Aranan Anahtar kelime

formasyon

e-günlük

Fen Edebiyat – Formasyon – KPSS Üçgeni

Bundan yaklaşık iki yıl önce Aralık 2005’te Formasyon Kaldırılıyor! diye başlık atmışım ve Eğitim Fakültesi Dekanının bu konudaki sorularımıza verdiği cevapları konu edindiğim bir yazı yazmışım.

Ağustos 2007’deyiz. Adnan Menderes Üniversitesi, 2007-2008 eğitim öğretim döneminde Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği tezsiz yüksek lisans kontejyanını 40’tan 20’ye düşürecek dedikoduları asılsız çıktı. Bu iyi haber ama bir de kötü olanı var: ADÜ, 3 dönemi güz, bahar ve yaz olmak üzere 1 yıla sıkıştırarak tamamladığı formasyon eğitimini, 3. dönemini bir sonraki eğitim öğretim dönemine sarkıtarak 1,5 yıla çıkarma kararı aldı. Yazın formasyon dersi vermekten vazgeçen olan ADÜ, ilk defa 20 kişilik bir Tarih öğretmenliği formasyonu vermeye hazırlanıyor.

Çoğu üniversite “nasıl olsa Fen Edebiyat mezunları öğretmen olmak için ek eğitimi almak zorunda” deyip, işin ekonomik getirisi yönünde adımlar atmaya başladı. Pek çok üniversite formasyon kontejyanını artırıyor ancak başvuru ücretini 1000 YTL’den başlatıyor. Üstelik yine 3 dönemde vermesine rağmen…

Geçen yıl KPSS ile 30 küsur Edebiyat öğretmeni alındı, bu yıl sayı 400 küsura çıkartıldı. Önümüzdeki diğer atamalarda bu sayının 1000’i bulacağı yönünde söylentiler var. Ancak her halukarda Fen Edebiyat çıkışlı olup bir baltaya sap olmak uzun ve meşakkatli bir yolu gerektiriyor. Ancak şunu da kesinlikle unutmamak da fayda var: Türk Dili ve Edebiyatı bölümü mezunu birisinden sadece edebiyat öğretmeni olmaz. Hedeflerinizi geniş tutun, tek bir mesleğe odaklanmayın.

e-günlük

Şaka Gibi: Formasyon Bitti :)

Hiç aklıma gelmezdi birgün eğitim fakültesinin giriş merdivenlerinde fotoğraf çekileceğim. Hani biz Fen Edebiyat geleneğinden geliriz ya, hani biz kaç yıl formasyon alırsak alalım mutasyona uğramaz, fen edebiyatlı olarak hayatımıza devam ederiz ya :) Tezsiz yüksek lisansın son günü de kendimizi eğitim fakültesiyle çok kaynaşmış gördüm. Herkes birbiriyle fotoğraf çekilme, eğitim fakültesi binası önünde poz verme yarışında :)

Kitap İncelemesi dersinin final ödevi, sıfırdan bir kitap hazırlamaktı. Semih, Hacer, Mahmut ve Hey sen! Esengül ile Kitap-lık grubu olarak muhteşem bir kompozisyon kitabı hazırladık. Artık yeni eğitim öğretim döneminde Milli Eğitim Bakanlığı, lise edebiyat kitapları için bize komisyonda yer alma teklifinde bulunur mu bilemeyiz ama biz bu işi pek bir sevdik :) Kitabın kapak tasarımının bana ait olduğunu gerine gerine yazmadan edemeyeceğim.

 

Ve bizim Richard Gere’miz {yazılışı için Ankara’dan Ayşe’ye teşekkürler}, profösörümüz Müfit Kömleksiz hocamızın odasındayız ödev teslimi için. Formasyonun en fotoğraf delisi ekibi olarak, Müfit Hocayla fotoğraf çekilmemek ayıp olurdu. Yabancı filmlerde harika profesörler olur bilirsiniz, çok karizmatik ve öğrencileriyle son derece barışıktırlar. İşte Müfit Hocamız da öyle bir profesördü ki ne PAÜ’de ne ADÜ’de daha görmedim kendisi gibi birini. “Yani” ve “Pardon”unu sevdiğim Hocam, özleyeceğim sizi :)

Çok alışıldık olacak ama daha dün gibi sanki. Geçen yıl Haziran’da mezun olduğumda yüksek lisansa başvurup akademik kariyer planları yapan biriydim. Sürekliiçim rahat değil dedim, kendimi sürekli yol ayrımında hissettim. Ve ruhumdaki bütün bu inişleri çıkışları, geleceğimle ilgili belirsizlikleri yaşarken bir taraftan da e-vren günlüğü’ne ince ince işledim. Birgün ansızın başardım! deyip toparladım kendimi. Zafer sarhoşluğu kısa sürdü, yağmur durdu ve ben yaşanan büyük hayal kırıklığının ardından kendi hayatımın başrolünü oynamaya karar verdim. Bugün, formasyonun bu son gününde birisi ya da birilerinin yüzünden -kimbilir belki de sayesinde- bir edebiyat öğretmeni adayıyım. İlk defa bu kadar çok susan, sabreden bir edebiyat öğretmeni adayı….

e-günlük

Formasyon kaldırılıyor

yunusevren_evrenuni

Her zaman söylenegelen dedikodular dün öylesine destekli bir şekilde kulağımıza geldi ki, “nedir bu işkence, kaldırılacaksa kaldırılsın artık” deyip Eğitim Fakültesi Dekanının odasına gittik. Ve dedikoduların aslı var mı yok mu sorduk. Ve duyduklarımızdan çok da farklı olmayan bir cevapla karşılaştık:

Fen Edebiyat mezunlarına verilen tezsiz yüksek lisans uygulamasının kaldırılması gündemimizde.

Türkiye’deki bütün eğitim fakültesi dekanları toplanmışlar ve rahatsız oluyoruz demişler. Biz öğretmen atamalarında eğitim fakültesi mezunu olanların önünü tıkıyormuşuz, falan filan…

Bugünse, hem Türk Dili Edebiyatı bölüm başkanı hem de Sosyal Bilimler Enstitü başkanının açıklamalarıyla çalkalandı sınıf: YÖK, seneye bütün pedagojik formasyonların (tezsiz yüksek lisans) kaldırılması konusunda yazı yollamış.

Eğitim fakültelerinin önünü tıkamamız mümkün değil çünkü alanlarımız farklı. Olsa olsa Türkçe Öğretmenlerinin önünü kesiyoruzdur ama aramızda büyük bir fark var: Onlar ortaokullarda derse giriyorlar; biz ise liselerde. Türkiye’de 9 üniversitede Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği var. Buradan mezun olanlarla bu ülkenin edebiyat öğretmeni açığı kapatılabiliyorsa, buyursun formasyonu kaldırıp Fen Edebiyat mezunlarının öğretmen olmasını engellesinler.

Ama öğretmen olsun diye çocuklarını bu bölümlere yollayan anne babalara “fen edebiyat mezunları araştırmacı olmalı” mantığını nasıl anlatırlar, harcanan maddi manevi emekleri nasıl karşılarlar, bunları da düşünsünler… Düşünsünler ki, bir anda damdan düşmüşe dönen son sınıf öğrencilerine bir çıkar yol göstersinler!

Bu yazı, ilk blogcu.com’da yayımlandıktan sonra buraya taşındı.

e-günlük

Marmara Üniversitesi Yüksek Lisans Maceram

Geçen hafta perşembe günü Marmara Üniversitesi İletişim Bilimlerinden, dün de (pazartesi günü) Marmara Üniversitesi Bilişim Gazeteciliğinden yüksek lisans bilim sınavına girdim. Edebiyat mezunu olduğuma aldırmadan “10 yıldan fazla süredir internet dünyasının içindeyim.” özgüveniyle başvurduğum bu iki alanın bilim sınavlarında yeterli puanı alamayıp mülakata girmeye hak kazanamadım. Özellikle Bilişim’den yüksek lisans yapmayı çok istiyordum, mülakata bir girebilseydim hocaları bir edebiyatçı olarak niçin Bilişim yüksek lisansı yapmak istediğim konusunda ikna edeceğime inanıyordum. Ancak her iki alanın bilim sınavında da ağzımın payını aldım. Neyse artık, yıllar sonra belki benim için de “bir zamanlar Evren, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Bilişim Gazeteciliği yüksek lisansına başvurmuş ama mülakata alınmamış.” denir ;) Devamını Okuyun

e-günlük

İnternet belki de o kadar iyi bir icat değildir

Giovanni Sartori‘nin Görmenin İktidarı kitabı, son dönemde okuduğum ve en beğendiğim kitaplardan biri. Sartori, daha çok televizyon teknolojisi üzerine odaklansa da internet üzerine söyledikleri de ezber bozan türden. Bu sebeple özellikle kitabın internetle ilgili bölümündeki notları paylaşmak istedim. Sartori de yaşadığımız yeni dönemin “internet ve sanal alemlerin egemenliğinde” olduğunu kabul ediyor ve yine bildiğimiz bir şeyi söylüyor: Bu yeni dönemin parolası “dijital olmak”tır. Peki ya internetle ilgili söylediği ilginç görüşleri neler? Devamını Okuyun

e-günlük, Röportaj / Söyleşi

Funda Güleç Yalçın: Blog yazarları güçlerinin farkında değil

İlk Türkçe Bloglar listesindeki isimlerle söyleşilerin beşincisini kendisiyle yapmak istediğimde sevgili Funda, beni her zamanki gibi kırmadı. Ajandası hep dolu olan ve etkinlikten etkinliğe koşturan Funda, Blog Yazarları Çalıştaylarının her ikisinde de davetimi geri çevirmeyip bütün gününü boşaltarak Türkçe içerikleri blogların geleceği adına  attığımız küçük adımlara dahil oldu. Kendisiyle söyleşi için bir araya gelmemiz hem onun yoğunluğundan hem de benden kaynaklanan bazı sebeplerden dolayı hemen mümkün olmadı ama nihayet 22 Nisan Cumartesi günü Levent’te buluşmak üzere sözleştik.

Söyleşi öncesinde Funda’nın eşi Hasan Yalçın‘la da tanışma şansım oldu. Üçümüz, – hatta bir ara ikimiz – keyifli bir sohbet ettiğimizi düşünüyorum. (Hatta içimden bir ara “Hasan ağabeyle de ayırca bir YouTube’luk söyleşi mi yapsam?” diye geçirmedim değil.) YouTube videolarından takip ettiğim biriyle karşılıklı sohbet deneyimini de ilk defa yaşayınca biraz değişik geldi bana. Sohbeti de kendisi de çok tatlı biri ve zaten Funda da eşi için sürekli “Benim tatlı kocam” dedi. Sohbet sırasında Funda “Evren biz birbirimize benziyor muyuz?” diye sordu. İkisini birbirine yüz yüze karşılaşmadan önce de benzetiyordum, o gün orada da benzettim. Ama Funda, benzemediklerini çünkü kendisinin çok güzel bir kadın olduğunu esprili bir dille yineledi. Bence yüreği de kendileri de güzel bu iki insan, birbirine yakışmakla kalmamış birbirini çok da güzel tamamlamışlar.

Diğer 4 söyleşide olduğu gibi Funda’yla yapacağım söyleşi de blog / blog yazarlığı merkezliydi ve Türkiye’nin ilk blog yazarlarının blog kültürü adına düşünceleri üzerine yazılı bir arşiv oluşturma amacıyla çıktığım bu yolda temel birkaç soruyu da bu çerçevede tutmaya çalıştım. Bunun yanında özellikle Funda’nın son blog yazıları ile 2009 yılındaki ilk yazılarını ve yeni çıkan kitabı “Küçük İşletmeler için Sosyal Medya“yı okuyup notlar aldım.

Funda, benim için uzun yıllar sadece dijital ortamda iletişimimin olduğu bir blog yazarıydı. İlk yüz yüze görüşmemiz de Blog Yazarları Çalıştayı 1’in yapıldığı İstanbul Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezinin bekleme salonunda oldu. Açık olmam gerekirse öncesinde de profesyonel olduğunu düşündüğüm Funda’nın duruşundan, bilgi birikimden fazlasıyla etkilenip -elimde olmadan- ondan çekinir bir tavra büründüm. Bunu ona ne kadar yansıttım bilmiyorum ama o çalıştaydan sonra Funda ile iletişimimde -kem küm dönemi-ne girdiğimi hissettim. (İtiraf edeyim, benden yaşça büyük olmasına rağmen kendisine ismiyle hitap ettiğim için bana sinir olduğunu bile bir dönem düşündüm. Hatta hep merak ettiğim bu konuyu söyleşi esnasında da sormayı planlıyordum ama arada kaynadı.) Ona karşı içimde ördüğüm duvarın kırılma noktasını İndir.com Mobil Etkinlik‘te tekrar bir araya geldiğimizde yaşadım. Funda, o etkinliğin sunuculuğunu üstlenmişti ve mobil uygulama ödülü adaylarıyla kurduğu sıcak iletişim, sunumlarındaki samimi tavrı beni çok etkiledi. Zaten bu söyleşide Funda’nın kendisiyle ilgili değerlendirmelerini dinlediğimde de geçmişte yaşadığım hissiyatta çok da haksız olmadığımı anladım.

Elbette aslolan “kişinin kendisiyle ilgili sözleri”dir ancak her ne kadar aşağıdaki söyleşide kendisi kabul etmese de onun duygusal ve kucaklayıcı bir yapısı olduğuna -hâlâ- inanıyorum. Ama şunu da kabul ediyorum: Profesyonellik -zannediyorum- daha mesafeli ve güçlü durmayı / görünmeyi gerektiriyor.

Funda’nın söyleşisinde öne çıkan bir nokta var ki üzerinde durulması ve değerlendirilmesi gerekiyor: “10 kişi de olsa blog yazarlarının bir araya gelerek -gerçek manada- birlik beraberlik gösterip bazı konularda ortak adım atması.” Bu görüşe gönülden katılmakla kalıyorum, somut bir adım atmak gerektiğini de biliyorum ve kişisel menfaatlerden, kibirden uzak arkadaşlara aynı çağrıyı ben de yineliyorum. Çünkü “İnterneti bloglar, blogları da işini iyi yapan blog yazarları kurtaracak.”

Söyleşinin blog yazarlarına katkı sunmasını, yeni kapılar açmasını ve Türkçe içerikli blogların temelini oluşturan ilk yazarlarla ilgili önemli bir dijital arşiv olmasını diliyorum. Ayrıca söyleşiyi, en altta yer alan videodan Funda’nın kendisi sesiyle dinleyebilirsinizDevamını Okuyun

e-günlük, Röportaj / Söyleşi, VideoBlog

Atıf Ünaldı Söyleşisi + Vlog

atif__unaldi_1

İlk Türkçe Bloglar listesini yayımladığımda listede yer alan blog yazarlarıyla söyleşi yapmaya başlayacağımı da belirtmiştim. Atıf Ünaldı‘nın blogu, 7 Eylül 2004 tarihli ilk yazısı ve hâlâ güncellenen içeriğiyle listenin ilk sırasında yer alıyor. Söz verdiğim gibi çalışmanın yayımlanmasından sonra Blog Yazarları Söyleşisinin ilki için kendisinden randevu talep ettim. Görüşme isteğimi olumlu bir şekilde hızla cevaplayan Atıf Hoca ile 14 Temmuz Perşembe günü iki saate yakın bir süre sohbet ettik. Şu ayrıntının da altını çizmekte fayda var: Ünaldı’nın görüşmeyi kabul etmesi bir anlamda bundan sonraki Blog yazarları söyleşilerinin de yolunu açtı. 

Samimiyeti ve güler yüzünden dolayı Atıf Ünaldı‘ya; söyleşinin fotoğraflarını çeken Pelin Avcı‘ya, ses kayıtlarını yazıya döken Nurhan Karanfil‘e emeklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Keyifle okuyacağınıza inandığım şöyleşiye dair blogda bahsetmediğim ayrıntıları da yazının sonundaki vlogda seyredebilirsiniz. Devamını Okuyun