e-günlük

İnternet belki de o kadar iyi bir icat değildir

Giovanni Sartori‘nin Görmenin İktidarı kitabı, son dönemde okuduğum ve en beğendiğim kitaplardan biri. Sartori, daha çok televizyon teknolojisi üzerine odaklansa da internet üzerine söyledikleri de ezber bozan türden. Bu sebeple özellikle kitabın internetle ilgili bölümündeki notları paylaşmak istedim. Sartori de yaşadığımız yeni dönemin “internet ve sanal alemlerin egemenliğinde” olduğunu kabul ediyor ve yine bildiğimiz bir şeyi söylüyor: Bu yeni dönemin parolası “dijital olmak”tır. Peki ya internetle ilgili söylediği ilginç görüşleri neler?

Giovanni Sartori interneti “Görüntüleri, yazılı metinleri ileten; kullanıcılarının ortak iletişimde bulunmalarını sağlayan, tamamıyla iletilerden oluşmuş evrensel bir kütüphane gibi herhangi bir konudaki merakın neredeyse sonsuz bir biçimde duyurulmasını olanaklı kılan ve her şeyi yapabilen ‘ağların ağı’ şamatacı internet” olarak tanımlıyor.

İnternetin büyülü ve zengin dünyasında kaybolmaktan korunmanın yolunu onun “tamamen pratik işlev, eğlenmeye yönelik işlev ve eğitsel kültürel işlev” olmak üzere üç temel işlevini bilmekten geçtiğini savunuyor.

Sartori, internetin yaşamımızı kolaylaştırmaya yönelik pratik işlevi olduğunu, değişik alanlarda farklı hobilerimizi tatmin etmemize imkan sağladığını kabul ediyor. Onu, iş alanı için son derece yararlı bir buluş olarak görüyor ve pratik kullanımı ile gündelik sorunları zorlaştırmak yerine basite indirgediğinin altını çiziyor. Ama internetin iyi olanakları kadar kötü olanaklarının da sonsuz olduğu gerçeğini göz ardı etmiyor. Kullanıcılar, interneti bilgi ve fikir almak amacıyla kullandığı zaman internetin olanaklarından olumlu yönde faydalanmaktadır fakat Sartori, internet kullanıcılarının büyük çoğunluğunun bu nitelikleri taşımadıklarını hatta hiçbir zaman taşımayacaklarını iddia ediyor. Bunu da “okulda öğrenmek zorunda kaldıkları azıcık bilgiyi çabucak unutan kültürlü cahillerin internete geçerek kültürlü cahiller olarak bu alanı da kendi boş vakitlerini değerlendirmek için sportif, erotik hobi dakikalarıyla dolduracakları” ön görüsüyle savunuyor. Sartori, Clifford Stoll‘ın da görüşlerine yer veriyor; ona göre bu tip kullanıcılar için internetin öncelikle zamanı verimsiz kullanarak boşa harcamanın göz kamaştırıcı bir yolu olarak kalmaya devam edeceğini ifade etmekte. Bu kimseye fayda sağlamayacağı gibi herhangi bir yenilenme ve ilerlemeye de vesile olmayacaktır. Öyle ki bilgisayar güvenliği uzmanı Stoll, internet için “hiçlikten oluşmuş yapay bir düzen ve fiziksel dünyanın acınası taklidi” tanımını yaparak klavye ve fareyle alakasını keser.

Sartori yukarıdaki “genel internet kullanıcısı” tanımının yanında ilginç de bir tespitte bulunuyor: Ona göre bir eğlence ve boş vakit geçirme aracı olan internet, daha çok “diyalog kurmayı ve araştırmayı seven” aktif kişiler tarafından kullanılıyor. Gerçek araştırmacıların interneti yalnızca yüzeysel bilgiler, kaynakçalar ve daha önce sözlüklerden edindikleri bilgilere ulaşmak amacıyla kullansa da “temel kaynaklarının hep kitaplar olacağını” savunuyor.

Teoriye göre internet kültürel bir büyüme üretmelidir çünkü internette bilgi arayan bilgiyi bulur. Ancak bu noktada Sartori şu soruyu soruyor: İnternet bir bilme aracı olarak kaç kişi tarafından kullanılıyor? Çocukların henüz 3-4 yaşında televizyonla tanıştığı için internet kullanma yaşına geldiğinde bilişsel ilgisi soyut anahtarlarla duyarlılaştırılmamış oluyor. Soyutlama yetenekleri olmadığı için de ağlarda yığılmış bilgiden büyük ölçüde faydalanamıyorlar.

Kitapta Sergio Lepri‘nin internete dair şu çıkarımı da veriliyor: “İnternet, sörf yapmanın heyecan verici olduğu bir denizdir ama birkaç küçük deniz kazasından sonra sadece limandan bakmanın tercih edildiği bir denizdir.” İnternette sörf yaparken boğulmanın mümkün olduğunu söylüyor Sartori ve bu denli çok seçeneğin olmasının hem bizi seçim yapmakta zorladığının hem de gelen yoğun mesajlardan dolayı ilgi ve dikkatimizin dağılabildiğinin altını çiziyor.

Ardından Furio Colombo‘nun “Network cenneti sadece azınlıklar için açılmakta olan bir parmaklığın ötesindedir. Ancak farklı beyinler bilgisayarları programlayıp yönetecek, deneyimler yapacak ve bu dünyaya hakim olabilecektir. Bunun dışındakilere ise devasa boş zamanlarını doldurmak için bu dünyanın interaktif oyunları kalacaktır.” görüşü paylaşılıyor. Sartori, Colombo’nun “azınlıklar” ile “işlerine, medyanın yeni patronlarına ve bilgisayarların dünyasının yeni terminolojisine hakim kişileri” kastettiğini belirtiyor.

Sartori, görüşlerini Arbosino‘nun şu retorik sorusuyla desteklemeye çalışıyor ve “internet bu konuda kendiliğinden korkunç bir üreticidir” değerlendirmesinde bulunuyor: “İnternetin böylesine övgülerle kutlanan sonsuz genişlikteki otoyolları, bir yığın faydalı enformasyonun ötesinde aynı zaman ne işe yarayan ne de eğlenceli olan sonsuz miktarda aptallık da taşıyor gibi görünmüyor mu?”

Sartori’ye göre, internetin geleceği belirsiz olarak görülmekte. Teknoloji dünyasında ulaşılacak son nokta da internet değil “siber dünya”dır ama bir gün hepimizin kendimizi dijitalleşmiş ve sanal bir dünyada yaşıyor bulacağına da inanmamaktadır.

“İnternet tıkanıklık yaratır” diyor Sartori; bunu da internetin karşılıklı iletişim olanağını ortadan kaldırmasına bağlıyor. “Bilen insan”ın 20. yüzyılın sonuna doğru bunalıma girmesinin, bilme kapasitesini ve bilincini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasının da ağlar arası interaktif iletişimin yüz yüze iletişimin soluk bir benzeri olmasından kaynaklandığını söylüyor. Çünkü bilgisayarda mesaj alışveriş yapmak insanların ekran karşısında yalnız kalmalarına yol açmaktadır.

Sartori kitabın başka bir bölümünün satır aralarında internete dair daha korkunç bir gerçeği vurguluyor:

İnternet yeni ve devasa bir oyun başlattı. İnternetin sonsuz ağ şebekeleri; ilk defa çılgınlıklara, garipliklere, sapkınlıklara, pedofillerden teröristlere kadar uzanan geniş ve uzun bir yelpazenin önüne açılarak kullanıma sokulmuştur. İnsanlığın önüne açılan bu sonsuz yol, çok medyalı sistem tarafından kuşatılan ve köksüz ögelerle yoğun bir biçimde karşı karşıya kalan insan için giderek daha sarp ve aşılmaz hale gelmektedir. Eski dönemlerde, var olmalarına karşın yok farz edilen akıl ve ruh sağlığı yerinde olmayan kimseler, bu sanal yollar aracılığıyla bir araya gelerek çoğalmakta ve bir güce dönüşmekte. Medya yandaşları bu konuda sessiz kalmayı tercih etmektedir. Onlar için önemli olan “baş döndürücü bir hızla gelişen ve içindeki her bireyi ve gerçekliğin çözülüp birleşeceği bir dünyanın varlığıdır. Kitlesel iletişimin yoğun bombardımanıyla karşı karşıya kalan insan basit bir iletişim objesine dönüşmektedir. Evet insan iletişimde bulunan bir varlıktır ama ne ile ve kim ile? Boşluk, boşlukla ve iletişim kurar ve bir video-çocuk ya da git kitlesel medyanın içinde çözülmüş bir insan, sadece bir çözeltidir. Yeni medyaların savunucularının ileri sürdükleri gibi kaybolan yazılı kültürün işitsel – görsel kültürle telafi edildiği tamamıyla doğru değildir. Bir kralın ölmesi yeni bir kralın bulunacağı anlamına gelmez. Görsel işitsel kültür “cahildir” ve dolayısıyla kültür değildir.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bir önceki Funda Güleç Yalçın: Blog yazarları güçlerinin farkında değil başlıklı yazımda blog yazarları söyleşisi, Etkili Blogger Olmanın Sırları ve Funda Güleç Yalçın hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

9 Yorumlar

  • Yanıtla ELİF sarı 08 Mayıs 2017 at 11:06

    Yazı harika olmuş, eline sağlık. Böyle ilginç kitaplar karşıma pek çıkmıyor. Teşekkür ederim. Kendi adıma daha kolay anlaşılır olmasını tercih ederdim. Mesele bu ne demek ya da başka türlü ifade edilemez miydi?

    ^”Çocukların henüz 3-4 yaşında televizyonla tanıştığı için internet kullanma yaşına geldiğinde bilişsel ilgisi soyut anahtarlarla duyarlılaştırılmamış oluyor.”

  • Yanıtla ELİF sarı 08 Mayıs 2017 at 11:04

    Kim ne derse desin internet veya sosyal medyada var olmayana hayat yok artık. Küçük, büyük tüm işletmeler, blog sahipleri vs reklam için internete muhtaç. Para kazanmak zorunluluğunu geçtim 60 yaş üstü bile artık telefonunu elinden düşürmüyor, yalnızlık sosyal medyada var olmayı, oradaki sanal varlığımız da yalnızlığımızı artırıyor. Mükemmel bir kısır döngü.

    Okullarda mutlaka medya okuryazarlığı dersi olmalı ama bu dersi kim anlatacak? Yoksa ”Değerler eğitimi” diye ders var biliyor musun? İçeriği bile belli olmayan.

    İnternetle ilgili en sevdiğim şey şu: Bilgiye erişme imkanı olmayan, okulla -öğretmenle bağı kopmuş kişileri (yaşı kaç olursa olsun) uyandırma ihtimali. Bir köydeki imamın, belediye başkanının, komutanın iktidarını bile sorgulanabilir hale getirmesi.

    Velhasıl, karmaşık/ ürkütücü ama önüne geçilemez bir kader bu, yaşayıp göreceğiz.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 08 Mayıs 2017 at 19:12

      İnternetle teknolojiye muhtaçlık aynı şey değil bence ve dijital dünyada yoksan gerçekte de yoksun bakış açısına katılmıyorum. Özellikle markalar, şirketler ve ünlü insanlar için internette varlık göstermek gerekli olabilir ancak hiçbir insan için bu bir zorunluluk gibi görülmemeli.

      Medya okuryazarlığı eğitimleri iyi bir şekilde veriliyor mu bu dersleri konusunda uzman kişiler mi veriyor bilmiyorum. Böyle bir eğitim olmalı mıydı? Bence kesinlikle. Ama ben artık buna ilaveten sosyal medyayı bilinçli kullanma eğitimlerinin de verilmesi gerektiğini savunuyorum. Bunu kimler hangi yöntemle verir bilemem bu devletin bileceği bir iş. Bana bıraksalar anne baba ve çocukları bu eğitime birlikte dahil ederdim.

      Aslolan her zaman insan. Bir arıza çıkacaksa da (sosyal medya, internet adına) bunu yine biz insanlar düzelteceğiz, yapay zeka değil.

      Beyin fırtınası yaptık sayende Elif, çok teşekkürler katkın için ;)

  • Yanıtla Begonvil Sokağı 07 Mayıs 2017 at 23:04

    Sık sık düşündüğüm bir konu bu, çünkü sonuçlarını gözlemliyorum ya da birebir yaşıyorum. İnternet mi yoksa sosyal medya mı sorusu da sorulmalı, çünkü internetin sözü edilen sonuçlara evrilen potansiyelinin sosyal medya platformlarının ve kullanıcı sayısının artmasıyla paralel olduğu açık. Teknik anlamda sınırsız, sorunsuz bilgi akışının oluşturduğu olumsuzluklar kadar bu yapay bilgi dağarcığının kullanımı da önemli. Bilgi doğurgandır ama böylesi bir bilgi alışverişi, kısır döngü ve trafikten öteye gitmiyor . Tam tersi örnekler ve sinerji de var ama hayatımızın bu kadar merkezine oturmuş bir olgunun kar zarar hesabı gereketirmeyen bir netlikte kullanılması gerekmez mi? Merak ediyorum nasıl bir seyir olacak..

    • Yanıtla e-vren günlüğü 08 Mayıs 2017 at 07:56

      İnternet ve soayal medya aynı şeyler değil, bunları genelde birbirinin yerine kullanma hatasına çok sık düşüyoruz. Sosyal medya, hayatımıza sonradan giren bir kavram ve internetsiz bir sosyal medya mümkün değil. Oysa sosyal medyasız bir internet zaten daha önce de vardı. Bahsettiğin konuda medya okuryazarlığı eğitimlerinin farkındalık yarattığı açıl, bu önemli bir çözüm olabilir ama uzun vadede daha kalıcı bir bilinçlenme yöntemine ihtiyaç var.

  • Yanıtla Semi 07 Mayıs 2017 at 13:33

    Çok ilgimi çekti doğrusu. Kafamı kurcalayan konulardan biri. Çocukları gözlemliyorum, internet onları çok daha kolaycı yaptı. Artık okullarda doğru düzgün not tutulmuyor biliyor musun? Elle yazmaları gereken bir durum olduğunda çok fazla geliyor onlara. İngilizce “assay” yazacakları zaman araştırıp, yazıp mail olarak gönderiyorlar. Yalnız öğretmenler kullandıkları bir program ile yazının kendi cümleleri mi, çoğunun (ç)alıntı mı olduğunu hemen buluyorlar. Dolayısıyla özgün yazmak zorundalar. Kolaycı ama o kadar da değil:) Bunları niye anlatıyorum; benim okuduğum dönemden o kadar farklı geliyor ki, o yüzden çoğu zaman şaşkınım hala. Bambaşka bir döneme girdiğimiz ve daha da değişime uğrayacağı kesin ancak bunun geleceğimiz için iyi mi kötü mü olduğuna ben karar veremiyorum:)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 07 Mayıs 2017 at 17:57

      Okulla ilgili verdiğin örneği ilk defa duyuyorum Semi, şaşırdım ben de. Her nesil kendi düzeni içinde gelişiyor. Ben bildim bileli “bizim zamanımızda böyle değildi, şimdi çocuklar hazıra alıştı” denir. Anneme soruyorum, anneannem de öyle söylenirmiş. Hiçbir nesil bir sonrakinin düzeninden endişe duyuyor. Yazıda alıntıladığım Sartori’nin şu savını da göz ardı etmemek lazım: “Çocukların henüz 3-4 yaşında televizyonla tanıştığı için internet kullanma yaşına geldiğinde bilişsel ilgisi soyut anahtarlarla duyarlılaştırılmamış oluyor. Soyutlama yetenekleri olmadığı için de ağlarda yığılmış bilgiden büyük ölçüde faydalanamıyorlar.”

  • Yanıtla fundalina 06 Mayıs 2017 at 21:12

    Şahane bir yazı ve inceleme olmuş. Okuma listeme hemen aldım.

  • Bir yorum yazın