Mülakat ve sınav stresleri nihayet sona erdi. İki gün içinde 480 km yol tepmenin ve onca heyecanın sonucu önümüzdeki hafta açıklanacak. Hayatımın en keskin dönüm noktalarından biriyle karşı karşıyayım.
Dün, Ramazan’ın ilk iftarını verdik; teyzemler bizdeydi. Öncesinde yeğenim Haktan‘ın Microsoft MSP adaylığı için video çekimleriyle uğraştık. Farklı mekan ve açılardan parça parça çektiğimiz tanıtım videosu için Aydın’da kocaman bir daire çizdik. Son noktamız Nevzat Biçer Parkıydı ve orucun sonuna yaklaştığımız saatlerde başımı parktaki havuzun içine sokmamak için kendimi zor tuttum :)

Hayatımızda birkaç gündür yeni takım arkadaşımız Şemti‘nin varlığı söz konusu :) Hüss‘le beraber çok sevip sahiplendiğimiz Şemti, Ebruların Sultanı’nın haftalarca sakladığı sürprizlerinden biriydi.

Zayıf hafızamı zorlayıp en nihayetinde ES’nin sürprizini tahmin ettiğimde artık çok geçti. Kukla kurbağa, ait olduğu yerde e-vren günlüğü’nde yerini almalıydı :) 2004 İstanbulu’nun gönüllü dolu otobüsünde başlayıp Sakarya diyarına kadar uzanan bir dostluğun yıllardır süren sembolüydü benim için Şemti. İyi ki geldi; ne de iyi etti :)
—
evrengunlugu.net, 5. yılında sosyal sorumluluk gereği Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği‘nin kampanya ve projelerini destekleme kararı almıştır. Ziyaretçilerini de TOFD’a destek olmaya davet etmektedir. TOFD’a ulaşın; gönüllü olun; 3430‘a boş bir sms atarak “Akülü Tekerlekli Sandalye Kampanyası”na 5 TL’lik bağışta bulunun.

Burada büyü/r/üm ben; orada uyu/r/um; tam da şurada ben ölü/r/üm.
Benim aradığım zıt/lık değil; aradığım uy/um. Çünkü uyum olursa ancak ben bu/yum.
İçimdeki eksik parça başka/yla değil aynı/yla tamamlanır. Ancak o zaman evren aynı/sıyla tamam/dır.
—
evrengunlugu.net, 5. yılında sosyal sorumluluk gereği Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği‘nin kampanya ve projelerini destekleme kararı almıştır. Ziyaretçilerini de TOFD’a destek olmaya davet etmektedir. TOFD’a ulaşın; gönüllü olun; 3430‘a boş bir sms atarak “Akülü Tekerlekli Sandalye Kampanyası”na 5 TL’lik bağışta bulunun.
Cumartesi sahurda internete girip öğrendim ki Erzincan Üniversitesi‘nin Türk Dili Ve Edebiyatı Bölümü’ne yaptığım yüksek lisans başvurumda yedeklerde kalmışım.
Bütün bir yaz boyunca üniversitelerin yüksek lisans ilanlarını (tezliden bahsediyorum) incelerken hepsinin ÜDS ya da KPDS puanı şartlarını okumaktan sıkılmıştım. Sadece Erzincan Üniversitesi İngilizce şartı aramıyordu. Hatta inanamamış enstitüyü arayıp teyit ettirmiştim.
İşin acı tarafı üniversitelerimiz Türk Dili okutmanı ararken de {Devamını oku}
Dün ilk teravih, bugün de ilk sahur ve ilk iftar derken 2009 Ramazanının ilk gününü geride bıraktık.
İftar yemeğinden önce suya saldırdım. Ekmek bile yeme ihtiyacı duymadım. 10 yıldan fazla sürecek yaz Ramazanlarında açlıktan ziyade susuzluk sınavı vereceğiz :)
Dün gece ve bugün itibariyle e-vren günlüğü’nün oto-sansür mekanizmasını devreye soktum. Ayrıca blogun irtibatlı iki sitesiyle koordinasyonunda güvenlik düğümleri attım. Birkaç noktada akıllı ve güvenli ziyaretçi ara yüzünü aktif hale getirdim. Beşinci yılda böyle önlemleri almak artık gerekliydi.
Akşamüzerine doğru 3 öğrencimi {Devamını oku}
Belki de geleceğimi ciddi anlamda belirleyecek “ön haberler”den birini gündüz öğrendim. “Olley! Harika“ tarzı tepkiler sergileyemedim haliyle. Ne bileyim, bir isteksizlik, bir keyifsizlik halindeyim…
Hüss‘le öğleden sonra sinemaya Buz Devri 3‘ü seyretmeye gittik. Çok komikti, çok şirindi, pek keyifliydi :)
Akşamüzeri Ebruların Sultan’ı {Devamını oku}
Çiğdem‘e MisAfir KaLeM olmayı teklif ettiğimde, hatta kendisine yazısının yayınlanacağı günü söylediğimde 17 Ağustos depreminin yıl dönümü hiç aklımda değildi. Öyle bile olsa asla kendisinden gündeme uygun bir yazı yazması ricasında bulunmazdım. e-vren günlüğü’nün bu ayki MisAfiR KaLeMi konusunda ne kadar doğru bir insana teklif sunduğumu “Ceset Torbasından 3G’ye Geciş” elime ulaşınca görmüş oldum. Akıcı ve içten anlatımıyla e-vren günlüğü’ne yeni bir soluk katan Çiğdem’e bir kere de buradan teşekkür ediyorum; e-vren dünyası’na hoş geldi :)
Peyami Safa‘nın ilk romanı olan Sözde Kızlar‘ı bitirdim. Kurtuluş Savaşı yıllarında işgal edilen Manisa’dan İstanbul’a kaçıp Yunanlıların kaçırdığı babasının izini süren Mebrure’ye hayran kaldım. İstanbul’daki akrabalarına sığınan Mebrure vasıtasıyla o dönemim lüks hayat özentili, zevk-sefa maksatlı ilişkiler yaşayan sözde kızlarını tanıyor; hala günümüzde öylelerinin var olduğuna kanaat getiriyoruz :) Sıkılmadan okuyacağınız çok sıcak bir roman, tavsiye ederim.
Özdemir ASAF‘ın toplu şiirlerinin yer aldığı YKY’den çıkan “Çiçek Senfonisi“ ille de kütüphanemde yer almalı dediğim bir kitaptı. Büyük bir heyecanla satın almıştım ve aylarca sırasını bekledi. Sözde Kızlar’la aynı gün okumaya başladım, sindire sindire de okuyorum. Oktay Rifat‘ın biraz ağır ilerleyen Danaburnu romanı var şu an elimde. Otuzuncu sayfadayım, bitince güzel şeyler yazabilirim hakkında inşallah… {Devamını oku}

{Ağustos ‘09 MisAfiR KaLeM Yazısıdır.}
Beynimize kazınmış seslerden biri; ”Orada biri var mı? Sesi mi duyan var mı?” On iki yaşındaydım, zifiri karanlıkta sokağa çıkıp binaya baktığımızda. Anne yatağımı sallama deyip, uyumaya devam etmiştim kapımız tekme ve yumruklarla çalınana kadar. Üçüncü katta oturduğumuz için, üst katlardan her inen kapımızı çalıp geçmişti. Annem “haydi kalk biraz dışarı çıkalım” dediğinde; ”aklını mı oynattın gecenin bir vakti ne işimiz var sokakta!” diye çıkışmıştım.
Yaz günü içim ürpermişti park duvarının üstünde otururken. ”Şiddeti kaç acaba?” cümlesini ilk duyduğumda {Devamını oku}