e-günlük

Gün geçmiyor ki yine bir konuda kararsız kalmayayım

Asıl mevzuya geçmeden önce ‘bitti’ ışığı yanıp sönen çamaşır makinesindeki çamaşırların serilmek (veya asılmak) için beni beklediğini ve bu durumun da üzerimde bir gerginliğe sebep olduğunu, bu sebeple yazmaya devam mı edeyim yoksa gidip önce çamaşırları mı sereyim (evet, bak ‘sermek’miş) konusunda kararsızlık yaşadığımı söylemeliyim. Sanırım yazıya ara verip gidip bir an evvel çamaşırları sermeliyim!

‘Acaba yalnız yaşayan her erkek benimle aynı durumda mı?’ diye bazen düşünmeden edemiyorum. Bir kere evin işi hiç bitmiyor. (Bu sözü annemden ne çok duyardım, haklıymış.) Bugün biriken çamaşırları yıkasam yarın bulaşık işi çıkıyor; bulaşıkları yıkayınca diğer gün evi süpürmek gerekiyor. Evi temizleyince çamaşır sepeti tekrar doluyor ama çamaşır kurutmalık hâlâ dolu ve üstelik bulaşık süzgecindekiler de henüz tam kurumadan yeni bulaşıklar ortaya çıkıyor. Tabi daha bunun yemek hazırlaması, camı perdesi vesaire var.

Aslında bendeki durum tam olarak şu: Çamaşırı makine yıkasın ama aynı zamanda da sersin, katlasın, yerlerine yerleştirsin; hatta ütülesin. Bulaşıkları yıkadıktan sonra kurutup yerine yerleştirmeyen hiçbir bulaşık makinesi benim için inovatif bir teknoloji olamaz. Tabi biliminsanları kadar bende de suç var. Mesela kirli sepetindeki çamaşırı makineye yerleştirmeye üşeniyorum; yıkanması bitince de gidip çıkarması ve sermesi gözümde çok büyüyor (öyle böyle değil). Çamaşırlar kuruyunca onları katlayıp yerlerine yerleştirmem bazen 3 günü bulabiliyor; o denli zor geliyor. Sonra durup düşünüyorum ve ‘kendine haksızlık etme Evren’ diyorum. 2 saat ayakta metrobüs yolculuğu yapıp eve geldiğimde saat zaten 20.30 oluyor ve 22.00’de de yorgunluk ve uyku üzerime çöküyor. O yüzden hafta içi akşamları iş yapmak ayrı bir külfet gibi geliyor bana.

Bazen ev işlerini o kadar öteliyorum ki bir gün baktım gerçekten acınası bir haldeyim (daha doğrusu ev o halde). Hafta sonu oturup kitap mı okuyayım yazı mı yazayım dinleneyim mi yoksa dağ gibi olan ev işleriyle tatilimi heba mı edeyim diye kendi kendime sinirlendim. Yeteri kadar sinirlendikten sonra Sevgi ablaya evi temizletmek istediğimi ve bana güvenilir birini bulmasını söyledim. Öyle de yaptı; işten eve geldiğimde ‘bu ev benim mi?’ diye şaşırdığımı hatırlıyorum. Ki kendimi titiz tertipli düzenli biri sanırdım ama gerçekten eve kadın elinin değdiği acayip belli olmuş. Ev o kadar temiz ve düzenliydi ki o akşam evi dağıtmamak için gidip otelde mi kalsam acaba diye bile düşündüm. Gerçekten bu işler çok zor; aranızda bu yazıyı okuyan hanımefendiler varsa halinizden anlıyorum ;)

“Hissediyorum, yeni sınıf arkadaşlarım bir yerlerde beni bekliyor.”

Ev işlerinden şikayet edeceğim derken asıl konuya bir türlü gelemedim. Yıllar sonra ALES‘e girdiğimi hatta neredeyse bir ev bir araba sahibi olmak üzereyken karşıma çıkan bütün fırsatları elimin tersiyle ittiğimi daha önce yazmıştım. Hata etmişim; keşke en azından ilk taşın altından çıkan Volkswagen aracın anahtarını alsaymışım ;) Çünkü Yeni Medya yüksek lisansı yapmak istiyorum ve en düşüğü Gelişim Üniversitesinde 18 bin TL’den başlıyor Bilgi Üniversitesinde 30 bin TL’ye kadar dayanıyor. 80 üstü ALES puanıyla başvuranlara Gelişim, %30 indirim uyguluyor; şansa bakın ki benim puanım 79.161 ;) Bilgi almak için telefonla arayıp 1 puan için %30 indirimden faydalanamayacak mıyım diye sorduğumda ‘hayır!’ cevabını aldığımda kendimi baya bir ezik hissettim.

Bilgi Üniversitesi ALES puanının yanında İngilizce puanı da istediği için şimdilik o kapı benim için kapalı. (Şimdilik dediğime bakmayın, İngilizceyi halletmem yıllarımı alır.) Gelişim, İngilizce şartı aramıyor da olsa o kadar param yok. Diğer yandan Kadir Has Üniversitesi ile İstanbul Ticaret Üniversitesinin yüksek lisans programlarını da inceledim, onlar 30 bin TL’nin de üstünde.

Bütün bu kafa karışıklığının üstüne birkaç kişiye danıştım ve halletmem gereken öncelikli konunun İngilizce öğrenmek olduğuna karar verdim. Özel üniversitelerin aksine devlet üniversiteleri yarı yılda yüksek lisans programı açmıyor. Önümüzdeki 2017 – 2018 öğretim yılında Marmara Üniversitesi Bilişim Gazeteciliği yüksek lisansının açılmasını beklemek hem ekonomik anlamda hem de o ara İngilizce öğrenme konusunda biraz zaman kazanmamı sağlayacak. İngilizce öğrenme adına bütün öğrenme metodlarını önüme koyup bir yol çizmeyi düşünüyorum kendime. Onlardan biri de kesinlikle Daron Yöndem’in YouTube’daki ‘İngilizcemi nasıl geliştirebilirim?‘ videosundaki önerilerini uygulamak olacak.

Bu arada bir taraftan 2017’nin ilk internet günlüklerini hazırlıyorum; hafta sonuna bırakmak istemedim hazırlıkları. Çünkü pazar günü Ramazan‘ı eve davet ettim. Sürekli ertelediğim Blog Yazarları Söyleşisinin dördüncüsünü kendisiyle yapacağım. Tabi ilk defa bu söyleşiye ‘Gelecek Vadeden Bloglar‘ listesinden 2 blog yazarı da seyirci olarak katılabilecek. (Güncelleme: Ramazan’la yaptığım söyleşiyi yayımladım.)

Sanki bahsedeceğim bir konu daha vardı… Hatırlayamadım, bir dahaki sefere yazarım ;)

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bir önceki internet günlüğü 2017/1 başlıklı yazımı da okumanızı öneririm.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

2 Yorumlar

  • Yanıtla ELİF sarı 05 Ocak 2017 at 09:25

    İnan Evren, evli barklı kadınım, şu ev işlerinden hiç hoşlanmıyorum. Hasbelkader evlendim, çocuklarım oldu. Seçeneğim olsa otelde yaşamayı isterdim biliyor musun?

    • Yanıtla e-vren günlüğü 05 Ocak 2017 at 10:34

      Bu şikayetlerim de haksız olmadığımı biliyordum Elif; otel fikri denenebilir aslında ;)

    Bir yorum yazın