e-günlük

Devletşah Özcan: Bloğa hâlâ âşığım

Devletşah Özcan‘la 20 Eylül Çarşamba akşamı YouTube canlı yayında bloğu ve bloglar üzerine sohbet ettik. Mart 2005’te başladığı blog yazma macerasına hâlâ devam ediyor ve bu özelliği itibarıyla Türkiye’nin en eski blogları arasında yer alıyor. Devletşah, bunca yıldır yazdığı, güncel kaldığı  ve diğer bazı özelliklerinden dolayı çoğu blogdan ayrıştığı halde kendisini profesyonel blog yazarı olarak görmediğini dile getirdi. 53 dakika süren canlı yayının tamamını aşağıda paylaştım, yukarıda da yayının 13 dakikalık bir özetini yayımladım. İlginç ayrıntıların yer aldığı, zaman zaman şaşırdığım şeyler duyduğum bir sohbet oldu. O sohbetten iki ayrı videoyu daha aşağıda yazının içine yerleştirdim. Devletşah’ın keyifli sohbetinden öne çıkan notlar şöyle:

  • Kendimi profesyonel olarak görmüyorum açıkçası. Profesyonel blog deyince şirket blogları aklıma geliyor. Kendi bloğumu düşündüğüm zaman tamamen kendi deneyimlerimi yazdığım bir yer, dolayısıyla birazcık profesyonellikten uzak. Benim bloğum, geçen on üç senede üzerinde çok çalışılmış, tecrübeyle üzerine eklene eklene artık profesyonel gözüküyor olabilir.
  • Hiç öyle (on parmağında on marifet) görmüyorum kendimi, yaptıklarımı da hiç beğenmiyorum. Biraz mükemmeliyetçilik var herhalde. Tam olsun istiyorum, o yüzden az ve öz oluyor galiba. Herkes her zaman en iyisini yapmıyor aslında. O en iyiye ulaşmak için çok çalışmak gerekiyor. Kendimi her şeyde profesyonel olarak görmüyorum. Daha öğreneceğim çok şey var.
  • İlk yıllar blogda inatla fotoğrafımı koymuyordum. Fakat fotoğrafımı yayımlamadan önce bir bayram günü YouTube’da videomu yayımladım. Ve “Aaa kadınmış” diyenler oldu.
  • Evleninceye kadar hiç yemek yapmadım. Birgün brokoli çorbası yapmıştım, blogdaki ilk tarif de odur. Eşim de (Barış Özcan) içti ve “Tarifini kaybetme” dedi. Çöpten çıkarttım, atmıştım çünkü. Ben masayı toplarken o da içeri gitmiş, tarifi de alıp götürmüş. Beni çağırdı, “Sana bir şey göstereceğim.” dedi. Brokoli çorbası tarifini koyup yüklemiş. Okuduğun yazdığın şeylerin hepsini burada toplarsın. Böylece geçmişine dair toplanmış bir şey olur dedi. Âşık oldum resmen sisteme.

Devletşah’ın blogla tanışma hikâyesi

  • Bu arada devletsah.com’da da bizim düğün davetiyemiz vardı. Ve bu yüzden tanımadığımız yaklaşık 500 kişi geldi. 12 13 sene önce çok değişik bir şeydi. Herkes birbirine göndermiş maille, gören nasıl insanlarız diye merak edip gelmiş.
  • Yazmayı çok seviyorum. Çok sinirli olduğumda karşımdaki kişiye söyleyeceğim şeyler aklıma gelmeyebiliyor ama çok sinirliysem bir dakika deyip yan odaya gidip ona yazıp gönderiyorum mesela. Yazıyla, anlatmak istediğimi çok daha iyi anlatıyorum. Parmaklarım da çenem kadar iyi çalışıyor.
  • Sosyal ağlar çıkınca blog dünyasında yazmayı sevenler ve bunu bir hevesle yapanlar arasında bir ayrım oldu. Blog yazmak özellikle domain altında blog yazıyorsanız gerçekten büyük bir yük. Servera para ödüyorsunuz. İstemekle tüm bunları aşıyorsun. Sosyal medya konusunda en çok Twitter’da kaybedildiğini düşünüyorum çünkü insanlar Twitter’a yazmaya başladıktan sonra blog yazmayı bıraktılar.
  • Artık insanlar tekrar kişisel web sitelerine dönüyor. Çünkü o kadar saçılmış durumdalar ki bunları bir yerde toplayıp insanlara onu göstermek istiyorlar. Zaten yazma, paylaşma isteği olanlar buna devam ediyorlar. Eskiden bu bin kişiyken şimdi belki elli kişi blog yazıyor. Yeni nesilden iki üç kişi ekleniyor. Eklene eklene yine miktar korunuyor. Gazeteler de hâlâ çıkmaya devam ediyor baktığımızda. Blogların her zaman devam edeceğini düşünüyorum. Ama seyretmenin yanında okumak insanlara zor geliyor. Kitap okuma istatistiklerine bakın. O yüzden Youtube çok daha yükselen bir trend.
  • Sosyal medya çok önemli ama bazı şeyleri sosyal medyada paylaşamıyorsunuz, o uzunluğa izin vermiyor. İnsanlar Instagram’da çok güzel içerikler paylaşıyorlar. Instagram’da fotoğraf ekledikçe arkalarda bir yerlere gidiyor. Halbuki bu bir blog olsa orada da paylaşsa. Google’a yazdığında o zaten önüne getirip koyuyor. Böyle faydası var. Ama ikisini birbirine bağlamak lazım. Ya reklam vereceksiniz ya da sosyal medyayı kullanarak okunurluğu artıracaksınız. Şart mı? Şart da değil. Bunu insan içinden paylaşmak geldiği için paylaşıyor. Birileri okur ve ona faydası olduğunu düşündüğümüz şeyleri paylaşıyoruz. Dolayısıyla bulunurluğunu, insanlara da yardımcı, kendimize de yük olmayacak şekilde yapmamız lazım.
  • Youtube dünyanın bir gerçeği. Youtube bir trend değil ve hiçbir zaman geçmeyecek. YouTube çok büyük kaynaklar ayırıyor bu işe. YouTube Türkiye’de kapalıyken bile Vimeo yine de büyüyemedi. YouTube senelerce kapalı kaldı buna rağmen Türkiye’de video piyasası büyüdü. Video çok önemli. Bu, Youtube olur yarın Amazon karşısına bir şey çıkartır o olur, bilemeyiz. Ama Youtube’un eli kuvvetli çünkü on – on beş seneden beri var ve her dakika 100 saatten fazla içerik ekleniyor. Bir insanın ömrü boyunca seyredemeyeceği kadar çok şey var Youtube’da. Altı yaşındaki oğlum “Bunun videosu var mı?” diye soruyor. Okumak zor bir iş. Okuduğunu anlamak ayrı bir mevzu. Videoyu anlaması her açıdan daha kolay. Video hiçbir zaman trend değil, internetin gerçeği. Aynı yazıyı bloğuma veya Facebook’a koyduğumda onu okuyanların sayısı bin iken Youtube’a aynı içeriği video olarak koyduğumda elli bin oluyor.
  • Bloğumu kişisel blog olarak tanımlıyorum. çünkü sadece yemek yok. Bir kadının hayatındaki her şey var. O yüzden kişisel bir blog, herkese hitap eden bir yaşam bloğu diyebiliriz.
  • (Bloğumu) herkes beni bulsun okusun, en okunan kişi olayım falan gibi bir gayretle yapmıyorum. Bunu sevdiğim ve paylaşmaktan hoşlandığım, insanlara faydası olsun diye yapıyorum. Mutlaka bunu doğru bir şekilde arayan kişinin de bana ulaşabileceğine inanıyorum. Ben doğal olanını, kendi halinde yayılanını seviyorum.
  • En rahat yazabildiğim dönem yataktan kalktığım an, o kadar rahat yazabiliyorum ki su gibi akıyor. O zaman yazdığım yazılar çok daha verimli ve güzel oluyor. Yazdığım süreyi daha uyanmamışım gibi düşünüyorum, uyuyormuş gibi hiçbir işi düşünmeden yazıyorum. Beynimin daha uyanık olduğu bir dönemde yazıyorum. Mesela 15 dakika uyuyorum ondan sonra yazıyorum.
  • (Yeni blog yazarları) Samimi olsunlar. Dünyanın en titrek fotoğrafını oraya koyabilirsiniz, en kötü imlayla yazabilirsiniz fakat eğer samimiyseniz ve anlatmak istediğiniz şeyin doğruluğuna inanıyorsanız, doğruysa, tarafsızsa hiçbir şeyin önemi kalmıyor o samimiyet olduktan sonra.

YouTube kitlesiyle blog kitlesi arasındaki ince çizgi:

“Barış’ın takipçileri bana çok hakaret ediyor.”

  • Onun (eşi Barış Özcan’ın) takipçileri bana çok hakaret ediyor. Ama hiçbir zaman benim takipçilerim onun için böyle şeyler söylemedi. Bunu konuşuyoruz bazen. Youtube daha fazla seyrediliyor ve daha kolay, dolayısıyla daha kolay da harcanıyor. Oysa ne kadar emek veriliyor hiç umurunda olmuyor. Okumayı seven adamın belirli bir şeyi oluyor ama herkes seyrediyor. Okuyanlar – video seyredenler arasındaki fark bu. Okumayı sevmek belli bir kültürle oluşuyor. “Cin Ali’den sonra kitap okumadım” diyen insanlar video seyrediyorlar ama. YouTube çok daha büyük bir deniz, dalgası çok daha büyük oluyor. Bloglar daha küçükler, dolayısıyla dalgası daha küçük oluyor. İnsanın olduğu her yerde nefret var.

YouTube sohbetimizden çıkarımlar:

  • Kurumsal bloglar, kişisel bloglara göre daha kurgulanmış bir içeriğe sahip.
  • Tasarım profesyonel olsa da içerik profesyonel değilse bir kıymeti yok.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter | YouTube

 

Bir önceki Blog Yazarları Çalıştayı 3, Kadir Has Üniversitesinde başlıklı yazımda Blog Yazarları Çalıştayı, Çiğdem Bozdağ ve Devletşah Özcan hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

6 Yorumlar

  • Yanıtla Taha 18 Ekim 2017 at 23:30

    Harika bir blog başarılarınızın devamını dilerim

  • Yanıtla sohbet 18 Ekim 2017 at 17:00

    guzel paylasım olmus harıka tbrıkler

  • Yanıtla mavianne 02 Ekim 2017 at 15:37

    Sanırım ben tasarımda sınıfta kaldım :((
    tasarım da içerik kadar önemli,
    devletşah dahil tanıdığım çok ziyaretçisi olan popüler yemek bloggerlerinin eşleri web tasarımı işlerinden çok iyi anlayanlar
    Malesef bu konuyu 12 yıldır es geçtiğim için profesyonel yardım almadığımdan içerik olsa da az okunuyor diye bir sonuca vardım, Sen ne dersin?

    • Yanıtla e-vren günlüğü 02 Ekim 2017 at 15:46

      Bu konudaki görüşümü yayında da yazının sonunda da dile getirdim Fatma; tasarımın ne kadar mükemmel olursa olsun içerik boşsa tasarımın hiçbir kıymeti yok. Bence özgünlük, konunun ilgi çekiciliği, anlatımın ve yazı dilinin iyi olması öncelikler arasında. Tasarım bir gecede bile profesyonel bir yardımla halledilebilecek bir ayrıntı. Ama içeriği boş, Türkçesi çok kötü, konuları elle tutulur olmayan blogların makyajı (tasarımı) iyi olsa ne yazar ki?

      • Yanıtla mavianne 02 Ekim 2017 at 17:23

        Çok çok iyi anlıyorum seni. İçerik her şey ancak tek başına yeterli olmadığını da düşünmeye başladım ben. Sayfa trafiğini artırmanın çok okunmanın başka matematiği var bizler pek de bunu bilmiyoruz demek istemiştim.
        Trafik artmasa da senin ve benim gibi blog aşığı insanların yazmaya devam edeceklerine inancım tam.
        Tabi ki, pür makyajlı şık , bakımlı, havalı bir kadın olsun ancak, konuştuğunda saçma sapan başka alemdeymiş gibi olsun sana nasıl cazip gelmezse, bloglar da öyle katılıyorum sana.
        Sevgi ve saygılar

  • Yanıtla Semi 02 Ekim 2017 at 10:17

    İzledim. Hakaret meselesi beni hayrete düşürdü.

  • mavianne için bir cevap yazın Yorumu sil