e-günlük, VideoBlog

Gökhan Konaş: Blog, benim kalem

İçinde “dahi” anlamına gelen “da” bağlacını çok güzel taşıyan bir blog “Tek Başına da Olur” ve bu anlamı derin isim için yazarı Gökhan Konaş, “Tek başına olur demiyorum ‘Tek başına da olur.’ diyorum. Sen yine tek başına olma ama yapmak istiyorsan da bunu tek başına yapabilirsin, bir yandan kimseyi de bekleme. Oradaki da’nın önemi büyük. Bütün  fikir onun altında gizli.” diyor. Bloğuyla geçen hafta Gelecek Vadeden Bloglar arasına giren Gökhan, uzun zamandır hayal ettiği kamp kurup doğa ile baş başa kalma ihtiyacı ile bir blog açma merakını eş zamanlı olarak karşılamış. Bloğunda paylaştığı o herkese nasip olmayan doğadaki deneyimlerini de YouTube canlı yayınında harika özetledi:

“Doğa sizi biraz törpülüyor, hayatla ilgili egonuzu kırıyor. Oraya gittiğinizde patronun sen olmadığını anlıyorsun. Birtakım şeylerin bazı kapıları açmadığını, aslında hayatın şehirde yaşadığın gibi bir şey olmadığını, kendinin önde olmadığını, orada sıradan biri olduğunu fark edince insanın hayata bakışı değişiyor.”

Gökhan, YouTube canlı yayınındaki sohbetimiz sırasında blog ve blog yazarlığı noktasında önemli şeyler söyledi. Onları şu şekilde özetlemek istiyorum:

  • Bloğu kurmak benim için aslında motivasyon kaynağı oldu. Çünkü böyle bir platformda işler yaptığın, birileri senden bir şeyler bekler noktaya geldiği zaman kendini daha iyi hissediyorsun ve bu seni motive ediyor. Bloğun kendisi, yazılara gelen olumlu yorumlar, atılan mesajlar beni cesaretlendirdi.
  • Kamptan gelir gelmez ve mümkünse bir iki gün içinde yazıyı çıkartmaya çalışıyorum çünkü gezi yaptığım tarihten ne kadar uzaklaşırsam  yazı bana hissiyat olarak daha donuk geliyor. Kamptan geldiğim andaki heyecanla, orada yaşadığım hislerle daha güzel yazılar çıktığını fark ettim. Mümkün olduğunca daha hızlı, sıcağı sıcağına yazmaya çalışıyorum.
  • On binlerce takipçisi olan ve ciddi paralar kazanan Vine fenomenleri hiç oldu. Birgün varsın ertesi gün yoksun. Instagram, YouTube, Facebook, bugün var, yarın yok. Öbür gün başka bir şey çıkar, neler geldi neler gidiyor ama bloglar her zaman var olacak ve o kaynaklar geçerliğini koruyacak. Dolayısıyla blog, benim kalem aslında.
  • Blog yazmaya başlayacak kişi öncelikle konusunu iyi seçmeli, daha doğrusu istediği bir konuyu seçmeli. İçeriğine ve ne yazacağına doğru karar vermeli. Doğru karardan kastım şu: Ne vermek istiyor ve bundan zevk alıyor mu? Zevk aldığı ve yazmaktan sıkılmayacağı belli bir konu seçmeli. En önemlisi, gerçekten yapmak istiyor mu, emin mi blog yazmak istediğinden? Çünkü 3 yıl sonra sıkılacak. Blogdaki hedefi ne?
  • Blogda bir şey paylaşıyorsun öylesine paylaşıyorsun. Bir blogdan para kazanmak çok zordur. Blogda sadece yazı yazarak para kazanmak çok zor iş. Dolayısıyla blog yazacak kişi paylaşmayı, yazmayı sevmeli, konusunu iyi seçmeli ve ondan sonra yola çıkmalı.
  • Blog yazıp insanlara ulaşmak istiyorsan biraz da internet öğreniyor, oradaki kültürü, dinamikleri de öğrenmen lazım. Bütün bunlara gönüllü olman lazım. Öyle ben yazdım attım duruyor diyorsan evde defter de tutabilirsin. Analytics öğrenmen lazım, hangi yazıların daha çok okunuyor, onlara bakman lazım. Ona göre bir şeyler yazıyor olman lazım. Kendini sürekli geliştiriyor olman lazım. Öyle sadece blog açıp bir yazı atmakla da olmayor.
  • Eğer biri blog tutuyorsa ve samimiyetle iyi işler yapmaya çalışıyorsa herkes ona destek oluyor.
  • Yazabilmek ayrı bir yetenek. Konuya çok hakim olabilirsin ama kelimelere iyi dökemediğin zaman olmuyor, yazıyı okutabilmen lazım.

Sohbetimizden blog yazarlığı adına çıkarımlar:

  • Blogda, kaynağın kendisi zaten blog yazarı. Bizzat kendisi yaşayıp, deneyimleyip bunu birinci ağızdan aktarıyor. Bu, paha biçilemez bir şey. Blog kültürünü kıymetli yapan kesinlikle bu.
  • YouTube bir trenddir, gelip geçer. Ama asıl kalıcı olan yazılı içeriktir. YouTuber deniyor, Instagram, Facebook fenomeni deniyor. Her dönemin alışkanlığı ve getirdikleri farklı. Ama isminin başında YouTuber, Instagram fenomeni varsa işte o olmadığı zaman sen olmayacağın anlamına da geliyor. Yarın YouTube olmadığında YouTuber da olmayacak. YouTube’ın, Dailymotion’un, Vimeo’nun sağladığı imkanları kullanmak elbette çok önemli bir şey -ki şu an bizim yaptığımız gibi- ama blog yazarları olarak biz kendimizi galiba yazıda bulduk, blogda bulduk. Bu açıdan blog yazarları daha avantajlı konumda görünüyor.
  • Blog yazarlığı disiplin gerektiriyor. Çıkış noktası para kazanmaksa zaten blog yanlış adres. Blog açmak yerine YouTube, Instagram gibi sosyal ağlara yönelmek daha mantıklı.
  • Blog yazmaya başlamak için çok fazla kişiye danışarak, düşünüp taşınarak, plan program yaparak vakit kaybedilmemeli. İnsanın içinde varsa bir an evvel blog açıp yazmaya başlamalı, süreç içinde blog yazarlığında deneyimli kişilerle iletişime geçilerek kendini geliştirme yolu tercih etmeli.
  • Bloğun asıl getirisi güzel arkadaşlıklar, dostluklar kazanmak, yeni dünyalar tanımak, güzel bir çevre edinmek.
  • Blog, insanın cümle kurma, becerisini yazarlık tarafını da geliştiriyor.

Gökhan, kendisiyle ilk iletişim kurduğum andan itibaren alçak gönüllü ve samimi yaklaşımıyla dikkatimi çekmişti. Gelişim psikolojisi okuyanlar bilir, “kendini gerçekleştiren insan” diye bir tanım vardır; ben Gökhan’da onu sezdim. Zaten o da kendisini “Deli gibi daha çok çalışayım, daha çok kazanayım gibi hırsım yok. Hayatla ilgili başka hırslarım var, dolayısıyla hayatın tadını çıkarmaya çalışıyorum.” sözleriyle özetliyor. Gelecek Vadeden Blog unvanı noktasında vakti zamanında şunu boşuna söylemedim: “Biz blog yazarının gelecek vadedeni kadar ahlaklısını da severiz.” Türkçe içerikli ortak blog kültürünü kibirden ve saygısızlıktan uzak, gerçekten derdi üretmek ve paylaşmak olan blog yazarlarıyla birlikte geliştirmeye devam edeceğimize dair inancımı hiçbir zaman kaybetmeyeceğim. Canlı yayının tamamını aşağıdan seyredebilirsiniz; iyi seyirler ;)

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter | YouTube

Bir önceki Plazadan Dünyaya ekibi: "Alt tarafı iş hayatı" demeyi öğrenmeliyiz başlıklı yazımda blog yazarlığı, gelecek vadeden bloglar ve İrem Devseren hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

6 Yorumlar

  • Yanıtla Yasemin Avun (Bir Tutam Karınca) 09 Ağustos 2017 at 16:19

    Güzel bir söyleşi olmuş. Blogun asıl getirisinin son zamanlarda göz ardı edildiğini düşünüyorum. İnsanların tek odak noktası para maalesef. Samimi yorumlar her geçen gün azalıyor. Küçük bir grup buna dahil olmamayı ve bu samimiyeti devam ettirmeye çalışıyoruz. Umarım kazanan biz ( gerçek blog yazarları) oluruz. Sevgiler.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 09 Ağustos 2017 at 16:23

      Bloğun asıl getirisinin hem yazarlar hem de okurlar tarafında göz ardı edildiği konusunda hemfikiriz Yasemin. Blog yazarlığı konusunda bilinçli olmaya devam edildikçe sayımızın artacağına inanıyorum.

  • Yanıtla Semi 08 Ağustos 2017 at 20:50

    Yine o akşam değil ama sonradan izledim. Anlattıkları çok önemli. Hani sen sormuştun ya, gezmek maliyetli değil mi diye. Aynen Gökhan gibi düşünüyorum, bir zamanlar biz de az biraz dağcılık, kampçılık yaptık. Kesinlikle maliyeti düşük, acayip keyifli, şehir yaşantısında asla bulamayacağın bir hayat. Kamp için aldığımız ne varsa (çadır, birkaç kamp eşyası, mat vs) yıllarca kullanılıyor.
    Gezginlerden konuşmuştunuz, ben de bu hafta gezgin bir arkadaşımla yaptığım söyleşiyi yazdım. Hemen fikrimi de yazayım: turist olarak her yere gidilir ancak gezgin olma halini bundan ayırmak lazım. Bu daha çok yaşam tarzı olarak karşımıza çıkıyor. Yani illa bilmem ne kıtasına gitmek gerekmiyor tabii, insan kendi memletinde de gezgin olabilir.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 09 Ağustos 2017 at 10:38

      Turist ile gezginin farklı şeyler olduğunu çok eskiden bir arkadaşım bana anlatmıştı. Kesinlikle benim için ilk tercih gezgin bir ruha sahip olup dünyayı dolaşmak (gezmek). Didem’le söyleşini keyifle okudum Semi. Senin yine deneyimin varmış ama böylesi arkadaşlarla söyleşi yapmanın yanında bir de onların peşine takılabilsek keşke ;) Gerçi Gökhan sağ olsun teklif etti :D

  • Yanıtla Ece Evren 05 Ağustos 2017 at 20:17

    Bu söyleşiyi hemen fark ettim ve seyrettim. Gökhan oğlum çok doğru yerinden yakalamış hayatı. Amacında kararlı ve azimli. Bloğuna henüz gidemedim ama sanırım vakit ayıracağım. Yine çok keyifliydi Evren oğlum. Emeğine sağlık. İkinize de sevgilerimle :)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 05 Ağustos 2017 at 20:20

      Şehir hayatında bu denli boğulmuşken Gökhan’ın söylediklerine / söyleyeceklerine kulak vermekte fayda var Ece ablacım. Ayrıca yeni blog yazarları için de Gökhan’ın söyledikleri son derece değerli. Asıl saygı sevgi benden size ;)

    Bir yorum yazın