Browsing Category

e-günlük

e-günlük

Edebiyatın kahramanı, korkunç cinayetin kurbanı Sabahattin Ali

Bana göre en yakışıklı iki Türk yazardan biridir Sabahattin Ali. (Diğeri de Oğuz Atay) Niyeyse her ikisinin de bugünkü yazarların çok dışında bir görüntüleri, karizmaları var. Atay ve Ali’nin fotoğraflarını yıllar önce ilk gördüğümde bu sebeple çok şaşırmıştım. Asıl şaşkınlığı ise Sabahattin Ali’nin vahşice işlenmiş bir cinayetle öldürüldüğünü öğrendiğimde yaşamıştım. İşi, uğraşı edebiyat olan ve muhteşem eserler ortaya koyan bir adam, nasıl olur da kin ve nefretle dolu korkunç bir planın kurbanı olur? Devamını Okuyun

e-günlük

Türkiye’de internet 24 yaşında

internet haftasi

Bir şeyi fark ettim; internetle bu denli uğraş halinde olmama rağmen geçmiş yıllarda kutlanan internet haftalarına dair hiç yazı yazmamışım. Oysa internet olmasaydı bloglar olmayacaktı. Blog vesilesiyle üretmemi, benim size sizin bana ve daha pek çok şeye ulaşmamızı sağlayan asıl şey internetin varlığı.  Türkiye’de internetin 12 Nisan 1993 tarihinde halkın kullanımına açılmasından dolayı 12 Nisan’ı da kapsayan hafta, 1998 yılından beri internet haftası olarak kutlanıyor. Ben de durup internetle nerede ve zaman tanıştığımı hatırlamaya çalıştım. Devamını Okuyun

e-günlük

Sen mi sanal zorbasın ben mi sanal mağdurum?

Facebook’taki bir paylaşımınıza hiç hakaret dolu bir yorum, Twitter üzerinden şahsınıza yönelik alaycı bir tivit aldınız mı? Kimliği belirsiz birinden tehdit dolu bir e-postayla karşılaşmış veya bilmediğiniz bir numaranın WhatsApp’tan tacizkâr mesajlarına maruz kalmış olabilirsiniz. Sanal zorbalık” ve “sanal mağdur” kavramlarını daha önce duymadıysanız bile bu ikisinden biri olma ihtimaliniz çok yüksek; benim için de öyle. Birkaç yıldır bu iki kavrama aşinayım ve internet kullanan hemen herkesin farklı şekillerde sanal zorbalığa maruz kaldığını biliyorum. Diğer yandan kabul etmesi zor olsa da farkında olarak ya da olmadan “sanal zorbalık” davranışları sergileyebiliyoruz. En çok dikkat edilmesi gereken konu ise çocukların dijital dünyanın zorbalığına karşı açık hedef ve savunmasız olması. Devamını Okuyun

e-günlük

Sosyal ağlara dair öğrendiğim 6 yeni bilgi

Sosyal medyada var olmanın “küçük işletmeler” için de bir gereklilik olduğu inancıyla Funda Güleç Yalçın‘ın kaleme aldığı “Küçük İşletmeler için Sosyal Medya” kitabını okurken sosyal ağlara dair bazı ayrıntıları bilmediğimi fark ettim. Herkes dijital medyaya dair ahkam keserken ve bu konuda iyi olduğunu zannederken Funda’nın görülmeyeni görüp ihmal edilen tarafa (küçük işletmeleri kastediyorum) odaklanması takdir edilesi bir durum. Öyle ki dijital medya sektöründe herkes yıllardır “körler sağırlar birbirini ağırlar” tarzında birbirinin tekrarı “sosyal medya” makaleleri (!) düzerken blog yazarlığına ömrünü vermiş Funda, küçük işletmelerin sosyal medya ihtiyacına yardım eli uzatmayı tercih ediyor. Devamını Okuyun

e-günlük

Down sendromlu çocuklar blog yazabilir mi?

Bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum. Aslında cevabı öğrenmek için girişimlerde bulundum. Özellikle genç neslin blog yazması konusundaki hassasiyetimi beni az çok okuduysanız biliyorsunuzdur. Yine bu hassasiyetle “Down sendromlu çocukları da blog yazarı yapabilir miyiz?” sorusunun cevabını öğrenmek için ulaştığım Down sendromu merkezli bir vakıf ve bir dernekle yaşadığım iletişim kazası yüzünden bu sorunun cevabını hâlâ öğrenemedim. Eğer hayatınızda veya çevrenizde Down sendromlu herhangi biriyle temasınız varsa lütfen bu yazıyı okumaya devam edin. Devamını Okuyun

e-günlük

Yeni Türk Edebiyatının Yaşayan Ustası İnci Enginün’ü Dinledim

Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okurken kitaplarından ve makalelerinden faydalandığım Prof. Dr. İnci Enginün ile üniversiteden mezun olduktan 11 yıl sonra aynı çatı altındaydım. Kendisi adına düzenlenen saygı gecesine katılmak için iş çıkışı Fatih’teki Ali Emiri Efendi Kültür Merkezine gittim. Henüz boş olan salona girdiğimde sahnedeki perdede inci kolyesiyle zarif bir portresi duruyordu. Önce Doç. Dr. Zeynep Kerman girdi salona, onu da makalelerinden ismen tanıyordum. Ardından İnci Enginün gelip yan tarafımdaki koltuklara oturdu. Bir süre gözlerimi hayranlıkla kendisinden alamadım. “Niye?” dedim; “Bunca zaman sonra? Edebiyatı İstanbul’dan bu kadar uzakta okuduğum için mi derslerde isimlerini duyduğum kişileri öğrencilikten yıllar sonra görebiliyorum?” Devamını Okuyun