e-günlük

97’den beri değişmeyen tek şey: Yalnızlığım

Uzun bir süredir derin bir yalnızlık içindeyim. Üstelik bu benim gizlemeyip zaman zaman dillendirdiğim bir durum. Son aylarda bu yalnızlık duygusunun ağırlığının arttığını düşünüyordum ki 1997 yılında tuttuğum günlüğün sayfalarına da kendimi çok yalnız hissettiğimi yazdığımı gördüm. 20 yılda hiç mi değişmemiş bu yalnızlık? Bu zaman zarfında benim küçük memleketim Aydın’dan ve kalabalık ailemden ayrılıp Türkiye’nin en kalabalık ama en yalnız şehri İstanbul’a gelince mi belirginleşti bazı şeyler? Biraz daha derinleştireyim mevzuyu:

Dün alanında uzman, kendi işinde başarılı ve çoğu insana yaşam koçluğu yapan bir arkadaşımla günlük bir sohbetin içindeydik. “Şöylesin, böylesin, harikasın, süper işler yapıyorsun Evren” diye sıralayıp pat diye “Mutlu musun? Sen onu söyle.” dedi. “Mutlu değilim abi, gerçekten hiç olmadığım kadar mutlu değilim.” dedim. Üretken miyim ondan da emin değilim. Başarılı mıyım, başarı gibi görünen yapıp ettiklerim sahiden başarı mı bunu da bilmiyorum. Şu an (hatta çok uzun süredir) hissettiğim ve buram buram yaşadığım şey: Derin bir yalnızlık ve mutsuzluk.

Beni tanıyıp sevenler için bu yazıyı okumak biraz acı olabilir lâkin, hiçbir zaman zayıflığını gizlemeyen ben, bir zamanlar cömertçe içimi döküp de artık o kadar rahat olamadığım bloğumda yine eskisi gibi bağıra bağıra halimi arz etmek istiyorum. Nasıl ki 20 yıl sonra kırmızı kaplı küçük günlüğümü açıp 1997 yılındaki Evren’in yazdıklarını okuyunca ona sımsıkı sarıldıysam 20 yıl sonra da bu yazıları okuyup kendimi tahlil edebilmek, değerlendirmek ve kendime sahip çıkmak istiyorum. “Kendime sahip çıkmak”, ne garip bir ifade oldu. Ancak çok gerçek bir cümle. Varsa iyi yönlerimle varsa kötü yönlerimle, eksiğimle fazlamla kendime hep sahip çıktım. Bunu da en çok bütün bunları yok saymadan, aksine kabullenerek ve bazen yazarak bazen söyleyerek yaptım. “Evrenciğim sen de çok alıngansın” diye beni tek cümleyle özetleyip koca bir evrenin artılarını eksilerini hiçe sayanlardan olmayıp kendimi açıkça ortaya döktüm, dağıtıp toparladım, toparlayıp dağıttım.

Her zaman her şeyi iyi yapmak zorunda değilim, bunu kendime anlatmaya çalışıyorum. Gerçi iyi yaptığım şeyler olduğunu da iddia edemedim hiçbir zaman. Karşıdan görünenin, beni tanıdıklarını sananların aksine hiçbir konuda kendimi iyi olarak göremedim. Belki arada, üniversitedeki bölümümden dolayı Türkçe konusunda biraz otoriteymiş gibi davrandığım olmuştur ama hâlâ Türkçeyi ne yazılı ne de sözlü olarak tam anlamıyla iyi kullandığımı düşünmem, öyle ki bu sebeple İngilizce öğrenmeyi bile erteleyen biriyim. İlginç değil mi? Belki de saçma.

Mesela hiçbir zaman tam bir edebiyatçı da olamadım. İyi bir blog yazarı değilim, harika bir editör olmayı isterdim ama o konuda da yarım yamalak olduğumu düşünüyorum. Şöyle karşıya geçip kendime bakıp “Hakîkaten Evren, sen neyi tam olarak iyi yapıyorsun?” dediğimde samimi bir şekilde verebilecek bir cevap bulamıyorum. Kendimi eksik gördüğüm nokta çok fakat tam gördüğüm hiçbir şey yok. Yukarıda bahsini ettiğim mutsuzluk ve yalnızlık duygusunun ise bunlarla hiç ilgisi yok. O apayrı bir olay.

Bazen kendimi açıkça buraya bu şekilde yazınca bazıları içten içe mutlu oluyor. Çünkü onlar için profesyonellik güçlü görünmeyi, zayıflıkları gizlemeyi ve kendini kusursuz biriymiş gibi pazarlamayı gerektiriyor. Eğer sektörden biriyseniz ve birileriyle dijital kanallar üzerinden iş yapmanın derdindeyseniz haklı olabilirsiniz. Benim on yıldan fazla süredir kendimi burada bir anlamda deşifre etme rahatlığım da zaten sektörden olmamamdan, bildiğin sıradan bir blog yazarı olmamdan kaynaklanıyor. Gün gelir gerçekten çok mutlu olur, kendimi çok kalabalık hissedersem onu da gönül rahatlığıyla yazacağımı biliyorum. Ama şu an bende durumlar bundan ibaret.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter | YouTube

Bir önceki "Blog yazarı olmayan" yeni okuyucuya nasıl ulaşabiliriz? başlıklı yazımda blog sorunları, Bloga ziyaretçi çekme yolları ve Fatma Canbulat Erdem hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

19 Yorumlar

  • Yanıtla İbrahim AY 11 Eylül 2017 at 10:52

    Sitenizi dün akşam gördüğümde site tasarımınızdan yola çıkarak kişiliğinizle ilgili bazı tespitlerde bulundum kendimce. Ve bugün bu yazıyı okuyunca da ukalalık olsun istemiyorum ama tespitlerim de doğru olduğumu düşünerek sizinle paylaşmak istedim. Şöyle ki bu anlattıklarınız sizin kişiliğinizle ilgili. Aşırı mükemmelliyetçisiniz. Detaycısınız, analitik düşünme özelliğiniz çok fazla. Bu durumlar bir yere kadar iyidir insanı başarıya götürür ki siz öylesiniz ama daha fazlası insanı mutsuzluğa itebilen durumdur. Psikoloji de yeri vardır. Konuyla ilgili bir video var izlemenizi tavsiye ederim. Sanırım izleyince kendinizi o video da bulacaksınız. Haddime değil belki ama kendinizle ilgili bardağın dolu tarafını görmeyi alışkanlık edinirseniz biraz rahatlama yaşayabilirsiniz. Sitenize bakılırsa siz gerçekten üretken ve başarılı birisiniz. Şu da unutulmamalıdır. Başarılı ve üretkenliğin bir yanı hep yalnızlıktır. Video URL: https://youtu.be/RY91XO80q-Y

    • Yanıtla e-vren günlüğü 16 Eylül 2017 at 10:25

      Tespitlerin için çok teşekkür ederim İbrahim, videoyu seyredince epey bir şaşırdım. Ancak analitik düşünen biri miyim yoksa değil miyim tam kestiremedim. Değerli görüşlerin için de ayrıca teşekkür ederim.

  • Yanıtla Ahmet 08 Eylül 2017 at 12:32

    Sırf yalnızlığı terk etmek anlamında evlilik yapılmamalı. Bukowski diyor ya “Yalnız olmak yanlış bir kalpte olmaktan iyidir.” haklı gerçekten. Evren seninki farklı bir boşluk sanki mesele yalnızlıktan öte. Zira üretken birisin. Yalnız olmasanda üretirsin. Yazdıklarından sendeki yalnızlığın farklı bir duygu olduğunu sezdim ya haydi hayırlısı. Belki yaşamını farklılaştrmakta iyi gelebilir. Kal sağlıcakla..

    • Yanıtla e-vren günlüğü 08 Eylül 2017 at 13:16

      Doğru bir yerden yakaladın ve evlilik konusunda kesinlikle senin gibi düşünüyorum Ahmet. Bukowski’nin sözünü de ilk defa duydum, çok doğru söylemiş. Bu yalnızlığın ben de hayra çıkmasını diliyorum. Teşekkürler.

  • Yanıtla Begonvil Sokağı 06 Eylül 2017 at 12:38

    Ben kendimde de ara sıra yaşadığım bu durumlara türbülansa girmek ya da kabz hali diyorum. Kimi zaman sebepsiz olur kimi zaman da birikmislerden.Ama bu yalnızlık hissinin kadını erkeği bekarı evlisi yok. Yalnızlık diye ifade ediyoruz ama belki olgunluk sancısı belki de yenilik arayışı ya da hiçbiri. Her halukarda kendini okumak bir de yazmak/paylaşmak cesareti için hersey yolunda bile denebilir. Hayat çok enteresan oldu ben de ucundan kıyısından yazıyorum bazen iyi geliyor. İyi ki yazdınız, seçilmiş de olsa nasibimize düşen de olsa zaman zaman hepimiz ayını yaşıyoruz. Kendimizden bir şeyler isteyince bu türbülansa giriyoruz, Sonra yine yola devam ediyoruz..

    • Yanıtla e-vren günlüğü 06 Eylül 2017 at 12:45

      Bütün bir meseleyi özetleyen yorumunda baştan sona yazdığın her şey aslında bir anlamda inanmak istediğim şeyler. Bunca duygu çöküşünün altından yeniden bir diriliş mi, bir yaratım sancısının ürünü mü yoksa tükenmişlik sendromunun farklı bir şekli mi çıkar kestiremiyorum. Ancak senin de belirttiğin gibi kendimi okuyabildiğim ve en azından bunları cümlelere dökerek teşhisi koymaya çabaladığım için de kendimle ilgili o kadar umutsuz değilim. Çünkü tedavinin en önemli unsuru, doğru teşhis. Teşekkürler Begonvil Sokağı.

  • Yanıtla Gökhan 05 Eylül 2017 at 20:01

    Merhaba Evren ağabey nasılsın?
    Öncelikle en yakın zamanda mutluluğu yakalarsın inşallah demek istiyorum.

    Şu anda mutlu değilsin belki ama inan bana çok üretken bir insansın bunu bloglar için yaptığın çalışmalardan biliyorum.

    Türkiye de bir çok blog yazarı varken sanırım senden daha önce kimse blog yazarları çalıştayı yapmadı. Yani bu alanda biz blog yazarlarına her zaman örnek oluyorsun.

    İnşallah artık mutluluğu da yakalarsın.
    Görüşmek üzere Evren ağabey selamlar.

  • Yanıtla e-vren günlüğü 05 Eylül 2017 at 08:03

    İltifatların için teşekkür ederim Fatma. Bazen sırf böyle algılanıyor olmak bile insanı paylaşamamaya, yalnızlığa itiyor. Aranılıp sorulacak, sırtı sıvazlanacak insanlar listesinde yer alamayaniliyorsun. Bahsettiğim yalnızlık ve mutsuzluk öyle bir şey ki bir sevgiliyle, bir hayat arkadaşıyla da gallolacak değilmiş gibi geliyor bana. Ama söylediğinde herhangi bir sorun yok, bu öneriyi (veya ihtimali) çok kişiden duyuyorum. Tek kişilik dünyama birini dahil etmem (ya da onun hayatına dahil olmam) çok zor gibi bu şartlarda. Fakat bir tarafta da aşktan beslenen ve bunu çok önemseyen bir Evren de var.

  • 1 2

    Bir yorum yazın