksine o kadar cesur olmadıklarını, kendilerini yazarlık konusunda çok yetkin görmediklerini sürekli yinelediler. Yazmaya başlamak isteyip de buna cesaret edemeyenler varsa bizim bu korkularımız da onlara cesaret verebilir dediler. Dinleyici grubu kalabalıktı, sohbet çok keyifliydi, ortam harikaydı. Etkinlik sorumlusu “söyleşi süresinin 55 dakika aşıldığı” uyarısını yapmasa sahnedeki yazarlar konuşmaya, seyirciler dinlemeye devam edebilirdi.  Devamını Okuyun

e-günlük

Feryal Tilmaç: Mevt’in başındaki öyküyü yazmak için yazar olmuş olabilirim.

Yazar Feryal Tilmaç‘ın 10 Şubat Cumartesi günü İthaki Akademi‘deki söyleşisine katıldım. Kendisini ilk defa dinledim; yazarlığını, hayata bakışını, kendi hayatını anlattıkça ne kadar zarif, ne kadar duygusal, ne kadar bizden ve benden diye düşündüm. Hatta söyleşiye beraber katıldığım Oğuz Bahadır‘a da aynı şeyi söyledim: Feryal Tilmaç’ı dinlerken entelektüel mıy mıycı edebiyatçılardan ne kadar sıkıldığımı fark ettim, onu dinlerken adeta ruhum yıkandı. Devamını Okuyun

e-günlük

Uğur Batı: Çoğumuz kendimizi keşfedemeden öleceğiz

Uğur Batı ismini ilk Nil Didem Şimşek Hocamdan duymuştum ki her görüşmemizde adını bir şekilde mutlaka zikreder. Katıldığı televizyon programlarında az da olsa kendisini seyrettim ancak 24 Ocak’ta StartersHub’daki söyleşisinde onu ilk kez dinledim. 1.76 – 1.80 boyunda, iri yarı, siyah giyinmeyi sevdiğini tahmin ettiğim, saati sağ bileğine takan, çokça yüzük ve bilekliği olan hoş sohbet bir adam. Konuşmasına ne ara başladığını anlamadım, mekana girer girmez sohbete başlayıp neredeyse iki saat hiç susmadı. İnanılmaz bir enerjisi ve anlatmak istediklerinin adeta tamamını aktarmaya hevesli bir yapısı var. Çok da etkili göz teması kuruyor. Bütün bunlar da muhtemelen akademisyen ve hocalık tarafından kaynaklı.  Devamını Okuyun

e-günlük

95 yıllık ömür bir toprağa sığar mı?

13 Ocak Cumartesi sabahına karşı Ziya dedemi kaybettik. 1923 yılında Isparta’da başlayan hayatı Aydın’da sona erdi. Son bir yıldır başlayan hafıza zayıflığı haricinde ciddi bir rahatsızlığı yoktu dedemin, öyle ki her kontrolünde doktorlar “bizden bile sağlıklı” derdi. Onunla hafızası daha da zayıflamadan, 2016 yılında bir video çekimi yapmıştım. Sohbetin sonlarına doğru yorulmuş, bazı anılarını hatırlayamamıştı. O videonun üzerinden on altı ay geçti. Anneannemi on bir yıl önce kaybettiğimiz 14 Ocak 2007 tarihinden bir gün önce 13 Ocak’ta kâğıt üzerinde 95, gerçekte 98 yıllık ömrünü tamamladı dedem. Hasret büyüdüğü annesine, babasına, ölümüne bir türlü alışamadığı anneanneme, peş peşe kaybettiği ve herbirinin mezarını yaptırdığı kardeşlerine kavuştu. Zaten hepimizin bir gün gideceği yerde, yerine yerleşti. Nurlar içinde yatsın.  Devamını Okuyun

e-günlük

Akoğul: Gizli gizli neyi fotoğraflıyorsak onun sahibi oluyoruz.

Fotoğraf sanatçısı Merih Akoğul‘un Psikoloji ve Fotoğraf İlişkisi Üzerine konulu söyleşi için İstiklal Caddesindeki Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezine gittim. YKY Sanat Merkezi yeni açıldı ve ihtişamıyla İstiklal’e çok yakışmış. Akoğul’u ilk defa dinledim ve iki saate yakın söyleşisinden büyük keyif aldım, fotoğraf sanatına dair önemli ipuçları edindim.  Devamını Okuyun

e-günlük

Merhaba yeni hayat, gerçek İstanbul

Yeni evimde on birinci gecem, on ikinci günüm. Esenyurt Haramidere’de beş yıldır oturduğum 25. kattan 26 Aralık’ta taşındım. Orası İstanbul’da tek başına yaşadığım ilk evim, ilk durağımdı. Şimdi Haliç’in kıyısında İstanbul’daki üçüncü durağımdayım. Her şeyi içinde barındıran siteden her şeyi içinde barındıran bir mahalleye ve elli yıllık ruhu olan tarihi bir eve taşındım. 1+1’deki sakin, sade hayatımı dış cephesi UNESCO tarafından yapılmış ve korumaya alınmış 3+1 eve yaymaya – daha doğrusu sığdırmaya- çalıştım bu on iki günlük zaman zarfında. Artık Haliç’i gören bir çalışma odam ve arada kapımı çalıp yemek getiren komşularım var.  Devamını Okuyun

e-günlük

Kendini marka olarak görüyor musun?

Blog yazarı olarak kendini marka olarak görüyor veya profesyonel hayatta yaptığın iş itibarıyla marka haline geldiğini düşünüyor musun? Bu sorulara benim cevabım: Hayır. Birileri sizi marka olarak görüyor ama siz kendinizi öyle görmüyor olabilirsiniz. Blog yazarı denince akla gelen ilk isimler bu alanda markalaşmış kişiler olarak kabul edilebilir. Benim kabul ettiğim isimler başkaları için öyle görülmüyor da olabilir. İlla markalaşmak da gerekli mi? İnsan, marka olabilir mi? Bütün bu sorgulamalar, geçen hafta Ertuğrul Müyesseroğlu‘nun Kişisel Markalaşma Eğitimine katılınca zihnimde uyandı. Devamını Okuyun