e-günlük

On yıl aradan sonra tekrar üniversiteliyim

Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık lisans programına bugün kaydımı yaptırarak on yıl sonra tekrar üniversite öğrencisi oldum ;) Aslında beş yıl önce İstanbul’a taşındığımdan beri bu “sınavsız ikinci üniversite” hakkından faydalansaydım şimdiye çoktan mezun olacaktım. Ancak bazı şartların oluşması gerekiyordu, çoğu konuda karışık olan kafamın da netleşmesi… Amacım, iki diplomalı biri mi olmak yoksa aylık akbil ücretini öğrenci tarifesi üzerinden ucuza getirip dört yıl kâr etmek mi? Açıklayayım:

Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden 2006 yılında mezun olduğumda hedefim Yeni Türk Edebiyatından tezli yüksek lisans yapmaktı ama kazandığım halde kendimi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği Tezsiz Yüksek Lisans programında buldum. (Tezli hayalinden tezsiz gerçeğine nasıl döndü olay, blogda bir yerlerde anlatmıştım ama şimdi arayıp bulamayacağım. Akademik dünyanın entrikaları deyip özetleyeyim.) 2007 yazında tezsiz yüksek lisansı bitirip soluğu askerde aldım, o oldu bu oldu derken hop İstanbul’dayım.

Hayat telaşı her geçen yıl artıp yeni bir şehirde halledilmesi gereken mevzuların listesi uzayınca tekrar okumaya vs. sıra bir türlü gelmedi. Açık konuşayım İstanbul’a geldiğim ilk yıllar ikinci üniversiteye kaydı ciddi ciddi düşünmüş ama o zamanlar kayıt parası gözümde büyümüştü. Hatta 2013 yılında Kameramanlık ve Fotoğrafçılık bölümünü düşünüyordum ki neyse ki kaydolmamışım. (Gerçi annem de üniversiteye tekrar kaydolduğumu söylediğimde “İki yıllığa kaydolsaydın keşke” dedi. “Öğrenciliğin tadını çıkaracaksam iki yıl değil dört yıl çıkarayım.” dedim. İyi demiş miyim?)

Bir ara “Zaten lisans okumuşsun, yüksek lisansın da tezsizini yapmışsın, ne diye gidip tekrar lisans okuyorsun, git tezli yüksek lisans yapmaya çalış.” dedim. Hak da verdim kendime ama yine 3-4 yıl boyunca ALES’e başvurmaya elim varmadı. Bu konu kafamda döne döne sonunda Marmara Üniversitesi Bilişim Gazeteciliğinden yüksek lisans yapmaya karar verdim, ALES’ten de iyi puan aldım ama bilim sınavını geçemeyince o hayalimi de -Nasıl olsa ALES’in üç yıl geçerliği var diyerek – demlenmeye bıraktım (Bu maceramı da şurada anlatmıştım.). Bu deneyimden sonra şunu anladım ki Yeni Medya yüksek lisansı mutlaka yapmalıyım ama benim bu süreçte kesinlikle İngilizceyi öğrenmem ve iyi bir dil puanı almam gerekiyor.

Derken, sağdan İstanbul Üniversitesinin soldan Anadolu Üniversitesinin “ikinci üniversite” reklamları, mesajları vesaire her gün beynimi meşgul etti. Üniversite öğrenciliğine -özellikle de Adnan Menderes Üniversitesinde yaşadığım günlere- doyamayan biriyim, bunu her seferinde dile getiririm. Hatta bu sebeple zaman zaman “90 yaşına kadar öğrenci olmayı çok isterdim” derim. Açıköğretim fakültesinde okumak bana yerleşke öğrenciliğinin tadını elbette vermeyecek ama eğitim çarkının içine dahil olmanın, edebiyat dışında farklı bir bilim disiplinini öğrenmeye çalışmanın kime ne zararı var? İstanbul Üniversitesi ile Anadolu Üniversitesinin ikinci üniversite kapsamındaki bölümlerini incelediğimde yaptığım işe değer katacak disiplinleri içeren bölümün Halkla İlişkiler ve Reklamcılık olduğuna karar verdim. Öyle ki bugün Anadolu Üniversitesi Açıköğretim bürosuna gidip kaydımı yaptırdıktan sonra bana verdikleri kitapları incelediğimde konu başlıkları beni çok heyecanlandırdı. Daha da mutlu olduğum şeyse Anadolu Üniversitesinin internet ve mobil uygulama tabanlı çok fazla dijital öğrenme materyalı da sunuyor olması.

Açıköğretim fakültesinde okumuş olmak için de okuyabilirsiniz, yılda iki defa 275 Tl verip alınacak ikinci bir üniversite diploması göz çıkarmaz diye de düşünebilirsiniz. Sinemaya, tiyatroya giderken, otobüse binerken öğrenci indirimlerinden faydalanayım yeter, sınav günleri gider bir şeyler karalarım da diyebilirsiniz. Ama ne yaptığınızın, neyi yaptığınızın bilincine varıp olaya “ilim öğrenmek” gözüyle bakar, açıköğretim bahanesiyle de olsa bazı bilim disiplinlerine odaklanır, bir iki makale okursanız alın size muhteşem bir kazanç.

Ağustos 2007’de veda ettiğim üniversite öğrenciliğine Ekim 2017’de tekrar merhaba demenin heyecanıyla öğrenci belgemi annemle ve kardeşlerimle paylaşırken şunu düşündüm: 1998 yılında başlayıp 2001 yılına kadar büyük bir yarış vererek dördüncü girişimde kazanabildiğim üniversiteye yirmi yıl sonra tek tıkla internetten kayıt yaptırdım. Üniversiteyi kazanmam, liseden gelen puanımın çok düşük olmasından dolayı epey zor olmuştu. Başta annem olmak üzere akrabalarımın çoğu benim üniversite sınavıma odaklanmıştı. O dört yıllık süreçte her sınav öncesi ve sonrası bana sundukları manevi destek için hepsine minnettarım. Üniversiteyi kazandığım 2001 yılında Pamukkale Üniversitesine kayıt yaptıracaktım ve kayıt olayı inanılmaz şekilde gözümde büyümüştü. Gerçekten de evrakların hazırlanmasından kayıt günü yapılan işlemlere kadar (Denizli’ye bizzat gitmek gerekiyordu, sanırım kayıtlar artık internetten yapılıyor.) her süreç çok yorucuydu. Ama dün internetten tek bir tık’la başvurduğum ikinci üniversiteye bugün 5 dakikalık bir başvuru işlemiyle kaydoldum. Oysa 1998’den 2000’e kadar  ÖYS ile bir yere yerleşemediğim için sonuçların açıklandığı internet sitesinin başında üç yıl art arda yıkılmıştım. 20 yılda gelinen süreç. Ama bugün bu kolaylığa yıllar önce çektiğim sıkıntıların sonucunda kavuştuğumun da farkındayım.

Şayet Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünü dört  yılın sonunda başarıyla tamamlar diplomamı alırsam onu da anneme vereceğim. En çok benimle olmak üzere evlatlarıyla yıllarca ÖSS, ÖYS, KPSS kahrı çeken, her sınava adeta bizimle birlikte girmiş kadar olan annemin hakkıdır bütün bu diplomalar. Ona bir tek “öğretmen olarak atandığım şehri yazan bilgisayar ekranındaki yazıyı” göstermeyi başaramadım. Allah o müjdeleri de başka şekillerde yaşamamızı, yaşatmamızı nasip etsin.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter | YouTube

Bir önceki Devletşah Özcan: Bloğa hâlâ âşığım başlıklı yazımda Barış Özcan, blog sohbetleri ve Devletşah Özcan hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

21 Yorumlar

  • Yanıtla Mustafa CAMBAZ 25 Ekim 2017 at 15:47

    Bende 5 yıl aradan sonra web sitesi işine döndüm çok zorlanıyorum. Umarım sende bu konuda zorlanmazsın :D

  • Yanıtla hgs 20 Ekim 2017 at 18:25

    Başarılarını diliyorum maceralı günler dilerim Blogunuzu takip etmekteyim :)

  • Yanıtla Semi 09 Ekim 2017 at 08:58

    Hayırlı olsun Evren, çok iyi yapmışsın. Öğrencilik gibisi yok. Annen ne kadar gurur duysa az.
    Keşke erken haberim olsaymış dedim, bölümleri incelerken. Ne yazık ki 6 ekim son tarih imiş. Gözüme kestirdiğim birkaç bölüm var, neden olmasın:)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 09 Ekim 2017 at 14:58

      Ben de yıllardır açıp açıp bakıyordum bölümlere ama kaydı yaptırma noktasında sürekli bir öteleme halindeydim. Seneye kaydolursun mutlaka Semi, eğitim için hiçbir zaman geç değil. Çok teşekkür ederim güzel sözlerin için de.

  • Yanıtla Mustafa 08 Ekim 2017 at 22:09

    Bende bilişim alanında eğitimime devam etmek istesemde, aklım yinede felsefe ve sosyolojiye kaldı. Çok kararsız bir durumdayım. Normal bir öğrenci gibi okuyamıyorum ben hiç >_< Birde Anadolu Üniversitesi'nin kayıt için istediği evraklar çok can sıkıcı. E devlet ile online olarak yapılmalı her işlem. Bir sürü angarya iş var. Hiç hoş değil.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 09 Ekim 2017 at 00:09

      Benim bütün evraklarımı e-devlet üzerinden otomatik çekti Anadolu Üniversitesi. Büroya kayda giderken sadece bilgisayar çıktısını aldım, başka hiçbir belge götürmedim Mustafa. Yoksa belge evrak vs hazırlayacak olsam gerçekten kayıt yaptırmazdım.

      • Yanıtla Mustafa 09 Ekim 2017 at 11:38

        Vay be :) E devlet üzerinden olması iyimiş ^^ Buna sevindim ağebey :)

  • Yanıtla e-vren günlüğü 08 Ekim 2017 at 15:58

    Bazen hayatımızı değiştiren insanlar hiç ummadığımız anda ve yerde karşımıza çıkıyor. Etkili kurulduğu takdirde cümleler de insanın yolunu değiştirmesini sağlayabiliyor, tıpkı senin örneğinde olduğu gibi. Güzel dileklerin için çok teşekkür ederim Aytül ;)

  • Yanıtla e-vren günlüğü 08 Ekim 2017 at 16:00

    Dünya işi hiçbir zaman bitmiyor Cem. Ben de vakitsizlikten ve maddi konulardan dolayı çoğu şeyi öteleyip durdum ama ömür dediğimiz şey 300 yıldan ibaret değil maalesef. İnsan niyet etti mi iki arada bir derede yine yapar yapmak istediğini. Ayrıca vakit yoktur diye bir şey yok, asıl niyet yoktur. Şimdi bu sözlerden dolayı fikrini değiştirirsen ulaş bana :D

  • Yanıtla Ali 18 Ekim 2017 at 22:02

    Biraz geç oldu cevabım sanırım ama İnşallah ikimizde zamanında bitiriz. Hedefim 3 yılda bitirmek aslında ama bakalım her şeyi zaman gösterecek :)

  • 1 2 3

    Aytül Örcün için bir cevap yazın Yorumu sil