e-günlük

Çocuğunuzu internette korumak sokakta korumaktan daha zor

Türkiye Hukuk‘un üniversitelerin hukuk kulüplerinin 2016 yılında düzenledikleri projeleri desteklemek amacıyla ilk kez düzenlediği “Yılın Hukuk Projesi” ödülü Türk Alman Üniversitesi (TAU) Pro Bono Hukuk Kulübünün “Çocuk Üniversitesi” projesine verildi. Kulüp üyelerine ödüllerini takdim etmek için 15 Mayıs Pazartesi günü Türk Alman Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulundaki konferans salonundaydık. 

Tören anına kadar çok heyecanlıydım, öyle ki hafta sonumu bile stres içinde geçirdim. Tören başlayıp konuşma sırası bana geldiğinde de konuşma metnim önümde olmasına rağmen söyleyeceklerimi birbirine karıştırdım. Heyecanım videoya bile yansımış; ellerimden beden dilimden heyecanımı bas bas bağırmışım meğer. Bunun sebebini biraz da tamamen hukukçulardan oluşan bir topluluğun önünde farklı branştan biri olarak konuşma yapacak olmama bağlıyorum.

“Yılın Hukuk Projesi” ödülünün 5 hukukçudan oluşan jüri tarafından 7 aday projenin değerlendirilmesi sonucu Çocuk Üniversitesi’ne verilmesi benim için iki açıdan anlamlıydı. Projenin ortaklarından biri Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) Beykoz Birimiydi. Ben de 2005 yılında üniversite öğrencisiyken TEGV’in Ateşböceği Tırında gönüllü abilik yaparak sosyal sorumluluk bilincine ilk adımı atmıştım. Bu ödül sayesinde TEGV ile yolumun yıllar sonra tekrar kesişmesinden dolayı çok mutlu oldum. Ayrıca Aralık 2016’da TAU Pro Bono Hukuk Kulübü öğrencileri ziyaretime geldiklerinde Çocuk Üniversitesi projesini anlatmışlar ve onları hayranlıkla dinlemiştim. Duyduğumda çok etkilendiğim projenin jüri değerlendirmesinden birinci çıkması da beni ayrıca sevindirdi.

Üniversite öğrenciliğim boyunca (ve sonrasında da) sosyal sorumluluk projeleriyle ilgilenen biri olarak “Yılın Hukuk Projesi” sürecinde hukuk öğrencilerinin bir kısmının proje ve etkinliği birbirine karıştırdığını fark ettim. Toplumsal faydaya dayalı projeleri hayata geçirmek bu konuda eğitimi ve bilinçlenmeyi gerektiriyor. Bu sebeple özellikle sivil toplum kuruluşlarının öğrenci kulüpleriyle etkileşiminin kuvvetli olmasında fayda var. Ayrıca projelerin birkaç ayda yapılıp bitirilmesinden ziyade sürdürülebilir hale getirilmesi daha önemli. Örneğin Çocuk Üniversitesi projesi, kapsamı genişletilip içeriği zenginleştirilerek kesinlikle sürdürülebilir bir hale getirilmeli. Bu noktada hem üniversite yönetimlerine hem de sivil toplum kuruluşlarına büyük görev düşüyor.

Geleceğin internette olduğuna, dijitalleşmenin gerekliliğine dair inancımı her fırsatta dile getiriyorum. Ancak her geçen gün daha da dijitalleşen, internetle iç içe giren dünyada ihmal edildiğini düşündüğüm bir konu var: Çocuk haklarının geleceği. Aileler, çocuklarının sokakta kimlerle oyun oynayacağına karar verebiliyor ama internette muhatap oldukları kişileri seçme, bunu takip etme konusunda aslında çok zorlanıyorlar. Çünkü mobil hayat, çok ekranlı yaşam bu açıdan ebeveynlerin aleyhine işliyor gibi. Çocukların yaşam, eğitim ve beslenme hakları elbette sınırlandırılamaz ama çocukların siber dünyadaki hakları konusunda konunun muhatapları hiç durup düşünüyor mu? Çok ekranlı bir hayat yaşayan çocukların başı boş bırakıldıkları internet dünyasındaki haklarının şekillendirilmesi, bu haklarının ne ölçüde sınırlandırılacağı, karşı karşıya oldukları tehlikelerin önlenmesi, bu tehlikelere verilecek cezaların belirlenmesi büyük önem arz ediyor. Bana sorarsanız bu konuda çok geç bile kalındı. Hukukçuların, pedagogların, anne babaların ve dijital sektör uzmanlarının çocukların dijital hakları konusunda somut girişimlerde bulunması gerekiyor. Bu konu bile başlı başına -mutlaka sürdürülebilir- bir sosyal sorumluluk projesi haline dönüştürülebilir.

Amfilerinde sıkışıp kalmak yerine projeleriyle kampüs sınırlarının dışına çıkarak çocuklara dokunan ve toplumsal bir fayda yaratan “Çocuk Üniversitesi” projesi ekibi Ozan Emin Halhallı, Cemre Çakmak, Başak Berkün, İrem Korkmaz ve Selvacan Akpınar’ı gönülden tebrik ediyorum. Projeleri sayesinde hem bu yazının ana fikrini oluşturdular hem de bu yazı sayesinde doğacak yeni sosyal sorumluluk projelerinin önünü açtılar. Ayrıca bizi üniversitelerinde ağırlama nezaketinde bulunan Türk Alman Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanlığına da teşekkür ederim.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

4 Yorumlar

  • Yanıtla Semi 17 Mayıs 2017 at 09:55

    Hayat büyük ölçüde kolaylaştı. Klişe bir laf “eskiden bebek bezlerini elde yıkardık, şimdikiler çok rahat, makine var” derler hep. Ben de diyorum ki keşke hep elde bez yıkasaydım da günümüz zorlukları olmasaydı:) Elbette gelişmek zorundayız. Ancak öyle bir noktaya geldik ki uyaranlar çok fazla, çocuğu yönlendirmek, doğru yere kanalize etmek zorlaştı. Gerek internet kullanımında, gerek gündelik yaşamda ya da geleceğe dair bazı kararlarda.
    Bana sorarsan güven meselesi çok önemli. Çocuklarla bu bağı kurabiliyor olmak şart. Yoksa sürekli endişe eden, kontrolcü bir anne-baba olursun, ki böyle ömür geçmez. Endişe edici bir kontrolden ziyade ilgilenmek daha önemli. Gelip bana bir şey anlatıyorsa can kulağıyla dinlemek, soru sormak, hatta oynadığı bir oyunu beraber oynamak gibi.
    Anladığım kadarıyla güzel bir projeye imza atılmış. Emeği geçenleri kutluyorum.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 19 Mayıs 2017 at 17:21

      Semi, özellikle çocuk sahibi kişilerin bu konuda bilinçli olması çok önemli. Bazı ailelere karşıdan baktığımda anne baba çocuk herkes elinde bir cep telefonu, parlak ekranlara gömülmüş durumda. İnternet kullanım kültürü, sosyal medya görgüsü yerleştirilmeli bireylerde. Farkında olmadan teknoloji bağımlılığına doğru hızla yol alıyoruz. Bu da aile kurumunun çökmesi demek.

  • Yanıtla Aytül Örcün 17 Mayıs 2017 at 01:05

    Ergenliğe adım atan bir çocuk annesi olarak internet kullanımına dair endişeleniyorum zaman zaman.Çünkü, her şeyine müdahil olmakla, kontrol etmek arasında çok ince bir çizgi var.Böylesi bir projede tüm emeği geçenleri de sizi de kutlarım.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 17 Mayıs 2017 at 01:13

      “Müdahil olmak – kontrol etmek” önemli bir ayrım aslında. Ebeveynlerin işi gerçekten çok zor. Asıl sorumluluk da siz anne babaların omuzlarında. Özellikle sosyal medya kullanımı konusunda ailenin birlikte bilinçlenmesi, eğitim alması gerektiğine inanıyorum. Çoğu aile yan odadaki çocuklarının internet başındaki risklerle baş başa kaldığının farkında değil. Ayça’nın bir anne olarak bu konuda söyledikleri de belki yol gösterici olabilir Aytül.

    Bir Cevap Yazın