e-vren günlüğü

Blog denen şeyi kuran haylaz: Justin Hall

Son üç canlı blog sohbetinden keyifli anların yer aldığı kolajı, koşuşturma / telaş içinde henüz yayımlayabiliyorum. Fatma Erdem‘e, Mustafa Alnaık‘a ve Devletşah Özcan‘a hoş sohbetleri için tekrar teşekkür ederim. Videoyu, aslında biraz da Walter Isaacson‘un Geleceği Keşfedenler / Dijital Çağın Biyografisi kitabıdan notlarımla birlikte paylaşmak için beklettim. Çünkü tam da ana temasını “Biz niye olmadık?” sorgulaması üzerine kurduğumuz 3. Blog Yazarları Çalıştayının arifesinde kitapta hikâyesine yer verilen dünyanın bilinen ilk blog yazarı Justin Hall‘la ilgili yazılanlar blog yazarlığım adına birçok şeyi sorgulamamı sağladı.

Bloglarla ilgili epey bir süredir araştırma yapmama rağmen Justin Hall ismiyle ilk defa Geleceği Keşfedenler’de karşılaştım. Çok ilginçtir, her seferinde “blog yazdığımı bilmeden blog yazmaya başladım” derim ve bu yola ilk çıktığım dönemde Hall’le hemen hemen aynı yolu takip etmiş, bloğa aynı bakış açısıyla yaklaşmış ve onun gibi algılamışım blog yazarlığını.

Hall, Aralık 1993’te bütün çevrim içi yayınların söyleyecek bir şeyi olmayan insanların amatör çabaları olduğunu fark ediyor ve “Söylemek istediklerimi elektronik ortama koyabilir, güzel görünmelerini sağlayabilir ve linklerle webdekilerin ilgisini çekebilirim.” diyerek Ocak 1994’te “Justin’in Yeraltından Bağlantıları” adını verdiği kişisel web sitesini açıyor. Aslında tam anlamıyla bir web log yaratıyor çünkü sohbet havasında bir ton kullanarak kişisel etkinliklerini, rastgele düşüncelerini, hatta bazı mahrem anlarını / fotoğraflarını paylaşıyor. Hall, babasının intiharıyla ilgili duygusal şiirlerden özel hayatına dair her ayrıntıya yer verirken internet dünyası ilk defa böylesine farklı türde içeriklere ev sahipliği yapıyor. Yazar Isaacson da bütün bunları yapan Hall’ı ”Kısacası blog dediğimiz şeyi kuran haylaz oydu.” sözleriyle tanımlıyor.

Kişisel bloğun ilk örneğini ortaya koyarken Hall’ın en belirleyici özelliği “Gündelik takıl, kişisel ayrıntılara gir ve kışkırıtıcı ol.” mantığıyla “Sorduk mu?” dedirtecek derecede yersiz şeyler anlatması ve paylaşması oluyor. O da bunun sebebini “bu tarz bilgilerin açığa çıkarılmasıyla insanların kendilerini daha az yalnız hissetmesi” olarak yorumluyor. Çünkü ona – belki de çoğumuza – göre “internetin özü, insanların kendilerini daha az yalnız hissetmelerini sağlamak.”

İçerik, insanlardır.

Bloğunda “İnternet katılımı teşvik eder.” inancını dile getirirken Hall, kendisini webde teşhir ederken insanların bundan ilham alıp şablonlarına biraz ruh katmalarını umduğunu söylüyor. “Değerli olan kullanıcıyla kullanıcının konuşmasıdır. İçerik insanlardır.” diyor.

Hall’ın bloğunda yapıp ettikleriyle ilgili söylediği şu sözlerse bu yazıyı yazmamı asıl sağlayan etken: Hayatımı online paylaşıyorum. Tanıdığım insanların hikâyerini ve bilgisayar karşısında olmadığım zamanlarda başıma gelenleri anlatıyorum. Kendimden bahsetmek hayata devam etmemi sağlıyor.

Weblog, interneti daha insancıl hale getirdi

İnternetin gördüğü ilk blog yazarı Justin Hall, “teknolojinin en iyi kıllanımı insanlığımızı geliştirmektir. Hikâyemizi şekillendirip paylaşmamızı ve bağ kurmamızı sağlar.” derken web logging, hızla interneti daha insancıl hale getirmeye devam ediyordu.

Kitabın sayfalarında ilerlerken, bugün çoğumuzun “İnterneti blogların kurtaracağına” dair inancına Hall’ın, on yıllar öncesinden sahip olduğunu görüp şaşırıyorum: Kendi ifadelerimizi webde yayımlayarak medyanın pazarladığı içeriklerin pasif alıcısı olma rolünü reddettik. İnsan hikayelerini iyi anlatmak internetin ve world wide webin kocaman bir çöplük olmasını engellemenin en iyi yoludur.

Bloglara bu denli yoğunlaşmışken Geleceği Keşfedenler kitabındaki Justin Hall’ın biyografisini okumak bana gerçekten çok iyi geldi. Blog yazarlığı konusunda durduğum noktayı tekrar sorguladım, gelecekte ne yönde adımlar atmam veya atmamam gerektiğini düşündüm. Kitabın yazarı Walter Isaacson’un bloglarla ilgili şu cümlelerini de çok önemli bulduğum için buraya not düşüyorum:

“Bloglar geleneksel yazın elitlerinin tam olarak değerini anlayamadığı sosyal bir fenomendi. İnsanlar bu sosyal söylem etkinliğinin içinde yer almaya karar verdiler çünkü bunu doyurucu buldular. Fikirlerini ifade etme halkın tüketebileceği hale getirme ve geri dönüşler alma şansı elde ettiler. Bu, o zamana kadar televizyonlarının karşısında oturup pasif bir şekilde onlara sunulan şeyi tüketen insanlar için yeni bir fırsattı.”

Hall’ın başlattığı noktada durabilmek, özünde sade bir blog yazarı olarak kalabilmek  dileğiyle.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter | YouTube

Bir önceki "Kendine Müslüman" blog yazarı olamadım başlıklı yazımda Blog Yazarları Çalıştayı, blog yazarlığı ve Fatma Canbulat Erdem hakkında bilgiler bulabilirsiniz.