


Sen, en büyük sınavımsın bu hay’atta. Nasıl başladı, nerede ne şekilde bitecek; ne zaman son bulacak; bilmediğim bir sınav… Beni çamura bularken tepeden tırnağa, kendi kirlerini görmezden gelmen; geçmişimi sorgularken, yaptıklarımın hesabını sorarken alnındaki lekeleri yok sayman reva mıdır?
Yıllardır verilen bir savaşın, görünürdeki tek mazlumuyum. Düşman da sensin bu savaşta; dost da. Bir ileri bir geri, nasıl ilerler bu gemi…
Herkes için “iyi” olanın “kötülüğünü” yaşıyor olmak en büyük derdim benim. Kiminle savaşıyorum, bu savaşı gidip kime anlatayım; bir çıkmazdayım.

Oturduğum yerden kalksam, sustuğum yerden konuşmaya devam etsem şaşırır mısın? Güçlüyü oynamayı bıraksam, zayıflığımı ortaya koysam üzülür müsün? Ayakta durmaya çalışmaktan vazgeçip düşsem artık; düşüp de bir daha kalkamasam yıkılır mısın kahrından? Bir türlü beceremediğim gülmelerimi bırakıp ağlasam, hem de çok ağlasam utanır mısın benden?
Gücüme giden çok şey var, yıllardır… Ne çok susuyorum; ne çok yoruluyorum; ne çok sinirleniyorum; ne çok içime atıyorum. Ah nefret ediyorum; kendi yalnızlıklarımda nefretle haykırıyorum karanlıklarıma! Hiçbir şiir beni yazmıyor; anlatmıyor hiçbir şarkı yaşadıklarımı; hiçbir hayat hikayesi benimki kadar acı değil; yansıtmıyor hiçbir fotoğraf ruhumdaki fırtınayı.
Beni, ben yalnız bırakıyorum. Beni, ben karanlıklara çekiyorum. Beni, ben güçlü gösterirken yine ben zayıf hissettiriyorum. Birilerine hoş görülü olayım derken başkalarına kötü davranıyorum. Sende değil suç… Sen, onlarca sınava girip çıkarken; ben hayatımın en zor sınavıyla yaşayageliyorum. Karanlığım, kendi karanlığım; yalnızlığım “kendim”im. Bir başkası değil.. Hiçbiri değil… Hatta hiçbir şey değil…


Yaşadığım her acı
Seni bana getiriyor.
Yaşadığım her acı
Beni sana götürüyor.
Her AŞK,
Beraberinde acıyı da getiriyor.
Yaşadığım her acıyla ben…
AŞK‘ı yeniden öğreniyorum.
Biliyorum;
Başında da yaşandığı anda da AŞK,
Huzurdan ziyade
Hep bir hüzün veriyor.
…..…………

Dilim “Sen hayatımda çok azsın“ dedi; yanlış söyledi. “Hayatımda senden çok az var“ diye Gönlüm düzeltti.
“Ey Dost! Sen Tebriz’i olsan, ben Mevlana… Mesnevi’nin 7. cildini yazsam senin Aşkına!” diye yana yakılırken ben; kimbilir “sen“ kaç adım ötelerdeydin? Senden bir adım önde ya da arkada olmak değil, seninle yan yana olabilmek mesele…
Ey Aşk Sultanı’nın Sevdası! Ben sendeki bu yüreği hangi evren’e sığdırayım?
Gel, ben seni 3. ciltte beklerim. Gel, beraber pişelim! Gel, Yedinci Mesnevi‘ye öyle erelim.


Birkaç ay önce bu fikri ortaya attığımda gerçekleşeceğinden emin değildim. Öğrencileri İzmir’e götürebilirdik belki ama Ege Üniversitesi‘nde derse dinleyici olarak girmelerini sağlamak biraz hayal gibi duruyordu. Dersine girilecek hoca Prof. Dr. Müfit KÖMLEKSİZ olunca, o hayal hem çok özel bir tecrübe hem de fotoğraf kareleriyle ölümsüzleşen bir anı olarak yerini aldı bile.
Sabah 8′e doğru yola çıktık aylardır gitmediğim İzmir’e doğru. Henüz İzmir’i görmemiş, herhangi bir üniversitenin kampüsüne girmemiş {Devamını oku}