e-günlük

Türkiye’de internet 24 yaşında

internet haftasi

Bir şeyi fark ettim; internetle bu denli uğraş halinde olmama rağmen geçmiş yıllarda kutlanan internet haftalarına dair hiç yazı yazmamışım. Oysa internet olmasaydı bloglar olmayacaktı. Blog vesilesiyle üretmemi, benim size sizin bana ve daha pek çok şeye ulaşmamızı sağlayan asıl şey internetin varlığı.  Türkiye’de internetin 12 Nisan 1993 tarihinde halkın kullanımına açılmasından dolayı 12 Nisan’ı da kapsayan hafta, 1998 yılından beri internet haftası olarak kutlanıyor. Ben de durup internetle nerede ve zaman tanıştığımı hatırlamaya çalıştım.

Beni internetle ilk tanıştıran kişi teyzemin oğlu Alperen. 1999 yılı Eylül – Ekim ayı civarıydı; liseden yeni mezun olmuş, üniversite sınavlarına ikinci kez hazırlanıyorduk. Aydın Lisesi yolunda Gençlik caddesi üzerinde bir apartmanın ilk katındaki Samsun İnternet Kafe diye bir yere girmiştik. (itiraf edeyim, bu ayrıntıları yazıyı yazmadan önce Alperen’le mesajlaşırken öğrendim.) Her odada bilgisayarlar ve bizim gibi gençler vardı. Alperen, MIRC (IRC de olabilir) diye bir chat olayından bahsetmişti; farklı odalarda da olsa insanlar birbirleriyle yazışabiliyordu. O an o kullandığımız sistemin internet ve oranın bir internet kafe olduğu kavramı kafamda yer etmiş değildi. Neyin ne olduğunu tam olarak ne zaman anladım; internet gerçeği kafamda ne zaman oturdu kesin olarak hatırlamıyorum. O internet kafeye girdiğimde Sezen Aksu‘nun Sarı Odalar şarkısının sürekli çalındığını çok iyi hatırlıyorum. (Wikipedia’dan kontrol ettim; Sarı Odalar Eylül 1999’da piyasaya çıkmış. Zihnimdeki bu kalıntı sayesinde internetle ilk ne zaman tanıştığım konusunda net bir bilgiye sahibim.)

İnternet benim için o zamanlar masaüstü bilgisayarda yapılan chatten ibaretti. (Gerçi şimdi de bazıları için internet sadece Facebook’tan veya WhatsApp’tan ibaret.) Bugün olduğu gibi avucumuzun içinde değildi; internete girebilmek için diğer mahalledeki bir internet kafeye gidip saatlik ücret ödemek zorundaydık. Evimize bilgisayar alınıp internet bağlatıldığında üniversite son sınıftaydım; 2005 – 2006 yılları arasıydı. Bu zaman zarfında en hızlı bağlantısı olan ve ücreti en uygun interneti bulmak için Aydın’da neredeyse bütün internet kafeleri dolaşmışımdır. O dönem sigara yasağı da olmadığı için internet kafe deneyimi aynı zamanda bolca sigara dumanına maruz kalıp üstünüzün başınızın leş gibi sigara kokması demekti.

Adnan Menderes Bulvarından yukarı doğru çıkarken sağdaki bir ara sokakta 2-3 internet kafe vardı. Rekabetten dolayı en ucuz ve en hızlı internetin kendilerinde olduğunu yazan yazılar asılıydı camlarında. Sürekli aynı kafeyi tercih ettiğimi hatırlıyorum. Dershaneden çıkar çıkmaz  internet kafeye gider mynet üzerinden açtığım (ki mynet olduğundan da emin değilim) ücretsiz web siteme uzun uzun yazılar girerdim. Hatta çoğu zaman sayfa yüklenmez, yazdığım onca yazı boşa giderdi. Diğer yandan site güncellemek, yazı girmek veya internette surf yapmak için 1-2 saat yetmezdi. Ama daha fazla kullanmaya yetecek param da olmadığı için günde 1 saatten fazla internet kafede takılmamaya çalışırdım. (Oysa şimdi neredeyse 24 saat internetle yaşıyoruz.)

O döneme dair hatırladığım en ilginç ayrıntılardan biriyse internet kafeye girip bilgisayarın başına oturduğum an hissettiğim rahatlama duygusu. Çok tuhaf; internet bende morfin yemişim gibi bir hisse sebep oluyordu. Şimdilerde sıkça bahsini geçtiğim “internet bağımlılığı“nın pençesinde miymişim o zamanlar bilemiyorum. İnternet krizimin tuttuğunu, internet kafeye gitmek için can attığımı, bilgisayarın başına oturup siber alemle baş başa kalınca hissettiğim rahatlamayı mesela bugün yaşamıyorum. Belki doydum, belki her an ulaşılabilir ve elimin altında olmasının verdiği güvenden dolayı belki de internet kullanımı konusunda bilinçlendim. Ama internetin Türkiye’de 24. yılını doldurduğu bugün şunu biliyorum ki internet olmasa da yapabiliyorum. Tıpkı son iki yıldır televizyonsuz bir yaşam sürdüğüm ve onu hiç aramadığım gibi internet olmadan da günlerce rahat bir şekilde yaşayabiliyorum.

Önemli olan internetin “ne için var” olduğunun bilincinde olmak ve onu bilinçli bir şekilde değerlendirebilmek. İnternet hayatımıza sayısız kolaylık ve önemli katkılar sağladığı gibi büyük kötülüklere, fenalıklara da araç oldu. Her iki duruma da verilecek sayısız örnek var ama internetin uzun süredir insanlığın temel ihtiyaçları arasında kabul edildiği de bir gerçek. Onu geliştirmeye ve bilinçli kullanmaya ihtiyacımız var.

Biraz sıkıcı konulara gireceğim ama internetin geçmişine dair birkaç önemli noktayı bu yazıda kayda geçmek istiyorum. İngilizce “Interconnected Networks“un “Inter” ve “net” şeklinde kısaltılmasıyla türetilen “Internet” sözcüğü ilk kez 1985 yılında kullanıldı. (Interconnected Networks, “Kendi arasında bağlantılı ağlar” anlamına geliyor.) CERN tarafından WWW ön eki sayesinde internet 30 Nisan 1993 tarihinde kamunun kullanımına sunuldu. Türkiye’de de hemen hemen eş zamanlı olarak 12 Nisan 1993 tarihinde ODTÜ‘den Ankara-Washington arasında kiralık hat kurularak yurt dışıyla sağlanan bağlantı ile internet kamunun kullanımına açıldı. Bu tarih, internetin Türkiye’ye geliş tarihi kabul edilerek Bilişim STK Platformu tarafından 1998 yılından beri her yıl “internet haftası” olarak kutlanıyor.

İnternetin kendisini, internette vakit geçirmeyi, internet sayesinde üretip paylaşmayı seviyorum.

En çok buralardayım: Instagram Facebook Twitter

Bir önceki Sen mi sanal zorbasın ben mi sanal mağdurum? başlıklı yazımda Alaattin Ciminli, e-communication bullying ve electronic bullying hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

14 Yorumlar

  • Yanıtla Annesinin Prensesi 28 Nisan 2017 at 11:51

    Gençliğime dair hatırladığım tipik şeyler internetin sadece msn ve face den ibaret olduğunu ve bilgilerin sadece google kurucuları tarafından yazılımlara yüklendiğini sanmamdı. 😀

    Ki bana blog dendiğinde Oda neymiş ki laa yincek bişeymi ?” deseydim de yeriymiş.O derece habersizdim gerçeklerden.

    -Cahillik zor zanaat evladım 😀 gibi babaanne usulüyle saçmalamaya son veriyorum.İyiki doğmuşsun interneshion hep bizimle kal. 😄

    • Yanıtla e-vren günlüğü 28 Nisan 2017 at 12:03

      Facebook daha çok yeni, MNS’le kıyaslayınca. Ben daha yaşlıyım demek ki ;) Çünkü benim için eskiden internet MIRC’ten MNS’den ibaretti ;)

      • Yanıtla Annesinin Prensesi 28 Nisan 2017 at 12:05

        Hayır bennn ! desem arkamdan bir kaç kişi daha kalkıp hayır ben demiceğine göre 😄 sanırım evet ben daha gencim.Mırc neymiş ki onuda ben bilmiyorum.Yasasin msn.Eskiden beri lider,patron şef miş demekki.

  • Yanıtla özlem 10 Nisan 2017 at 16:52

    şarkının çıkış yılından internetle tanışma zamanını bulman takdire şayan doğrusu :))

    • Yanıtla e-vren günlüğü 10 Nisan 2017 at 16:54

      Normalde hafızam bu kadar kuvvetli değildir ama Sarı Odalar şarkısı içime o kadar işlemiş ki Özlem 🤓

  • Yanıtla Gökhan 10 Nisan 2017 at 09:32

    İyi ki varmış internet, dediğin gibi Evren Abi internet olmasaydı bloglar olmayacaktı, belki o zaman blog kavramını bile bilmeyecektik, ben blog yazmaya başlamadan önce web sitelerini Google kuruyor sanıyordum :)) bir çok şeyi blog yazmaya başladıktan sonra öğrendim. :))

    • Yanıtla e-vren günlüğü 10 Nisan 2017 at 16:55

      Web sitelerini Google kuruyor sanman orijinalmiş Gökhan 😎

      • Yanıtla Gökhan TEKİN 11 Nisan 2017 at 00:32

        Gerçekten öyle sanıyordum Evren abi :) çünkü blog yazmaya başlamadan önce internetle pek işim yoktu :) iyi ki internet varmış, bu vesile ile çok değerli insanlar tanıdım ve bunların en başında da sen varsın Evren abi.

        • Yanıtla e-vren günlüğü 11 Nisan 2017 at 10:56

          Aynı duyguları ben de paylaşıyorum Gökhancım; büyük bir değersin blog dünyası için.

          • Gökhan TEKİN 12 Nisan 2017 at 00:25

            Teşekkür ederim Evren ağabey.

    1 2

    Bir yorum yazın