e-günlük

Ey ÖSYM! ALES’e uçarak mı girelim?

Belki size saçma gelecek ama geçen yaz yapılan KPSS‘ye başvurduğum halde ÖSYM‘nin aşırı güvenlik önlemlerini bahane edip girmedim. Beylikdüzü tarafında oturan biri olarak Sarıyer’deki sınav merkezine yanımda akbil, para, telefon vs olmadan nasıl ulaşacağımı, ulaşasam bile geriye nasıl döneceğimi bilemediğim için sınava gitme macerasına girişmedim. (Aslında sınava hiç hazırlanamadım; biraz olsun ders çalışsaydım bir çaresini bulurdum ama ne lüzum var bu kadar 007 James Bond entrikalarına?) Hatta sınavdan birkaç öncesi bir polis arkadaşımı arayıp anahtar ve akbilin girişte sorun olup olmadığından emin olmak istemiş; ‘Abi, senin dışında hiçbir şeyi almıyoruz sınav merkezine?’ cevabını almıştım. ‘Evimin anahtarını da mı?’ diye sormuştum; ‘senin haricinde hiç-bir-şeeeey’ diye yinelemişti.

Yalnız yaşayan biriyim, sınav merkezine kadar bana eşlik edecek bir arkadaşım yok (varsa da kimseden rica edemem. Gerçi bir arkadaşımdan rica ettim ama yaz tatiline çıkıyordu. Dur, ben bir KPSS’ye gireyim tatiline sonra çıkarsın mı diyecektim; demedim.) Evimin anahtarını kime emanet edeyim? Akbilsiz Beylikdüzü’nden Sarıyer’e nasıl gidip geleyim? Sınav merkezine parayla hele ki bozuk parayla girmek de yasak? Otostop çekerek İstanbul’da bir uçtan bir uca gitme alternatifi ise o aralar aklıma gelmemişti. Sabahki Genel Kültür Genel Yetenek Sınavına girdim, öğlen 2 saatlik aradan sonra Eğitim Bilimleri Sınavına gireceğim; acıkmasam bile yaz günü kesin susayacağım. Sınava parayla girmek yasak olduğu için de beş kuruşsuz bir halde akşama kadar aç biilaç nasıl duracağım? Bütün bunları kafaya takıp KPSS günü gelip çattığında ÖSYM’yi protesto ederek (çok da umurlarındaydı) sınava gitmedim. Keşke parasını yatırdığım halde girmediğim sınav hakkım saklı tutulsaydı, mesela o hakkımı ALES‘te kullanabilseydim ;)

Gel zaman git zaman birkaç yıldır başvurularını kaçırdığım ALES’e bu yıl kesinlikle girme kararı aldım. Ama dün akşam (ve önceki akşam da) ‘yine akbil, anahtar, para yasak; sınav merkezine nasıl ulaşacağım?’ derdine düştüm. KPSS’de olduğu gibi ‘zaten sınava hazırlanmadım, sınav merkezine ulaşmak için bin bir türlü maceraya da girişeceğim, ALES’e girmesem mi acaba?’ diye düşünmeye başladım. Ama annem çoktan tesbih çekmeye başladığı için üzerimde manevi bir sorumluluk da var. Allah’ım nasıl yapsam nasıl etsem diye düşüne düşüne hem tabletin hem de telefonun alarmını kurup yatıp uyudum. (Sınava gitmeye o kadar gönülsüzüm ki kesin uyanayım diye iki ayrı alarm kuruyorum, bu ne çelişki?)

Sabah 07.15’te bir cihazda Mozart diğer cihazda Bethoveen’ın klasik müzikleri çalıyor; sonsuz bir aydınlanma içinde uyanıyorum ama yataktan çıkmam Soundcloud’dan son dönemin hit parçalarından birini çalmam gerekiyordu; böylece saat 07.30’u buldu. Aklıma ÖSS’ye girdiğim yıllar geldi. Annem erkenden ayakta olurdu. Kahvaltıyı çoktan hazırlar, dedeme okuttuğu kesme şekerlerle suyu da masada hazır ederdi. Bir gün önceden aldığım çikolatalarla teyzemin her ÖSS öncesi getirdiği çikolatalar da onların yanında dururdu. (Eskiden sınava su ve çikolata dahil neredeyse her şeyle girmek mümkündü. Hatta sırasının üzerinde mütevazı bir kahvaltı sofrası kuran bir kız bile hatırlıyorum.) Annemim bu sınav öncesi hazırlıkları benim yüzümden 4 yıl boyunca sürdü çünkü üniversiteye 4. girişimde yerleşebildim. 4 yıldır yediğim sınav çikolatalarının da haddi hesabı yok. Çikolataların bir kısmını kahvaltıdan sonra sınava giderken yolda yerdim, bir kısmını sınav başlamadan önce bir kısmını da sınavın ortasında çatır çutur paket sesleri eşliğinde. (Vay be nereden nereye? Çikolata yediğimiz sınav günlerinden evimizin anahtarıyla bile giremediğimiz sınav günlerine.)

Sabah kahvaltıda vakit kaybetmemek için akşamdan aldığım bir paket bebek bisküvüsü (üzerinde bebe bisküvisi yazıyor), günlük süt ve iki muzu oturup yedim. (Aç kalmamalıyım, önceliğim sağlıklı bir şekilde beslenerek sınava gitmek.) Tabi bu ara bende en ufak bir acelecilik, aman sınava geç kalmayayım hiçbir şeyim eksik kalmasın gibilerinden bir sorumluluk duygusu yok. Zaten yanıma kendimden başka hiçbir şey alamayacağım için eskiden olduğu gibi kalemim, düzgüm, silgim, çikolatalarım, suyum her şeyim yanımda mı telaşına da giremiyorum. Tek telaşım dolmuşa – metrobüs şeklinde seyir izleyecek ulaşım maratonumu nasıl gerçekleştirebileceğim yönünde. Aheste aheste hareket etmeme rağmen kabul edilebilir bir sürede evden çıktım.

Cebime sadece kağıt 10 TL, akbil ve kimliğimle sınav giriş belgemi aldım. Evin anahtarlarını emanet edebileceğim bir yer bir türlü aklıma gelmedi, eskiden kapı komşum olan sonra yan bloka taşınan yaşlı teyze aklıma gelince ona emanet ettim. Tam siteden çıkıyordum ki içeri giriş için kulandığımız kartı almadığım aklıma geldi. Güven görevlisine sınava gittiğimi ve hiçbir şeyi içeri almadıkları için siteye giriş kartımı da evde bıraktığımı söyledim; sınavdan dönüşte içeri girmeye çalışırken lütfen zorluk çıkartmayın filan dedim. Dolmuş şoförüne yanımdaki tek para olan 10 TL’yi uzatınca korktuğum başıma geldi; şoför avuç dolusu bozuk para verdi. Neyse ki kağıt 5 TL ile işi kurtardım. Metrobüsten inip İstanbul Üniversitesi Avcılar Yerleşkesindeki sınav merkezime doğru yürümeye başladım. O arada ‘Keşke KPSS’de de bu kadar yakın bir sınav merkezi verselerdi’ diye söyleniyordum. Yanılmışım, üniversitenin Avcılar yerleşkesi metrobüse yakın olabilir ama kampüs o kadar büyük ki sınav merkezim Başakşehir’e daha yakındı. Sınava gireceğim binayı bulmak için koca kampüste 3 tur atmak zorunda kaldım.

Yerleşkenin en dışındaki ana giriş kapısında seyyar satıcı gibi bir adam vardı, su ve birkaç bir şey daha satıyordu ama asıl işi emanetleri belli bir ücret karşılığında almak gibiydi. İnsanlar, telefonlarını ( hatta bazı kızlar çantalarını bile) bir poşetin içine koyup numaralandırarak emanetçiye veriyordu. ‘Adam, herkes sınavdayken kaçsa gitse büyük olay!’ diye düşünerek yanından geçip gittim. İnsan evinin, arabasının anahtarını, üzerinde tüm kimlik bilgilerinin yer aldığı akbilini resmi görevli olmayan birine niye vermek zorunda bırakılır ki?

Sınav salonumun olduğu binanın önündeki uzun kuyruğa girip sıramı beklemeye başladım. Adayların üstünü arayan polislerin sıra bana yaklaştıkça sinirlenmeye başladıklatını fark ettim. Herkesin üstünden -doğal olarak- ya bozuk para ya da akbil çıkıyordu ve bunlarla girişin yasak olduğu söylenince herkes sınavdan çıkarken almak üzere oraya bir kenara eşyalarını koymaya çalışıyordu. Böyle olunca polislerin sabrı taştı ve ‘Eşyalarınızı binanın dışına, bahçeye bir yere koyun, bina içinde kaybolacak sonra suçu bizde arayacaksınız.’ deyince benim için macera dolu dakikalar başladı. Sıradan ayrılıp akbili ve cebimdeki bozuk paraları koyacak yer aramaya başladım. Özellikle akbile görünmeyecek bir yer bulmaya çalışıp bir türlü bulamazken yerdeki kaldırım taşlarına gözüm takıldı. Kaldırıp altına koyayım bari demiştim ki altından Wolksvagen marka bir arabanın anahtarı çıktı. Hangi taşı kaldırsam altından ya araba ya da ev anahtarı çıkıyordu. O an -ismi yanlış hatırlıyor olabilirim- Tansu Çiller’in ‘herkese bir ev bir de araba anahtarı’ vaadi aklıma geldi. 80 TL sınav ücreti yatırdığım ALES’te kazancım büyük olabilirdi; ev ve araba anahtarları hemen oracıkta beni bekliyordu ;)

Akbil ve bozuk paraları saklama sorununu çözdükten sonra sıraya tekrar girdim. Önümdeki kişi üzeri aranırken cebinden çıkardığı cep telefonunu polise uzattı (Yok artık! dedim); polis de ‘Yok artık!’ dedi; Hocam çık dışarı, çık! Üniversite sıralarından mezun olana kadar ÖSYM’nin onlarca sınavına giren biri sınava cep telefonuyla girilemeyeceğini hâlâ nasıl idrak edemez anlamıyorum. Önümdeki başka bir aday da bildiğin bilgisayar çantasıyla, diğeri de elinde kulaklıklarla gelmişti. Pes dedirtecek bu manzaralar karşısında güvenlik kontrolünden geçerek sınav salonuma doğru yöneldim. Sıralarda artık numara yazmadığı gibi sıraların üzerine konulnuş sınav kitapçılarında da isimler yazmıyor. Sınav görevlisi oturacağım sırayı 1,2,3… diye parmağıyla sayarak buldu; ‘inşallah yanlış saymamıştır’ dedim içimden. Sonra bunu ÖSYM’ye gel de izah et. Yıllardır ÖSYM’nin herhangi bir merkezi sınavına girmediğim için artık su ve şeker vermediği gerçeğiyle yüzleşmem de biraz garip oldu. Önümde poşetlenmiş iki kağıt mendil, iki kurşun kalem ve birer silgi ile düzgü (düzgü kelimesini az önce de kullanmıştım, ben çocukluğumdan beri kalemtıraşa düzgü derim.) vardı. Türkiye’nin en pahalı kırtasiye malzemeleri bunlar diye düşündüm, 80 TL karşılığında sıramda duruyorlardı. Ama yine de bir su verseler fena olmazdı. Neyseki sınav boyunca hiç susamadım.

Önümdeki iki aday sınav boyunca gelmedi, arkamdaki sırada oturan kişi de sınav başlar başlamaz salona teşrif etti. Kızın biri sınıfı aydınlatan ışıkların çıkardığı sesten rahatsız olduğunu söyleyerek kapatılmasını istedi. İyi de benim arkamdaki arkadaşı kim kapatacak dedim. Tam ensemde, burnundan iştahla nefes alan birini 3 saat boyunca dinlemek zorunda kaldım. Arkadaş sanki sınav sorusu çözmüyor adeta sevişiyordu. Gerçekten! Çıkardığı sesler aynen böyleydi, bu nasıl bir burundan nefes alıp vermedim, neyin heyecanıdır anlamadım. Gözlerini kapatıp arkadaşın nefes sesine odaklansan fantazi dünyasında rahatlıkla dolaşabilirsin, o denli yani. Sınav bitip yerimdem kalktığımda arkama özellikle dönüp baktım, adam poşetteki iki kağıt medili de nasıl harcamış hayret ettim. Ne yaşadı sınav esnasında acaba çok merak ediyorum.

Son aylarda kafam birkaç sorunla meşgul olduğu için sınavda dikkatimi toplayamayacağımdan ve soruları anlayamayacağımdan dolayı tedirgindim. Öyle korktuğum gibi olmadı. 3 saat boyunca sınav haricindeki konular aklıma gelmedi mi geldi ama tahmin ettiğim kadar çok değil. O esnada kurşun kalemi koluma batırmaya çalışıp ‘Sorulara odaklan Evren!’ mesajını gönderdim zihnime. Bir ara ‘bu ALES maceramı blogda yazmalıyım’ fikri geldi aklıma, hatta sanırım ALES Sözel bölüm 37. sorudayken yazının şu anki başlığına karar verdiğimi hatırlıyorum ;) Sorular güzeldi, sözel bölümden birkaç boşum var. Bir edebiyatçı olarak 3 defa dönüp çözemediğim sözel sorular oldu. Matematik soruları için 15 dakikam kalmıştı ve o sürede de birkaç soru yapabildim.

İlk kez Aralık 2005’te girdiğim LES (ALES’in o dönemki ismiydi) ile hayalim Yeni Türk Edebiyatından yüksek lisans yapmaktı. Yüksek lisansı kazandığım halde kısmet olmadı. Aradan geçen 11 yılın ardından (11 yıl mı? İnanılır gibi değil, çok ara vermişim.) tekrar girdiğim ALES’le hedefim bu defa Yeni Medya üzerine yüksek lisans yapmak. Tabi iyi bir puan almayı başarabilirsem.

Son bir not: Yazıya başlığını veren konuyu tekrar vurgulamakta fayda var. Güvenliği en yüksek seviyede tutmak, sınav güvenirliği ve adaleti için kesinlikle çok önemli. Bunu yaparken insanları zor duruma düşürmemek için de önlemler alınmalı. ÖSYM’nin yıl içinde düzenlediği onlarca merkezi sınavda, adayların özel eşyaları için emanetçilere muhtaç bırakılmasının ilkel bir durum olduğu görüşündeyim. İstanbul’da bir can simidi olan akbili bile sınav merkezine almayan ÖSYM, bu kararını sürdürmeye devam edebilir ama buna da bir çözüm üretmekle sorumludur. (Örneğin sınav giriş belgesini gösterenlerin toplu taşıma araçlarına ücretsiz binmesi gibi) Sonuçta herkes ailesiyle yaşamıyor ve ailesi tarafından sınav merkezlerine getirilmiyor. Sınava tek başına gitmek zorunda olan kişilerin evinin anahtarını, o günkü ulaşımını sağlayacak 3-5 kuruşunu nereye nasıl emanet edeceğini düşünmeden sınava kafası rahat bir şekilde girebilmesinin yolunu yetkililer oturup düşünmeliler. Çünkü sınav kalemlerin üzerine yazdığınız ‘Emeğiminiz, emanetimizdir’ mesajının boşa olduğunu sanmıyorum.

En çok buralardayım: Instagram | Facebook | Twitter

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

13 Yorumlar

  • Yanıtla hd 23 Aralık 2016 at 01:28

    yazının bu kadar uzun olacağını en başta tahmin etmemiştim.. okurken yazı uzun..nereye gidecek gerçekten merak ettim. fatih portakal’la ilgili yazını da okumuştum. yeni tarzın bana çok akıcı geldi. hepsi küçük birer hikaye tadında. edebiyatta hikaye demek neyse.. onlar da öyle. üniversiteye girdikten sonra bir daha asla sınava girmem deyip uzun süre ben de sınava girmemiştim. senin gibi gireceğim zaman da yan çizmiştim. bahane. bilinç altındakilerin bilince akın etmesi. önerini paylaşmalısın. dikkate alınır ya da alınmaz.. bence paylaşmalısın. güzel bir fikir olduğu için. aöf sınavlarına girmeni tavsiye ederim. daha rahat girişler(: taşın altından vw anahtarı çıkmasına gerçekten güldüm.
    bu saçma şeyleri stres yapıp bir de üstüne metropolde yaşıyorsan ya da buna metrobüse biniyorsan da diyebilirz.. hızla yıpranıyormuşuz gibi geliyor. buna savaş açmalı. rahat insanlar olmalı. en fazla taşın altına koyarsın akbili(:
    sevgiler

  • Yanıtla Okuruz 20 Aralık 2016 at 12:00

    Tedbir almak guzelde. insani zora sokmakGarip bir durum. Yanimizda bize refekat edecek birini goturmekten baska pek yapacak bisey birakmiyorlar

  • Yanıtla y2s1h8 19 Aralık 2016 at 23:19

    Yani, okurken içim sıkıştı Evren oğlum.Yazmak istediklerimin çoğu bende kalsın. Sadece dilerim sonuç senin ve o sınavzedeler için iyi olur. Arkandaki tepişen, sanırım korkunun çeşitli etkilerinde kıvranmış ve seni irite etmiş. Her şey yeterince moral bozucu ve savaş gibiymiş. Türkiye’mizde düzgün giden ne kaldı ki? Sevgilerimle :)

    • Yanıtla e-vren günlüğü 19 Aralık 2016 at 23:44

      Ece abla, güzel temennilerin için çok teşekkür ederim. Sizin bu yorumunuzu okumadan az evvel üniversiteye giriş sınavlarının kalkacağına dair bir haber okudum ;)

  • Yanıtla e-vren günlüğü 19 Aralık 2016 at 16:14

    Bu konudan rahatsız birçok insan olduğunu biliyordum ama BİMER’e kadar şikayet eden senin gibi birkaç kişiyi duyunca hem şaşırdım hem de mutlu oldum Ahmet. İnsanlar, hayatlarını doğrudan etkileyecek sınavlara girerken su gibi girip çıkabilmeliler, stres sinir dolu bir süreçten geçerek değil.

  • 1 2

    Bir Cevap Yazın