e-günlük

Merhaba yeni hayat, gerçek İstanbul

Yeni evimde on birinci gecem, on ikinci günüm. Esenyurt Haramidere’de beş yıldır oturduğum 25. kattan 26 Aralık’ta taşındım. Orası İstanbul’da tek başına yaşadığım ilk evim, ilk durağımdı. Şimdi Haliç’in kıyısında İstanbul’daki üçüncü durağımdayım. Her şeyi içinde barındıran siteden her şeyi içinde barındıran bir mahalleye ve elli yıllık ruhu olan tarihi bir eve taşındım. 1+1’deki sakin, sade hayatımı dış cephesi UNESCO tarafından yapılmış ve korumaya alınmış 3+1 eve yaymaya – daha doğrusu sığdırmaya- çalıştım bu on iki günlük zaman zarfında. Artık Haliç’i gören bir çalışma odam ve arada kapımı çalıp yemek getiren komşularım var. 

Taşınma kararı: 5 yılın 10 ayı yolda geçti

Haramidere’deki evim bir önceki kış satılığa çıkarıldığında telaşlı bir şekilde ev aramış, ev satılamayınca ben de düzenimi bozmak istemeyip bir süre daha orada oturmaya devam etmiştim. Ev sahibim evi bu yıl tekrar satılığa çıkarınca önce “acaba ben satın alabilir miyim?” diyerek ev kredilerine baktım ama 240 ay vadeli kredilerin bile taksitlerinin yüksekliğini görünce İstanbul’da ev sahibi olmanın benim için uzak bir hayal olduğu gerçeğiyle yüzleştim. (Oturduğum ev ilkinde 155 bin TL, ikincisinde 160 bin TL’ye satılığa çıkarıldı. İki yıldır satılamadı.)

Son ödediğim kira 650 TL (Beş yıl önce 450 TL’ye girmiştim ve her yıl 50 TL artırdık.), site aidatı da 184 TL idi. Ocak 2018 itibarıyla hem kirama hem de site aidatına zam gelecekti. Böylece günde ortalama dört saatimi yolda geçirmek zorunda kaldığım o eve ödeyeceğim para 900 lirayı geçecekti. Üstelik sitenin iskanı beş yıldır alınamadığı için elektrik harcamalarım şantiye elektriği üzerinden hesaplanarak normalden yüksek geliyordu. Merkezi ısınmalı doğalgaz faturasını da her ay neye göre hesapladıklarını anlayamadığım bir şekilde -bence- yüksek ödüyordum. Bana huzur veren ve kendimi güvende hissettiğim 25. kattaki evimin, hayatıma en zorlu etkisi yolda geçen süreydi. Evden çıkıp iş yerine girmem iki saati buluyordu, böylece günde ortalama dört saatim yolda geçiyordu. Oturup hesapladık; yılda 59 günüm yolda geçiyordu. Beş yıldır oturduğum bu evde 10 ay, ev – iş arasında yollarda geçmişti.

2018 gelmeden ve ben içindeyken ev satılmadan hemen hemen aynı parayı ödeyeceğim ev bakmaya başladım Fatih ve Beyoğlu civarından. İki hafta boyunca, kirası 900 ila 1.500 TL arasında değişen kiralık evlere baktım. Bunun için çoğunlukla sahibinden.com ve Hürriyet Emlak’ın mobil uygulamalarını kullandım. Çoğu evi, daha fotoğraflarına bakar bakmaz elerken bir kısmı da bizzat görmeye gittiğimde elendi. Fotoğraflarla kiralık evlerin kendisinin genellikle uyuşmadığı gerçeğiyle yüzleştim. Kış dönemi ev kiralayan nadir olduğu için hep ilgili ve iyi emlakçılarla karşılaştım. Önceliğim 1000 TL’yi geçmeyen bir kiraya sahip evdi ama asıl istediğim kesinlikle metrobüse binmemi gerektirmeyecek konuma sahip bir evdi. Baktığım evler aslında fena değildi ama içimin ısınacağı evi arıyordum. Sonunda şu an yerleştiğim evi buldum ki aslında başka bir emlakçıdan farklı bir eve bakmaya gidiyordum. Yolda bu evin ilanını görüp ötekine geçmeden buraya baktım, sonra diğerine gittim fakat aklım bu evde kaldı. Tekrar dönüp ev sahibinin zilini çaldım ve az önce evi gösteren emlakçıya kapora veremediğimi ama çok beğendiğim evi  pazartesi günü mutlaka tutmak için geleceğimi söyledim. Öyle ki evin başka taliplileri de vardı, hatta eve bakmak için bir süre sırada beklemiştim.

İki gün sonra ev sahibiyle emlakçıda buluşup evi kiraladım. Kontratı imzalamama rağmen hâlâ tarihi yarımadada, İstanbul’un kalbinde oturacağıma inanamıyordum. Evin dışı UNESCO tarafından yenilenmiş ve koruma altındaydı ancak içi elden geçirilmeye muhtaçtı. 25. kattaki evi tuttuğumda yeniydi ve ilk ben taşınmıştım. Başımı ağrıtan hiçbir şey yaşamamıştım ancak bu elli yıllık geçmişe sahip tarihi evin yerleşme aşamasında beni biraz yoracağı belliydi. Öyle de oldu. Eve taşınmadan, içime sinecek şekilde düzenlenmesi için ne gerekiyorsa halletmeye çalıştım. Bu süreç, eve yerleştikten sonra da devam etti. Bu biraz da hem konforuma düşkünlüğümden hem de titizliğimden kaynaklandı. Bu sebeple kış ortasında ev taşıma masrafı zannettiğimden de yüksek oldu. Ancak bütün bunlara değdi.

Esenyurt’a, Haramidere’ye, 25. kata veda

Ev bakıyordum ama yıl başına kadar bulamazsam taşınmaktan vazgeçeceğim için eşya da toplamıyordum. Evi tutunca, koli bulma derdine düştüm. Bu süreçte kolinin ne kadar zor bulunduğunu ve kıymetli olduğunu fark ettim. Her gün hoş sohbet ettiğiniz market sahibinin koli istediğinizde değişen yüzüyle yüzleşmek pek hoş olmuyormuş. Neyse ki Önder ağabeyim ihtiyacım olan bütün kolileri temin etti, yoksa Bauhaus’dan koli satın almak zorunda kalacaktım. Mevcut evde 5 Ocak’a kadar kontratım devam ediyordu ama yeni yıla yeni tuttuğum evde girmek istiyordum. Kar gelmeden, soğuklar artmadan bir hafta içinde taşınmanın derdine düştüysem de elim bir türlü eşya toplamaya yanaşmıyordu. Üstelik fazla fazla koli de vardı ama o kolileri dolduracak isteği kendimde bir türlü bulamadım. Bu aşamada devreye Umut girdi. İki günlük iznini bana toplanmakta yardım etmeye ayırdı. Hatta evin büyük çoğunluğunu Umut topladı diyebilirim. 1+1 evde oturup az eşyam olduğunu söyleyen biri olarak toplanma işinin günlerce sürmesi karşısında şaşkına döndüm. Hatta annemi arayıp bunca eşyanın ne ara evime girdiğine şaşırdığımı söyledim. Özellikle mutfak kısmındaki ıvır zıvır bizi çok oyaladı. Umut olmasaydı iki günde değil bir haftada zor toplanırdım.

25. katla aramda kurduğum duygusal bağ da biraz beni yavaşlattı. Evden taşınma günüm yaklaştıkça orada geçirdiğim beş yılı düşündüm. Site yerleşime yeni açılmıştı ve oraya ilk taşınanlardandım. Haramidere metrobüs durağından inince siteye giden yol henüz yoktu, hatta Haramidere bile eski yatağındaydı. Beş yıllık süreçte Haramidere’nin yeni yatağına taşınmasına da şahitlik ettim. Yol yapılana kadar ilk zamanlar metrobüsten Haramidere Sanayi durağında inip Torium AVM’nin önündeki yeşil şapkalı dolmuşlara binerek eve ulaşıyordum. Bazen Haramidere durağında inip derenin çamurlu yollarında yürümek zorunda kalıyordum. Yolun, yol ışıklarının, trafiğin olmadığı, sadece dört sitenin olduğu döneme tanıklık ettim. Ben oradayken dört beş gökdelen daha dikildi. Yollar yapıldı, ışıklandırıldı ve son bir yıldır o yollar sabah ve akşam iş saatlerinde trafiği kaldırmaz hale döndü. İlk taşındığımda bulunduğumuz mahalle Talatpaşa mahallesine dahildi. Sonra sadece siteleri kapsayan bölüm Akevler mahallesi olarak ayrıldı. Bu beş yıllık süreçte hem Akevler mahallesinin kuruluşuna hem de Akevler mahallesinin ilk muhtarlık seçimine şahitlik ettim. Böylece Esenyurt Akevler mahallesinin ilk muhtarlık seçimi bir blog yazarının gözünden kayda da geçmiş oldu.

Haramidere’deki evimde İstanbul’un bütün hengamesinden arınıyor, huzur buluyordum ama eksik olan bir şeyler vardı. İnsan ilişkileri, hayat, duygu, samimiyet… Adı her ne olursa olsun hep bir şeylerin eksikliğini hissettim. Askerlik arkadaşlarım dahil birçok arkadaşımı, akrabalarımı misafir ettim o evde ama çoğunlukla yalnızdım. Haramidere’nin İstanbul’a mesafesinin uzak olması arkadaşlarımın bana gelmek istememesinde en büyük etkendi. Komşuluk zaten yoktu, benim katımda oturanlarla daha tanışamadan yerine başkalarının taşındığı çok oluyordu. 8 dairelik 31 katlı 7 bloktan oluşan sitede binlerce komşuya rağmen derin bir sessizlik ve yalnızlık. En çok duyduğum ses, istisnasız her gece sıkılan silah sesleri ile havlayan köpek sesleriydi. Hatta taşındığım ilk günler Esenyurt, İstanbul’un Teksas’ıdır demişti yeğenim. Beş yıl boyunca hiçbir sorun yaşamadan evime gidip geldim ama silah sesi duymadığım bir gece kesinlikle geçirmedim.

Yeni taşınacağım evle ilgili yapılacaklar ve Haramidere’den taşınma sürecim iki tarafa bölünmeme sebep olsa da bir şekilde toplanmayı başarıp 26 Aralık günü eşyaları nakliye aracına yükleyerek 25. kata veda ettim. Nakliye aracının önünde E5 boyunca yol alırken solumdan geçen metrobüslere bakıp onca yıl metrobüste yaşadıklarımı düşündüm. Beş yıl sadık bir metrobüs yolcusu olmama rağmen hiç statü atlamamış olmam, en azından herhangi bir indirimle ödüllendirilmemem İstanbul Büyükşehir Belediyesinin ayıbı ;)

Hoş buldum Haliç

Öğleye doğru yeni evime ulaştık ve eşyalar içeri koyulduktan sonra nakliyeciler gitti. Eşyalar nasıl toplanacak; elektrik, su, doğalgaz, internet abonelikleri nasıl iptal edilecek, yenisi nasıl başlatılacak, eşyalar nasıl taşınacak diye diye taşınma işini gözümde büyüttükçe büyütmüş ama nihayet yeni eve eşyaları getirip koymayı halletmiştim. Bu arada abonelik iptallerinin ve yeni abonelik başvurularının internet üzerinden yapılabiliyor olması büyük bir kolaylıkmış. Bu yazıyı yazdığım sırada BEDAŞ, beş yıl önce yatırdığım teminat ücretini güncel faiziyle iade etti. Doğalgaz ve elektrik aboneliklerim aynı gün başlatıldı ve bağlandı. Taşınıp yerleşme için üç gün izin kullandım, bu süreçte mahalleyi ve esnafı da tanımaya çalıştım. Yer döşemecisinden perdecisine, elektrikçisinden su tesisatçısına kadar hep iyi insanlarla tanıştım. Evdeki tadilatlar ve evin temizlenmesi sürecinde ev sahibim sürekli gelip gitti, Esenyurt’tan gelemediğim durumlarda evde kendisi bulunup işimi epey kolaylaştırdı. Evi yerleştirme işi de toplamaktan daha keyifliymiş ve sandığımın aksine daha hızlı yapılıyormuş. Evi toplarken de yerleştirirken de fazlalıklardan arınmaya devam ettim. Evdeki ilk gecemde tepemizden geçen her uçak sesine uyandım. Her evin kendine has bir ruhu ve huyu olduğunu fark ettim. Yerleştiğiniz yeni bir ev, kendine has özellikleriyle size yeni alışkanlıklar  edindiriyor. Evi, ilk iki gün benimsemem zor olsa da üçüncü günden itibaren artık burasının benim yeni yuvam olduğunu kabullendim. Sanki o eve, o apartmana, o mahalleye yabancıydım ve kısa bir süre kalıp kendi yaşadığım yere geri dönecektim. İlk başlarda hep böyle hissettim. Ama bu evde de beş yıl yaşayabileceğim ihtimalini kendime hatırlatarak “eve bir an önce alışsan iyi edersin.” dedim. Nitekim alıştım da.

25. kat sükunetinin aksine sokaktaki konuşmaları, üst kattakilerin ayak seslerini, esnafın selamlaşmasını kısacası hayatın ta kendisini evimin içinde hissettiğim yeni bir hayat deneyimi yaşıyorum on iki gündür. Taşınma iznimin bitip işe gideceğim ilk sabah durağa gelen ilk otobüse binebildiğimde garip bir şaşkınlık bile yaşadım. Çünkü Haramidere durağında metrobüse binemediğim için yıllarca ters istikamete binip Hadımköy durağına giderek metrobüse binebiliyor, bu yüzden aynı yolu geri gelip yol mesafeme fazladan 20 dakika eklemek zorunda kalıyordum. Doğrudan otobüse binebilmek, on beş dakika sonra inip işe gidebilmek İstanbul’a yerleştiğim 2012 yılından beri ilk defa yaşadığım durumlar. Öyle ki İstanbul’a taşındığım ilk üç ay kaldığım Güngören Haznedar’daki evime yakın Merter Tekstil durağında da sabahları tramvaya binemezdim ve birkaç tramvaydan sonra amacıma ulaşabilirdim.

Kendime söz vermiştim, buraya taşındıktan sonra işe gitmediğim her sabah Haliç sahilde yürüyüş yapacaktım. Taşındığım günden beri de işe gittiğim günler hariç her sabah Haliç’in kıyısında o çok sevdiğim Galata Kulesini seyrediyorum karşıdan. Evin yüzde doksanını yerleştirdim sayılır, Haliç’i gören çalışma odamı yavaş yavaş tamamlayacağım. Annem geldiğinde de o odayı ona ayıracağım. Alt komşum iki defadır çocuğuyla yaptığı yemeklerden gönderiyor ve aile apartmanında doğup büyüyen ama İstanbul’da bu tarz ilişkilere hasret kalan ben, şaşkınlıkla karışık mutluluk hissediyorum.

Şu an tek sorunum internet. Bir önceki evimde Turkcell Superonline’ın fiber internetini kullanıyorken yeni taşındığım yerde fiber ve ADSL hizmeti veremediği için Superonline aboneliğimi iptal ettirmek zorunda kaldım. (Zorunlu olarak iptal edilen, müşteri hizmetleri görüşmesinde de açıkça teyit edilmesine ve gerekli evrakların tarafımdan kendileriyle paylaşılmasına rağmen Superonline, son faturama 520 TL abonelik cayma bedeli yansıttı. Müşteri hizmetlerini arayarak duruma itiraz ettim, 48 saat içinde çözüm için aranacağım söylendi.) Türk Telekom da boş port olmadığını söyleyerek bölge müdürlüğüne gitmemi ve dilekçe vermemi istedi. Yıl olmuş 2018, ne diye bölge müdürlüğüne gideyim, niye dilekçe vereyim deyip ondan da vazgeçtim. Kablo Net de benzer bir bahane ileri sürüp ileride port açılırsa internet hizmeti verebileceğini söyledi. Pelicell’le de iletişime geçtim, alt yapıya ihtiyaç duymayan Pelicell de henüz kesin bir cevapla dönüş yapmadı. (Pelicell’i yeni duydum, epey inceledim ve internet hizmeti adına bana en ideal çözümmüş gibi geldi.) Bu sebeple şimdilik telefonumdaki mobil internetle idare ediyorum.

Neredeyse son bir aydır gündemimin bu işlerle, onlarca koşuşturmacayla meşguldü. Bir süre daha hem yeni ortamıma alışma hem de arınmaya devam etme sürecini yaşayacağım. Hayatımdaki fazlalıklardan kurtulmaya çabalıyorum. Diğer yandan interneti bağlatma konusunda da aceleci davranmamaya çalışıyorum. Ayrıca bütün sosyal medya hesaplarımın mobil uygulamalarının bildirimlerini de bir süre önce kapattım. Telefonumdaki e-posta uygulaması haricinde hiçbir uygulama, ben açıp bakmadığım sürece benim dikkatimi dağıtacak herhangi bir bildirimde bulunmuyor.

Hayatımızı sadeleştirmeye, sakinleştirmeye, arınmaya hepimizin ihtiyacı var. Herkese huzurlu ve sağlıklı bir yıl dilerim.

Bir önceki Kendini marka olarak görüyor musun? başlıklı yazımda Ertuğrul Müyesseroğlu ve Kişisel Markalaşma Eğitimi hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

12 Yorumlar

  • Yanıtla aile 04 Şubat 2018 at 02:19

    İstanbul puslu fotoğrafları ile bile bir başka güzel

  • Yanıtla Ruhsuz Atmaca 17 Ocak 2018 at 00:18

    Hayırlısı olsun, farklılıklar güzellikler yaratır. Her şeyin güzelli seni bulsun. :)

  • Yanıtla mavianne 09 Ocak 2018 at 11:52

    Alt kat komşunun bir tabak yemeği çocuğu ile sana göndermesi iyi bir seçim yaptığını gösteriyor kesinlikle
    Huzurla ve keyifle oturacağın bir ev olur inşallah
    Evlerin ruhu olduğu doğru tabi, o enerji her insanda olduğu gibi evlerde de kendini gösteriryor,
    Yazını okumak güzeldi,
    Umarım 2018 sana bir çok yenilik ve güzellik getirir
    Sevgiler

    • Yanıtla e-vren günlüğü 09 Ocak 2018 at 11:55

      Çok teşekkür ederim Fatma, yeni yıl – aslında her yeni gün- hepimize huzur, sağlık ve güzellikler getirsin.

  • Yanıtla semi 08 Ocak 2018 at 20:27

    Sesin soluğun çıkmayınca merak etmeye başlamıştım Evren. Taşınmakla en iyisini yapmışsın, İstanbul`da oturacak olsam sanırım İstanbul`u hissedebileceğim bir semti tercih ederdim.
    Çok taşınan (hatta iki kere uluslararası taşınmış) biri olarak taşınmanın ne kadar zor olduğunu iyi bilirim. Ama sonuç iyidir, ferahlıktır, rahatlıktır. Senin de fark ettiğin gibi yerleştirme keyiflidir. En sıkıntılı bölümü abonelik meselesi. Ama yazdığına göre onu da internetten halletmişsin.
    Senin adına sevindim gerçekten. Güle güle otur, mahallenin, İstanbul`un keyfini çıkar. İnternet işini halledip bir an evvel yazılarınla aramıza dönersin umarım.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 09 Ocak 2018 at 00:06

      Hepimiz hayatımızda -çoğunlukla sosyal medyada paylaşmadığımız- telaşlar, dertler, uğraşlar içindeyiz Semi. Neredeyse ekim ayına dayana stresli bir döneme girmiştim. Araya birçok şey girdi, sonuncusu da taşınma telaşı oldu. Sağlık sıhhat yerinde olunca insan her sıkıntının üstesinden geliyor. İnternet de bu yorumdan birkaç saat sonra -eğer bir sorun çıkmazsa- bağlanmış olacak. Sevgiler

  • Yanıtla Ece Evren 08 Ocak 2018 at 20:11

    Evren oğlum. Her taşınmada depresyona giren ben, dikkatle okudum ve ev değiştirmenin seni nasıl etkilediğini anlamaya çalıştım. Onca yıl oturduğun evden ayrılıp, değişik bir kültürün arasında yaşamına başlarken, bir yığın sorunlarla karşılaşmana rağmen ılımlı ve tedbirli çözümler aradığını fark ettim. Karar vermen mecburi, ulaşım açısından bulunduğun yer birçok tercih nedenine sahip. kabul etmeye ve adapte olmaya çalışman kendini telkin gücünle bugünlere kadar getirmiş seni. O tip evlerle; çok uzun seneler İstanbul’da oturduğum için çok tanıştım. Müspet tarafları olduğu kadar, menfi yönleriyle de prototiptir buralarda hayat. Erkek olduğun için muhatap olmayabilirsin. Benim ilk ve tek sıkıntım, normal tanışma ve selamlaşmadan öte çok kişiyle yapılan ev gezmeleriydi. Bunlara katılmadığım için, tepkili bakışlarla çok karşılaştım. Neyse, geçti o günler.
    Dilerim yeni evin hayırlı olur ve sana her alanda uğur getirir. O 25. katta duyduğun tabanca seslerinden, bizde de her gece Başak şehir tarafından yankılanıyor. Adalet işlerliğinde kan kaybına uğradı. Dilerim kurtulur ve kendine gelip, eski gücüne kavuşur.
    Güle güle otur Evren oğlum. Hayırlı gün ve geceler dileklerimle sevgiler oğlum :)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 09 Ocak 2018 at 00:04

      Çok teşekkür ederim Ece ablacım dikkatli değerlendirmelerin ve önemli yorumların için. Site kültürü de mahalle kültürü de biribirinden çok farklı. Çocukluğu aile apartmanında ve mahallede koşturarak geçen biri olarak çok yadırgamadım yeni mahallemi. Herkese, hepimize tebdil-i mekanda ferahlık dilerim ;)

  • Yanıtla Begonvil Sokağı 07 Ocak 2018 at 14:20

    Tebdil-i mekanda ferahlık vardır derler, size de hayırlı olsun. Tüm yazdıklarınız bir yana özellikle bilinçli alınmış yer değiştirme kararları ciddi bir detoks ve durum analizi yaptırıyor. Geçenlerde “İstanbul’u yaşa İstanbul’da yaşama” mesajını gördüm İstanbul sevdalısı bir arkadaşımın, çok doğru bir tespit ama ne var ki özellilkle ruhunu koruyan İstanbul sokakları bu şehri hala diri tutuyor ve yaşanmaya değer kılıyor. Size de güzellikler getirsin yeni yaşamınız…

    • Yanıtla e-vren günlüğü 08 Ocak 2018 at 17:05

      Çok teşekkür ederim Begonvil Sokağı, kesinlikle bilinçli ve planlı bir taşınmaydı benimki. Zorunluluktan da taşınmak gerekebiliyor, hayat sürprizlerle dolu. Allah hepimize huzur bulacağımız ev, komşu, mahalle nasip etsin çünkü çok önemli. İyi temennilerin için de ayrıca teşekkürler.

    1 2

    Bir yorum yazın