e-günlük

Ahmet Oğuz Demir: Türkiye’de kâr eden startup yok

Fotoğraf kaynak: BTM

Bilgiyi Ticarileştirme Merkezinin (BTM) 12B söyleşiler dizisinin 20 Haziran Salı günkü konuşmacısı İstanbul Ticaret Üniversitesi İşletme Fakültesi İktisat İngilizce Lisans Programından Yrd. Doç. Dr. Ahmet Oğuz Demir‘di. Kendisini dinleyen girişimci adaylarının karşısında Ahmet Oğuz’un girişimcilikle ilgili dile getirdiği görüşleri bence kesinlikle çok gerçekçi ve kelimenin tam anlamıyla ezber bozan türdendi. Hatta onu dinlerken “Bu adam bir yerlerde yazıyorsa bulup mutlaka okuyayım” dedim, sonrasında araştırınca herhangi bir yerde yazısına ulaşamadım.* Aslında yaklaşık bir saat süren konuşmasının en azından ses kaydı olsaydı bu girişimcilik ekosisteminin içinde var olan herkese onu dinletebilmeyi isterdim.

Ahmet Oğuz’un öngörüsü, ileride “girişimcilik”in de patlayacak olması yönünde. Türkiye’de son dönemde artan ve herkesçe dillendirililen “girişimcilik” -Ahmet Oğuz cümleyi tam olarak böyle kurmasa da benim anladığım kadarıyla- biraz şişirilmiş bir balon. Ve bağıra bağıra gelen yeni bir ekonomik krizin belki de ilk kurbanlarından biri olacak.

Henüz üniversite sıralarındayken “ben girişimci olacağım” diyen bir nesil yetişiyor ancak Ahmet Oğuz “girişimci olmak isteyenler”in de “hali hazırda çoğu girişimci”nin de trendlere fazlasıyla takılıp işin özünü kaçırdıkları eleştirisinde bulunuyor. Çünkü ona göre girişimcilik kapitalizmle çok iç içe ve bir girişimcinin Sanayi Devriminde yaşayan süreci iyi okuyup, analiz edip bundan ilham alması gerekiyor. Oysa dünya baş döndüren bir dönemden geçerek bambaşka bir yöne doğru giderken Türkiye’de girişimciler kendilerini ve girişimlerini (fikirlerini) bu sürecin hiçbir yerinde konumlandıramıyor.

Ahmet Oğuz’un “Türkiye’de kâr eden startup yok. Sürekli sermaye girişi var.” görüşü altını kalın çizgilerle çizdiğim cümlesi oldu. “Melek olan yatırımcılar yavaş yavaş şeytan yatırımcıya dönüşüyor. Çünkü sürekli para yatırıyor ama bakıyor ki kazanç yok. Yatırımcının derdi belli, para kazanması lazım.” diyor Ahmet Oğuz.  KOSGEB gibi destek programları için de “Desteklerin çok sonuç verdiğine inanmıyorum. Bizim verdiğimiz vergilerin israfı.” eleştirisini dillendiriyor. Onun bütün bu görüş ve eleştirileri tartışmaya açık olsa da aslında bu sözlerle tam olarak neyi kastettiğini anlayabilmek için gerçekten o bir saatlik konuşmasını baştan sona dinlemek gerekiyor. Bence Ahmet Oğuz’un o konuşması harika bir TED konuşması haline bile dönüştürülebilir. O yüzden bu denli gerçekçi ve eleştirel bakan birinin kitapları, yazıları var mıdır diye araştırdım. İşte tam da bu noktada bazı insanların blog tutmasının ne büyük bir gereklilik / ihtiyaç olduğunu bir kez daha görüyorum.

Son dönemde üniversiteden yeni mezun kişilerle karşılaştığımda dile getirdiğim eleştiriyi üniversitede hoca olan Ahmet Oğuz’dan da duyunca şaşırmadım. Çünkü o da “Nitelikli insanla karşılaşınca ona hazine bulmuşuz gibi bakıyoruz.” diyor. Bu, hayatın ve iş dünyasının her alanında ne yazık ki böyle.

Önceki söyleşilerde fikrini gizleyen girişimcilere dair Kaan Akın’ın da dile getirdiği eleştiriyi Ahmet Oğuz da “Çalınır diye korktuğun şey fikir değildir. Önemli olan o fikri başarıp başaramama inancındır. O fikri senden daha iyi kimse bilemez.” cümleleriyle dillendirdi. Hatta önemli olanın “fikrin iyi olması”, daha da önemli olanın “fikrin değerli bir işe dönüştürebilmesi” olduğunu söyledi.

Ahmet Oğuz, “trendlere takılı kalınmaması gerektiği”ni sürekli yineledi. Girişimcilerin genel olarak yaptığı hatanın “gerçek olmayan işler üzerinde yürümek” olduğunu savundu. “Gerçek olan iş üzerinden yürümek zorundasınız. İhtiyaçlar önemli, trendler değil.” dedi.

Sektörün “arz”dan “talep” odaklı bir yöne evrildiğini, bir ürünü kaç para satmaktan ziyade onu yine satabiliyor ve bunu sürdürülebilir kılıyor olmanın değerli olduğunu anlattı.

Ahmet Oğuz’un “Girişimciliğin özü zaten birine bağımlı olmamak değil midir?” sorusu ise beynimde şimşekler çakmasını sağladı. O, bu noktada “yazılımcı, web tasarımcı, editör vs.” gibi alanlarda uzman başka kişilerin de varlığına ihtiyaç duyup fikrini hayata geçirmeyi erteleyenlerin yanlış bir öteleme içinde olduğunu savunuyor. Öyle ki bu, en katıldığım görüşlerinden biriydi. Eğer madem başkasının işinde çalışmak yerine kendi girişiminle kendi işinin patronu olup bağımsız çalışabilmeyi istiyorsun niçin daha yolun başındayken girişimini başka bir yazılımcının, web tasarımcısının varlığına bağlıyorsun? Onlardan da az çok anlayabilmeli, bu ayrıntılara takılı kalmadan bir an evvel harekete girişebilmeli. Son derece mantıklı. Bir anlamda biz blog yazarlarının süreç içinde kazanmak zorunda kaldığı bazı yetkinlikler gibi: Kurduğun kişisel dijital medyanın editörü de web tasarımcısı da sosyal medya uzmanı da fotoğrafçısı da video montajcısı da kendin olmak ;)

*Güncelleme: Ahmet Oğuz’un yazılarını paylaştığı ancak artık güncellemediği oguzdemir.org adresli kişisel internet sitesi var.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bir önceki Bloglarda "okunurluk" "okunma oranına" feda edilmemeli başlıklı yazımda gelecek vadeden bloglar, Muratcan Gümüş ve volkan yılmaz hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla kâr edemeyen startup 24 Haziran 2017 at 23:31

    Bir girişimin kurucu ortağıyım ve bu sene kâr dağıtımı yapamadık. Arkadaş odasındaki pencereden bakıp atıp tutan akademisyenlerin aksine çok doğru tespitlerde bulunmuş.

  • Bir yorum yazın