e-günlük, VideoBlog

Bloglarla dünyayı kurtarmıyor aslında yeni bir dünya inşa ediyoruz

Hem Gelecek Vadeden Bloglar jürisinden hem telaffuzu en zor soyadına sahip hem de Türkiye’nin en eski blog yazarlarından Sema Eren Schoenrock ile bugüne kadar ki en uzun YouTube sohbetini yaptık ;) Karadeniz Ereğli’de doğup büyüyen ve Karadeniz insanının neşesini yansıtan bir isim Semi. Öyle ki en çok güldüğüm sohbet oldu. Semi, üniversite için geldiği Bursa’da çalışma hayatına atılınca eşiyle tanışıp evlenmiş ve iki çocuk sahibi olmuş. 2010 yılında başladığı mutlueller.com‘da kendi dünyasını inşa etmekle yetinmeyip blog yazarı bir anne ve eş olmanın sorumluluğuyla bu dijital hobiyi hem eşi hem oğluna da bulaştırmış. Onların blog yazarlığı yolculuğu kısa sürse de Semi, 7 yıldır bloğunu güncel tutarak Türkçe blog kültürüne katkıda bulunmaya ve “Gelecek Vadeden Bloglar”ın değerlendirme ekibinde de yer alarak yeni blogların keşfedilmesine, onların yüreklendirilmesine destek sağlamaya devam ediyor. İki saate yakın sohbetimiz sırasında kimi zaman Türkçe yazım kuralları hakkında derinlemesine konuştuk kimi zaman da yabancı dili daha iyi nasıl öğrenebileceğimiz hakkında kafa yorduk. Videoyu seyretmeye vakti olmayanlar için ve daha da önemlisi “yazılı arşivin” kıymetinden dolayı Semi ile muhabbetten öne çıkan notları derledim:

  • Bursa’da blog yazarları olarak sanki daha kapalı kalıyoruz gibi. Burada da blog yazarı arkadaşlarımızla bir araya geliyoruz, arada faaliyetlerimiz, buluşmalarımız oluyor ama biraz daha kısır bir çevrede kalıyoruz İstanbul’a göre. O yönden İstanbul’u çok daha avantajlı görüyorum. İstanbul hep daha aktif geliyor bana. Blog, medya, sosyal medya, iletişim deyince İstanbul daha doğru bir adres. Ama diğer yandan insanın blog için kendisini beslemesi gerekiyor, kafanı toparlayacaksın, gezdiğin gördüğün şeyleri yorumlayacaksın. Bunun için de kendine ait bir zamana ihtiyacın var. Bu zamanı oluşturmak İstanbul’da daha zor.
  • Bloğun biraz daha amatör kalması bence daha iyi. Öbür türlü internet sitesi oluyor. Blog daha kişisel, daha sempatik ve kulağa daha güzel geliyor.
  • Aslında bloğun ne olduğunu bilmeden başladım. Çok bilinçli olarak yaptığım bir şey değildi. Blog yazayım deyip oturup planlı programlı başlamadım.
  • Blog benim için bir anı defteri gibi. Elimden alınsa bunca şeyi bir daha bir araya toplayamam. Blogla aramda manevi anlamda çok büyük bir bağ hissediyorum. Blogda benim için öncelik kendi tatminim. Orada kendimin ve çevremin kişisel bir tarihini tutuyorum.
  • Zamanla ailemi bloğumun içine çok katmak istemediğimi hissettim. İlk başlarda daha fazla vardı ama şu an çok az. Öyle olması gerekiyor belki de. Çocuklarının üzerinden prim yapmaya çalışan çok blog ve Instagram kullanıcısı anne var. İş çocukların üzerinden çıkar meselesine dönüşüyorsa bunu ahlaki bulmuyorum. Çocuğun üzerinden prim sağlanması bana doğru gelmiyor. Burada bir sınır olması gerekiyor. Bu sınırı da ya aile olarak biz koyacağız ya da kanunlar koyacak.
  • Blog yazmaya yeni başlayanlar eskilere göre daha hırslı. Blog yazıp hemen bir şeyler yapmak istiyorlar, blog yazayım herkes beni takip etsin, herkes beni okusun derdindeler.
  • Yüz yüze görüştüğüm arkadaşlarım bloğumu okumuyorlar, onu fark ediyorum. Ne yazdığımın hiç farkında değiller. Ama blog arkadaşlarımın benimle ilgili birçok şeyi bildiklerini düşünüyorum. Blog okumayan, dışarıdan birinin bizim blog yazarlarının dünyasını anlamaları çok zor. Herkes “Bu sanal bir dünya, yazıyorsun ama noluyor?” diyor.
  • Blog bakış açımı değiştirdi. Gittiğim, gördüğüm, yaptığım şeyleri daha iyi inceler oldum. Olaylara daha farklı açıdan bakmamızı sağlıyor blog. Aslında kimi zaman anı defterinin sınırlarını geçiyor. Bir anlamda öyle olmasını da istiyorum. Birilerine de faydası dokunsun, bir kaynak olsun istiyorum.
  • Blog yazarının, katıldığı etkinliklerden çok övgüyle bahsediyor olması inandırıcılığın kalmamasına yol açıyor. Bunun tam tersini de yazabiliyor olmamız lazım.
  • Bloglarda ne paylaşırsak paylaşırız, blog bizim bloğumuz ama tabii ki herkesin okunabilir yazmaya, Türkçeyi düzgün kullanmaya özen göstermesi gerekir. Bazıları bloğu okunması zor bir hale getiriyor ve bu benim için çok itici.

Semi’yle sohbetimizden çıkarımlar:

  • Blog bizim biraz daha kişisel bir uğraşımız olduğu için nerede yaşarsan yaşa, bir dağın tepesinde tek başına da olsan o bloğu yazmak, zenginleştirmek istersen bu mümkün. Blog bir insan parçası. Tamamen bizi yansıtan bir şey. Yine de insanın kendisinde bitiyor, nerede yaşadığı çok da önemli değil. Özel yaşantımızdan bloglarımız da etkileniyor.
  • Blog yazarak dünyayı kurtarmıyoruz, aslında bir dünya kuruyoruz. Meselemiz derdimiz dünyayı kurtarmak değil. Dijital dünyamızı inşa ediyoruz. Hatta hayatımızdaki diğer insanların da dijital hatıralarını tutuyoruz.
  • Diline saygısı olmayanın karşısındaki okuyucuya da saygısı olmaz. Okuyucu, bloğu okurken yazım yanlışları yüzünden mücadele vermek zorunda değil.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bir önceki Bir e-postadan çok daha fazlası başlıklı yazımda eposta pazarlama, hoş geldin epostası ve Murat Erdör hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

9 Yorumlar

  • Yanıtla Semi 19 Temmuz 2017 at 12:25

    Nasıl olacak, konuşamam, ne anlatacağım derken konuşmuşum da konuşmuşum:) Evren yazdıkların için de ayrıca teşekkürler, bu kadar keyifli olması karşılıklı enerjimizden kaynaklanıyor. Artık alıştım, beni tüm canlı yayınlarına konuk olarak alabilirsin:)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 19 Temmuz 2017 at 12:33

      Ben teşekkür ederim Semi, beraber olunca kıymetli oluyor bu tarz çabalar. Güzel ve ortak uğraşlarımız daha çok olacak inşallah ;)

  • Yanıtla Ali 18 Temmuz 2017 at 12:53

    Yine muhteşem bir söyleşi idi soluksuz izledim. Fakat bir önerim olacak canlı yayın sırasında da yorum yapma özelliğini açarsanız bizde aklımıza gelenleri yazabilir veya sorabiliriz. Yayın sırasında aklıma geliyor not almazsam soracaklarimi unutuyorum öyle gidiyor :).

    • Yanıtla e-vren günlüğü 18 Temmuz 2017 at 13:02

      Yayın esnasındaki anlık yorumları özellikle kapatıyorum Ali çünkü ilk yayında ayarları bilmediğim için anlık yorumlar açıktı ve diğer arkadaşların canını sıkacak yorumlar yapılmıştı. Ayrıca sohbet ederken yorum kısmına bakmıyoruz, biz bize sohbet ediyoruz çünkü çok dikkat dağıtan bir durum. Gelen yorumlar yüzünden ne konuşacağımızı da unutabiliriz. Bu risklerin önüne geçmek amacıyla canlı yorumları devre dışı bırakıyorum. Açık olsa bile orayı takip etmeyeceğimiz için yorumlar havada kalmış olacak. Seni ve bilinçli internet kullanıcılarını tenzi ederim ama o tarz bir yayın görüp de laf olsun diye hakaret eden, alaya alan, alakasız yorumlar yazan bir kitle var maalesef. Amacımız kitleye hitap etmek değil karşılıklı sohbet edip Türkçe blog kültürü adına bir arşiv oluşturabilmek. Sen yine aklına takılanları buradan paylaşabilirsin. Ben muhatabına iletirim ;)

      • Yanıtla Ali 19 Temmuz 2017 at 13:59

        Evet böyle düşününce doğru söylüyorsunuz. Maalesef derdini küfürsüz, hakaretsiz anlatmayı bilmeyen bir kesim hala var :)

  • Yanıtla Begonvil Sokağı 16 Temmuz 2017 at 12:52

    Mutlueller.com sizin yazılarınızı okurken keşfettiğim bir blog. Hem yeni bir şeyler öğrenip hem de keyifle okuyorum. Bloglarla dijital ve özel bir dünya kurduğumuz fikrine tamamen katılıyorum, sadece bireysel düşünmeyince faydaya dönüşen paylaşımlar ortaya çıkıyor. Bu işe gönül veren herkes yolun taşlarını döşemiş oluyor. Güzel söyleşi için teşekkürler, selamlar..

    • Yanıtla e-vren günlüğü 16 Temmuz 2017 at 13:02

      Bizim yayın sonrası Semi ile aramızda bu konu hakkında devam eden konuşmamızı tam olarak özetlemişsin “Bu işe gönül veren herkes yolun taşlarını döşemiş oluyor.” sözlerinle. Çok teşekkür ederim ;) Farkında olarak veya olmadan (Türkçe bloglar adına) geleceği inşa ediyoruz.

  • Yanıtla Annesinin prensesi 16 Temmuz 2017 at 02:44

    Özür dilerim ama bu kısma katılamadım. ( Diline saygısı olmayanın karşısındaki okuyucuya da saygısı olmaz.) Kendimden yola çıkarak bu kanıya vardım. Türkçeyi belki çok fazla katlediyorum, birazcık kafa yoracak kelimeler de telaffuz ettiğim doğrudur. Hatta imla kurallarına özellikle yorum cevaplarken asla dikkat edemiyorum. ( Mobilden yazmanın kötü yanlarından biri olsa gerek.) Ama kesinlikle okuyucularıma, hatta beğenmeyip okumayanlarıma bile saygım sonsuz. Eğer örneğim ben olmasaydım bu kadar net cevap veremeyebilirdim. Bu şekilde düşünülmesini istemem.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 16 Temmuz 2017 at 13:05

      Türkçede hatanın mobili/ bahanesi yoktur Özlem. Kimse kimsenin fikrine katılmayabilir ve genellemeler her zaman doğruyu yansıtmaz. Alıntıladığın o ifade evet bir genelleme lakin söz konusu Türkçenin doğru kullanımı ise “canımın istediği gibi kullanırım” sorumsuzluğunu kabul edemem. Bu benim değer yargım. Herkesten aynı duyarlılığı bekleyemem ki zaten dilin kullanıma dair öyle bir hassasiyet de göremiyoruz maalesef.

    Bir yorum yazın