e-günlük

Türkçe öğretmeni adaylarıyla blog yazarlığını konuştuk

“Blog yazarlığı”nın birkaç yıl önce lise ders müfredatına girdiğini biliyordum ama üniversitelerin Türkçe öğretmenliği bölümünün de müfredatında blog yazarlığına yer verildiğini yeni öğrendim. Blog yazarları çalıştayı 2‘nin İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinde (İZÜ) düzenlenmesinde kilit rol oynayan Yrd. Doç. Dr. Nil Didem Şimşek Hocamın daveti üzerine bugün ikinci kez İZÜ’deydim. Türkçe öğretmenliği 2. sınıf öğrencilerine blog yazarlığının ne olduğunu ve önemini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.

Çalıştaydan yaklaşık iki ay sonra İZÜ’nün Halkalı yerleşkesindeki Tarihi Binaya tekrar girerken Atıf Abi, Funda, Yeşim ve Daron‘la yine aynı salonda geçirdiğimiz o unutulmaz günü hatırladım; onları ne kadar özlediğimi fark ettim. 29 Aralık’ta beşimizin üstlendiği o sorumluluğu bugün aynı çatının altında tek başıma üstlenecek olmanın stresi içindeydim. Yeni nesli, sosyal medyanın kaosundan ve tüketici konumuna sokan yapısından sıyırıp üreten tarafa geçiren en önemli faktörün blog yazmak olduğu inancıyla bu alanda bildiğim, deneyimlediğim ne varsa hepsini aktarmaya çalıştım.

Yaklaşık üç saat süren blog yazarlığı seminerinin başında arkadaşlardan pasif değil aktif birer dinleyici olmalarını ve not alarak dinlemelerini özellikle rica ettim. Çünkü günün sonunda vakit kaybetmeden blog açarak ilk yazılarını bugün aldıkları notların yardımıyla yazmalarını istedim. 40 kişilik sınıfın tamamının blog açmaya veya blog yazarı olmaya sıcak bakmasını elbette beklemiyorum ama birkaç öğretmen adayını da blog dünyasına kazandırabilmek hepimiz için büyük bir kazanç olacak. Kendilerinden söz aldım, açacakları blogların adreslerini benimle de en kısa sürede paylaşacaklar ve hepsine tek tek yorum yazacağım. Ayrıca açılacak blogları Gelecek Vadeden Bloglar listesi için takibe alıp altıncı aylarını doldurmaları durumunda jüri değerlendirmesi için de sıraya dahil edeceğim.

Sahi, blog nedir?

Genç arkadaşlar, blogları takip ettiklerini söylüyorlar ama bugüne kadar hiçbiri blog açmamış. Blogun ne olduğu konusunda kendilerinden tam bir yanıt alamadım; o noktada kafalar biraz karışık. Ama blogu tanımlayamasalar da bir web sitesiyle blogu birbirinden rahatlıkla ayırt edebiliyorlar. Blogun, öncelikle insanların kendilerini ifade ettikleri dijital bir günlük olduğu konusunda ise hemfikiriz. Yıllar içerisinde blogların, e-günlüğün de ötesine geçtiğini bugün gelinen noktada “gelişigüzel gazetecilik” olarak bile tanımlanabileceğini konuştuk. Blogun aynı zamanda dijital medya (kişisel veya kurumsal), dijital arşiv ve (benim için en önemlisi) bir dijital miras olduğunun altını çizdik.

Blog, o kadar kişisel bir uğraşın ürünü ki tamamıyla hayatın ta kendisi. Orada her şeyi yazmak, paylaşmak, herhangi bir konu üzerinden içerik üretmek mümkün.

Blog tanımını yaparken daha önce kendileriyle söyleşi yaptığım üç usta blog yazarının söyleşilerde dile getirdikleri cümlelerden de alıntı yaparak öğrencilerle paylaştım:

Blog bir kültürdür.

Blog kültürü diye bir kavram var benim için. Okuma, dinleme, gözlemleme, araştırma ve yaşama (yaşamı kaçırırsak olmaz) kültürünün dijitalde şekil bulmuş hali blog. Sorulan soruların büyük çoğunluğu “İyi bir blog yazarı olmak için ne yapmamız, nereden başlamamız gerekiyor?” üzerineydi. İyi bir okuyucu olmak gerekiyor; burada hem nitelikli kitapları hem de nitelikli blogları okumaktan bahsediyorum.  Dinleme kültürüne sahip olmak gerekiyor; katıldığımız etkinliklerde hatta dinlediğimiz derslerde notlar alarak aktif birer dinleyici olursak; günlük hayatımızda iyi bir gözlemci olur, çevremizde olup bitenlerin farkına varırsak özgün içerikler için çok fazla malzememiz olacaktır. Araştırma kültürüne sahip olmak da blog yazarlığında farkındalık oluşturmanın altın kurallarından biri. Sadece Google’ın sunduğu imkanlar dahilinde bir araştırmayla yetinmeyip kütüphanelerde, sahaflarda araştırma yapmayı ve uzmanlığına güvendiğimiz kişilerin bilgisine/tecrübesine başvurmayı kastediyorum.

Blog=Yaşamı kaydet

Ve yaşama kültürü! Hayatı kaçırmadan, yaşadığınız kenti ertelemeden hem kendinizi hem de blogunuzu zenginleştirmeniz mümkün. Deneyimler, bir blogun en önemli yapı taşlarından biri. İyi bir blog ortaya koymak için de yaşam deneyimlerimizi ya not alarak, ya fotoğraflayarak, ya videoya çekerek ya da ses kaydı alarak kaydetmeli ve bunlar üzerinden içerik üretmeliyiz.

Neden blog yazmalıyız?

Bu sorunun belki de ilk cevabı “kişisel tatmin” olabilir; herhangi bir maddi beklenti ya da kazanç içinde olmadan yıllarca blog yazmaya devam etmenin altındaki asıl motivasyon hiç şüphesiz “kişisel tatmin”. Bana göre dijital dünyada “kendimizi ifade etme”nin en ekonomik, kolay ve hızlı yolu blog. Kendi kişisel medyamızı da blog sayesinde inşa edebiliriz. Blog bize, sıradan özgeçmiş (CV) yerine eşsiz bir özgeçmiş örneği ortaya koyma imkanı sunuyor. Tam da bu noktada şu ayrıma dikkat etmek gerekiyor: İş başvurusunda karşı tarafa Instagram hesabınızı vermek mi daha etkili yoksa dijital kimliğinizi doğru bir şekilde inşa ettiğiniz blogunuzun adresini vermek mi? Karar sizin. Hangi tarafta duracağınıza karar vermelisiniz. Sosyal ağlarda mı kendi blogunuzda mı? İçerik paylaşarak Facebook veya Instagram sistemlerininin içeriklerini zenginleştirirsiniz. Kendi blogunuz için içerik üreterek ilelebet kendi dijital kimliğinizi zenginleştirirsiniz.

Hürriyet’te yazamasan da kendi hürriyetinle kendi blogunda yaz.

İşi yazmak olan hemen herkes Hürriyet, Sabah, Milliyet gibi ulusal bir gazetede yazmayı elbette ister ama kaleleri zaptedilmiş geleneksel medyanın kapısından içeri girmeyi bırakın kapsını aralamak neredeyse imkansız. Ya işinizde çok iyi olacaksınız ya da bir “dayınız” olacak. Ama internetin herkese eşit sunduğu bir imkan var. Blog açmak için bir torpile veya istediğiniz içeriği üretip blogunuzda yayımlamak için herhangi birinden izin almaya gerek yok. Bir blog, başta yazma beceriniz olmak üzere bütün kabiliyetlerinizi sergileyebileceğiniz eşsiz özgürlükte bir saha. Ve kendi dijital dünyanızı inşa etmek için neden hâlâ bekliyorsunuz?

Nasıl blog yazmalıyız?

Bu konuda her zamanki önerim “Kimse sizi okumuyormuş ama yazdıklarınızı birgün herkes okuyacakmış gibi yazın.” İşte bu, “umursamazlık” ile “sorumluluk” arasındaki ince çizgi. Diğer blog yazarlarının neler yaptığıyla çok fazla ilgilendiğinizde bu sizin adım atmanızı engelleyebilir veya cesaretinizi kırabilir.  Bu sebeple “umursamadan umursayın.”Diğer bütün blogları yok saymadan kendi kendinize blogunuzu inşa edin. Elbette nitelikli blogları takip etmek, bol bol kaliteli içerikler okumak, diğer bloglardan beslenmek gerekiyor. Hiç kitap okumadan iyi bir yazar olunamayacağı gibi hiç blog okumadan iyi bir blog yazarı da olmak mümkün değil. Ama kimin ne yapıp ettiğine çok takılıp kalmak kendi blogunuzda sizi yavaşlatabilir. En iyi blog kişinin kendi blogudur; herkes eşsiz bir varlık ve ortaya koyacakları bloglar da başkalarının bloglarıyla kıyaslanamayacak kadar biriciktir, tektir.

“Kimse bizi okumuyormuş” gibi yazalım ama herkese açık bir siber ortamda yayın yaptığımızı da unutmayalım. Bu sebeple kendi kişisel blogumuz da olsa milli, dini ve ahlaki değerlerimizi yok sayamayız; keyfi davranamayız. Türkçe yazım kurallarını hiçe sayamayız. “Bu blog benim, istediğimi yaparım” sorumsuzluğunda olanlar, bu özgürlüklerini milyonların erişimine açık internet ortamında değil günlük olarak tutacakları bir defter alarak orada gönül rahatlığıyla kullanabilirler.

Blog yazarken dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de samimiyet. Hiçbirimiz profesyonel yazarlar değiliz. Dürüst ve açık olmalı, akademik bir dil kullanmadan günlük konuşma diliyle yazılarımızı yazmalıyız. (Bu konuda kendimi eleştirdiğim oluyor. Bazen yazılardaki anlatım tarzımla ilgili denemeler yapıyorum ama onların haricinde arada haber diline ya da çok resmî bir dile kayan yazılarım olabiliyor.)

Hangi blogları okumalıyız?

Seminer sırasında öğrencilere blog takip etmenin öneminden bahsederken takip etmeleri için doğrudan blog adresleri vermedim. Özellikle kız öğrencilerin ilgisi makyaj ve moda bloglarına yönelik; sohbet sırasında söylemlerinden bunu anlayabildim. Ama benim de takip ettiğim ve önerebileceğim bu tarz bloglar yok. Onlara öncelikli önerim İlk Türkçe Bloglar listesindeki blogları incelemeleri oldu. Sonrasında yeni açılmış ve kaliteli içeriğe sahip Gelecek Vadeden Bloglar‘a da bakabileceklerini söyledim.

Blog yazmaya yeni başlayanlar/başlayacaklar için iki yıldır düzenlenen Blog Yazarları Çalıştayına ait videoları seyretmelerini, Blog Yazarları Söyleşilerini okumalarını tavsiye ettim. Öyle ki son söyleşiyi gerçekleştirdiğim Ramazan Bedük‘e ait videonun 2 dakikalık özetini de ilk kez blog yazarlığı seminerinde öğrenci arkadaşlarla paylaştım. Ramazan o videoda blog yazarlığını kendince çok güzel özetliyor.

Blogda ne yazmalıyız?

Öğrenci arkadaşlara “Ne yazarsanız yazın ama hemen başlayın.” önerisinde bulundum. Eğer içlerinde blog açma hevesi varsa bunu yitirmeden bir an evvel adım atmaları gerektiğine inanıyorum; bir yazmaya başlasalar gerisi mutlaka gelecek. İyi bir kitap okuru olduğunu ama blogda yazmaktan korktuğunu ısrarla dile getirenler de oldu. Oysa Türkçe öğretmenliğinde okuyorlar ve en iyi yazıları yazacaklarından eminim. Blog yazarlığı aslında onların zaten hamurunda var; aldıkları eğitim itibarıyla o potansiyele sahipler. Biraz daha tetiklenmeye ve motive edilmeye ihtiyaçları var. Bu çekimserliği de dayanışma içinde aşabileceğimizi biliyorum. İstedikleri her konuda, her şeyi yazabileceklerinin; blog yazarlığının herhangi bir şartının kuralının olmadığının altını kalın bir şekilde çizerek bir yerden başlamaları için onlara birkaç öneri de bulundum:

  • Öncelikle hangi alanda blog yazacağınıza karar verebilirsiniz. Önerim, kişisel bir blog açarak daha geniş bir hareket alanına (içerik çeşitliliğine) sahip olmak ama moda, teknoloji, yemek blogu gibi bir alanda da yola çıkabilir.
  • 1 aylık konu listesi çıkararak yazmaya hemen başlanabilir. “Böylece bugün ne yazsam?” diye düşünüp vakit kaybetmektense içerik üretmeye odaklanılabilir.
  • Özellikle öğrenci arkadaşlar her gün girdikleri derslerle ilgili hocalarının anlattıklarını not alıp bunları blogda paylaşsalar ortaya eşsiz özgünlükte yazılar çıkacaktır. Bu sayede belki sınavlara o kadar çok çalışmak zorunda da kalmayabilirler.
  • Okunan her kitaptan blogda bahsedecek en az iki konu çıkaracaklarına eminim. Kitabı okurken notlar alırlarsa sonrasında blogda o kitap hakkında yazı yazmak daha kolay olacaktır.
  • Kitabı tanıtmanın yanında o kitabın yazarıyla ilgili de biyografik bir yazı kaleme alınabilir. Eğer hayattaysa o yazarla kısa bir söyleşi bile yapılabilir ve çoğu yazarın genç arkadaşların blogları için yapacakları söyleşiyi geri çevirmeyeceğine inanıyorum.
  • Okulda veya dışarıda düzenlenen ilgi duyduğunuz alanlara dair söyleşi, konferans veya panelleri kaçırmayarak onları da bloglarında çözgün bir içeriğe dönüştürebilrisiniz. TÜYAP ve CNR kitap fuarlarındaki söyleşi programları eşsiz bir fırsat.
  • Uzağa gitmeye gerek yok; ailenizdeki, çevrenizdeki insanların hayatlarını da kaleme alıp blogunuzda paylaşabilirsiniz. İnsan hikâyeleri, her zaman ilgi çekmiştir.
  • Usta yazar ve şairlerin doğum tarihlerinin bir listesini çıkarıp o tarihlerde söz konusu isimlere dair yazılar yayımlayabilirsiniz. Edebi isimleri, edebiyat kitaplarında yazan genel bilgiler dışında hayatlarına dair ilginç ayrıntılara yer verdiğiniz bir içerikle anlatabilirsiniz.
  • Atıf Ünaldı gibi donanım incelemeleri, Dünya Halleri’ndeki gibi  haftanın özeti; Sezer İltekin gibi her hafta öğrendiğiniz yeni bilgileri; Optamin’deki gibi her hafta blog yazarlarından neler öğrendiğinizi; Mustafa Alnıak gibi pazar yazıları; veya benim gibi haftalık internet günlükleri gibi yepyeni bir fikirle benzersiz içerikler hazırlayabilirsiniz.
  • Hangi alanda eğitim alıyorsanız branşınızı ilgilendiren ve mesleki bilginize katkı sağlayacak akademik makaleleri de inceleyerek özgün içerikler oluşturabilirsiniz.
  • Edebiyat dünyasına damgasını vurmuş ama artık hayatta olmayan usta isimlerle söyleşi yapabilirsiniz. Örneğin Oğuz Atay’la. Nasıl mı? Ben denedim, gayet güzel oluyor.
  • Kendi sınıfınıza ait ortak bir blog açarak farklı kategorileri üstlenip ortak içerikler üretebilirsiniz.

Nerede blog açabilirsiniz?

Blogun nasıl açıldığına dair teknik ayrıntılara girmemeye çalıştım ama özellikle tavsiye ettiğim WordPress’te blog açmanın ne kadar kolay olduğunu ve kısa sürdüğünü göstermek adına sinevizyondan bir uygulama yaptık. Adresin ne olacağına karar verme süreci haricinde blog açmak ve ilk kısa notumuzu yayımlamak neredeyse 5 dakikamızı bile almadı. WordPress’in haricinde Blogspot, Medium ve Tumblr’da da ücretsiz blog açmak mümkün. Markalaşma adına hosting ve ad-soyaddan oluşan bir alan adı almak daha sağlıklı fakat başlangıç için yukarıda sıraladığım ücretsiz blog sistemleriyle yola çıkılabilir.

Ve son. Blog yazarlığını öğretmen adayları karşısında birkaç saat içinde anlatmaya çalışmak ilk defa yaşadığım bir tecrübeydi; zannediyorum İZÜ Türkçe öğretmenliği bölümü de diğer üniversitelerdeki arkadaşları arasında ilgili konuyu bir blog yazarının kendisinden dinleyen ilk sınıf oldu ;) Beni samimiyetle ve en iyi şekilde ağırladıkları için hepsine minnettarım. Gönlüm öncelikle mezun olduklarında aldıkları eğitimin karşılığını tıpkı kendileri gibi pırıl pırıl öğrencilere kavuşarak almaları. Hayallerinde neyi yaşamak varsa ona sahip olmalarını ve elbette ki bilgilerini, deneyimlerini, Türkçenin güzelliklerini gerçek dünyada olduğu gibi siber alemde de blogları aracılığıyla paylaşmalarını diliyorum. Sözüm her zaman geçerli; blog adına desteğe ihtiyaç duyduklarında ben burada hazır bekliyorum ;)

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bir önceki Sen mi sanal zorbasın ben mi sanal mağdurum? başlıklı yazımda Alaattin Ciminli, e-communication bullying ve electronic bullying hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

6 Yorumlar

  • Yanıtla Blog yazarlığında 12 yıl – e-vren günlüğü 27 Temmuz 2017 at 23:23

    […] İstanbul Sabahattin Üniversitesini, Blog Yazarları Çalıştayından sonra ikinci kez ziyaret edip Türkçe Öğretmenliği Bölümü öğrencilerine blog ve blog yazarlığı konularında bildiklerimi anlattım. […]

  • Yanıtla Safiye Yaşar Erdiger 11 Mart 2017 at 19:19

    Bana göre blog; sürekli yazabilecekleri ve de ilgilendikleri konular üzerinden olmalıdır. Gerçi blog; okumaktan çok izlemeyi tercih edenlerin çoğunluğuyla vloga evriliyor.
    Yine de içimizde ki umutla “söz uçar; yazı kalır” duygusudur.
    10 senenizi de doldurmuşsunuz. Tebrik ederim. Selamlar.

  • Yanıtla mehmet kaptan 02 Mart 2017 at 22:45

    Blog yazılarını okumayı çok seviyorum bir gün bu kadar sevdiği şeyi bende yapmalıyım dedim ve kendi bloğumu kurdum 1 senedir yazıyorum gayet keyifli bir hobi veya iş.

  • Yanıtla semi 25 Şubat 2017 at 13:24

    Seni gerçekten tebrik ediyorum Evren. Blog kültürü için en çok adım atan insanlardan birisin. Hepimiz adına teşekkürler. Böyle bir buluşma öğrenciler için eminim çok etkili olmuştur.
    Aynen anlattıkların gibi ben de etrafımda birçok kişiye blog açmaları konusunda ısrar ederken buluyorum kendimi. Hep diyorum keşke ben üniversite öğrencisiylen blog yazmak diye bir şey olsaydı da çok erken başlasaydım. Oğlumu ikna etmem zor olmadı, geçen yıl yaptığı resimleri koyduğu bir blog açtı. Devamını getiremedi. Yaşı henüz 15, onu çok heveslendiremedim bu konuda demek ki.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 25 Şubat 2017 at 13:57

      Gençler için sosyal medya daha pratik ve bütün arkadaşlarıyla anında iletişim kurabildikleri bir mecra. Blog, daha fazla emek ve zaman gerektirdiği için gençlerin gözünde büyüyor. Bu konuda onları anlayabiliyorum. Blog kültürü konusunda bilinçlendirebilsek bu sorunların aşılacağına inanıyorum. Çabalarımızın boşa gitmemesini diliyorum Semi.

    Blog yazarlığında 12 yıl – e-vren günlüğü için bir cevap yazın Yorumu sil