e-günlük

Sosyal medyada doğru yer almak için birkaç öneri

Büyük çoğunluğumuz (en azından şu an bu yazıyı okuyanlar) günün büyük bölümünde sosyal medyadayız. Onun bir parçası olmak için de Facebook, Twitter, Instagram veya diğerlerini mutlaka kullanmak gerekmiyor. E-posta bültenleri aboneliğiyle bile sosyal medyanın içine dahil oluyoruz.  Tabi sosyal medyada kimimiz üreten kimimiz tüketen; bazılarımız okuyan bazılarımızsa okutan taraftayız. Bu ayrım da tamamen dijital medyayı kullanım amacımıza göre değişiyor.

Gerçek hayatta parayla ölçülen bazı değerler sosyal medyada “bol takipçi / en popüler” kıvamında. Her yerde olduğu gibi dijital dünyada da oyunu kuralına göre oynayanlar etkinliklerin aranan yüzü haline geliyor; ustalık / uzmanlık rakamlarla ölçülüyor. Hele fenomen olanlara sofrasından kuş sütünün, yolundan kırmızı halının eksik olmadığı bir hayat vaat ediliyor. Herkes emeğinin karşılığını alsın, tanınsın, şan şöhret başımızı döndürsün elbette. Bu, beni / hiç kimseyi ilgilendirmez. Ama yine de milyonların yer aldığı dijital dünyada “Azıcık ön plana çıkmamın, ismimi parlatmamın kime ne zararı olacak, vallahi şımarmayacağım.” diyorsan sana birkaç öneride bulunacağım. Bu arada, on binlerce takipçisi olan bir sosyal medya fenomeni olmadığımı göz önünde bulundurarak bu yazıyı okuyun. Zaten bu noktada Guy Kawasaki‘nin yardımına başvuracağım. Onun Büyüleme adlı kitabından çok etkilendiğimi daha önce yazmıştım. Kawasaki kitapta, dijital dünyada da insanları büyülemek için dikkat edilmesi gereken birkaç ayrıntıdan bahsediyor; onları okuyunca es geçemedim.

  • Mesajlara hızlı cevap verin*. Sosyal medyada farkındalık yaratmanın basit hatta ihmal edilen ama en önemli kuralının bu olduğunu düşünüyorum. Teknoloji ve internet içinde yüzüyor da olsak yorumlara, mesajlara hızla cevap verenler sanılanın aksine oldukça az. E-postaları, yorumları ve mesajları biriktirmek yerine fırsat bulunan ilk anda cevaplamak hem nezaket hem de sizinle iletişim kuran kişiye olan saygınızın bir göstergesi olacak.
  • İlhamın kimden geleceği belli olmaz. Sosyal medyada farklı meslek gurubundan uzmanlarla bağlantı kurmaya özen gösterin. Burada konu komşuyu, eşi dostu takip; ‘Takip edeni takip ederim, takip etmezsem ayıp olur’ durumlarından bahsetmiyorum. Gerçekten sizi zenginleştirecek, bakış açınızı genişletecek kişileri takip etmenizi öneririm. Sosyal medyayı, insanların hayatlarını gözetlemek/seyretmek yerine mesleğiniz ve ilgi alanlarınızla ilgili bir ilham kaynağı olarak kullanmayı tercih edebilirsiniz.**
  • Düzenli ve istikrarlı paylaşımlar yapın. Sık paylaşımda bulunmak karşı tarafı sıkar. Zaten önemli gördüğümüz her şeyi paylaşmak yerine ender olanı arayıp bulup ‘belli bir düzen’ içinde paylaşmak daha dikkat çekici olacaktır. Kuralları boş verin; ‘sabah şu saatte, akşam bu saatte paylaşımlar daha çok ilgi görüyor’ gibi tespitler doğru olabilir ancak paylaşıma değer gördüğünüz herhangi bir bilgi veya görsel için vakit kaybetmeyin.
  • Tek bir yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır; bazen de her yerde olmak hiçbir yerde olmamaktır. Onlarca sosyal ağ hesabı arasında yorulduğunuzu benim gibi siz de hissediyor musunuz? Hedef kitlenin hangi sosyal ağda olduğunu tespit edip daha çok oraya ağırlık vermek mantıklı olabilir. Örneğin Twitter’ı farklı Instagram’ı farklı bir amaç için kullanmak gibi. Bütün sosyal ağlarda var olmak ve aktif olmak elbette mümkün değil ancak dijital dünyada var olabilmenin yolu tek bir yerle sınırlı kalmamaktan geçiyor. Bazen bütün sosyal ağlar cirit atmak da enerjiyi çok dağıtacağı için ‘özellikle marka algısı’ oluşturmaya çalışanlar açısından işi zora da sokabilir.
  • Medya, adı üstünde ‘tek çeşit’ten ibaret olamaz. Dijital dünyada ‘üreten taraf’ olmayı tercih ettiyseniz bunu sadece yazarak veya fotoğrafla yapmak ne kadar sağlıklı? Çeşitlilik, üretkenliği ve verimliliği de artıracaktır. Videolarla zenginleştirilmiş, fotoğraflarla desteklenmiş içerikler şüphesiz daha ilgi çekici olacaktır. Özellikle sadece yazan ve kendisini saklamayı tercih eden blog yazarları, takipçilerinin onların sesini de duymak, videolarını da seyretmek istediğini göz ardı etmemeli. Ama elbette bu bir tercih meselesi ve ayrıca tartışılması gereken bir konu.
  • İlk defa sizden duyuyorlarmış edasıyla paylaşın. Benim gördüğümü herkes de görüyor sanıyoruz ama aslında öyle değil. Bunu özellikle internet günlükleri‘ni hazırlarken fark ettim. Orada paylaşmaya değer gördüğüm çoğu şeyi, başka internet kullanıcılarının zaten görmüş olabileceğini düşünürdüm. Her gün paylaşılan milyonlarca yazı, fotoğraf ve video arasından özenle seçim yapın. Bunları, sanki ilk defa siz görmüşsünüz ve sanki siz olmasanız onları kimse bulamayacakmış gibi paylaşın. Gerisine karışmayın ;)
  • Güncel ve yeni kalın. Bu, sadece bloglarınız için değil sosyal medya hesaplarınız için de geçerli. Ben profil fotoğrafını sık değiştiren biri değilim ama bu bile sizi internetteki takipçilerinizin gözünde güncel kılacaktır. En son paylaşımın 3 ay önce yapıldığı bir Twitter hesabını kim ne için takibe alsın? 6 aydır yeni yazı eklenmeyen bir blogu kim niye okusun?
  • Ziyaretçileri doğrudan kendiniz karşılayın. Site içinde oturanlar bilirler, misafirlerinizi ilk karşılayan site güvenliğidir. Sizi arar ve misafirinizi içeri almak için onayınızı alır. Karşılama introlarıyla açılan internet sitelerini de bu duruma benzetiyorum. Bazılarına bu durum çok havalı gelebilir ama blogunu okumak istediğim kişinin her seferinde introsuyla karşılaşmak ve GİRİŞ bağlantısını tıkladıktan sonra onun yazılarına ulaşmak kesinlikle zaman kaybı. Ayrı bir konu da blogların internet sitelerinde menü şeklinde konumlandırılması. Oysa blog, hiçbir zaman bir web sitesinde ayrı bir kategori, ayrı bir sayfa olamayacak kadar başlı başına bir değer. Blogu önemsiz ve arada bir güncellenen yer gibi gösteren  bu tercihi de sağlıklı bulmuyorum.
  • Hakkımda ne bilmek istiyorlarsa benden öğrensinler. Google’a beni sorup farklı kaynaklardan benimle ilgili bilgiyi öğrenmek yerine hakkımdaki bütün bilgileri tek bir sayfadan vermenin neresi kötü? Özellikle blog yazarlarının büyük çoğunluğunun ‘hakkımda’ sayfasını farklı isimlerle de olsa es geçmediklerini görüyorum. Bu önemli bir ayrıntı. Sizi, sizden daha iyi kimse anlatamaz. Ve okuyucular / ziyaretçiler blogunuza ilk defa düşüyorsa yazılarını okudukları kişinin kim olduğunu da kesinlikle öğrenmek istiyor.
  • Hakkımda sayfası artık hemen her blog yazarının dikkat ettiği bir konu ama son dönemde Sık Sorulan Sorular (SSS) bölümünü de görmeye başladım ve bu fikir çok hoşuma gitti. E-ticaret sitelerinde görmeye alıştığımız SSS sayfası kişisel anlamda da rahatlıkla kullanılabilir. SSS, bence doğrudan konuya girmenin en kestirme yolu.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bir önceki Fatih'in neresinden? Portakal'ın içinden. başlıklı yazımda Aklımla Dalga Geçme, Banu Tozluyurt ve Fatih Portakal hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

2 Yorumlar

  • Yanıtla Begonvil Sokağı 22 Aralık 2016 at 14:58

    Çok faydalı ve keyifli bir içerik olmuş, teşekkür ederim. İşime yarayacak bilgiler aldım…

  • Yanıtla Mehmet Ortaç 22 Aralık 2016 at 09:22

    Çok faydalı bir yazı. Eline sağlık. Sosyal medyada tutarlılık çok önemli. Sadece bir konuya odaklanmak gerekmez. Ancak odaklı olunan bir ya da birkaç konu olması gerekir. Aksi halde her türden yazan insan herkes gibi olur. Örneğin iş alanı, tutulan takım, üye olunan sivil toplum kuruluşu, siyasi parti ya da ideoloji… illa bir yerden yakalayıp o alanlarda içerik üretmek gerekli.

    • Yanıtla e-vren günlüğü 22 Aralık 2016 at 21:02

      İnsan zamanla ister istemez bir alanda yoğunlaşmaya başlıyor Mehmet; 30’lu yaşlarımda bunu fark etmeye başladım. Kendimdeki bu değişim baktım, bloguma da yansıyor. Dediğin gibi ‘tutarlılık’ çok ama çok önemli.

    Bir yorum yazın