e-vren günlüğü

25. kattan bir Gökhan Tekin geçti

İtiraf etmeliyim ki bir süredir kitap okumuyor, Feedly üzerinden takip ettiğim blogların yeni yazılarını incelemiyor, bloga yeni bir yazı yazmayı da canım istemiyor. Oysa geride bıraktığımız haftalarda kayda geçecek epey önemli şeyler yaşadığımı söyleyebilirim. Şimdi bu satırları yazarken ‘neydi o önemli olaylar?’ diye durup düşününce ne yazık ki hiçbirini hatırlayamadım; her şey sıcağı sıcağına oluyor. Bendeki bu ruh halinde ülkenin son dönemde içinden geçtiği durum çok etkili. Gözümü Twitter’dan ve büyük haber sitelerinin son dakika gelişmelerinden alamıyorum. Bahsettiğim boş vermişlik daha çok kendimle ilgili; mesela işimle ilgili tempom ilginç bir şekilde zirve yapmış durumda. Ancak işim haricindeki bana ait zamanlarda üretkenliğimin en aza indiğini fazlasıyla fark ediyorum. Tuhaf bir ikilem.

Sanki biraz İstanbul’dan uzaklaşmaya, hatta teknolojiden arınmaya ihtiyacım var. Diğer yandan da bu şehirden bir iki günlüğüne de olsa ayrılmak içimden gelmiyor. Yazılacak, okunacak çok fazla iş var; bir tarafta onlar bekliyor; diğer tarafta sohbet edilecek ama hep ihmal edilen arkadaşlar. Bir de ‘Whatsapp’tan sana yazmaya çekiniyoruz’ diyenler türedi; onlara tek tek izahta bulunmaktan da yoruldum. İletişim, birileri için sadece Whatsapp’tan ibaretse benim yapacak başka bir şeyim yok. Herkes yerinde sağ olsun.

Yorucu ve bir o kadar sıkıcı bir haftada -bana göre- popüler blog yazarlarından sevgili Gökhan Tekin‘i iki gün evimde ağırladım. Daha doğrusu Gökhan’ın misafirliği hafta içine denk geldiği için daha çok o kendisini ağırladı ;) Özel bir sebepten dolayı İstanbul’a geldiğinden dolayı programına müdahale etmedim. Hafta içi iki akşam sohbet etme şansımız oldu. En azından uçak saatinden önce cumartesi sabah beraber kahvaltı yapalım dedik ama o da kısmet olmadı.

Gökhan’la uzun bir süredir bloglarımız sayesinde bir tanışıklığımız, muhabbetimiz var. Dijital dünyadaki arkadaşlığımız onun İstanbul’a gelişiyle yüz yüze tanışmayla pekişmiş oldu. “Evren abi fotoğraflarda daha iri yarı cüsseli duruyordun” dese de Gökhan hakîkaten cüsseli ve blogundan da belli olduğu üzere kocaman güzel bir yüreği var.

İki blog yazarı bir araya gelince sohbetlerinin büyük çoğunluğu blogları ve ortak tanıdıkları blog yazarları oluyor. Gökhan’la geçirdiğim zaman zarfında da blog dünyası adına şaşırdığım birçok ayrıntıyı öğrendim. Ben WordPressçi Gökhan Blogspotçu olunca teknik konulara pek girmedik ama eğer yanlış anlamadıysam Gökhan’ın gönlü de bir gün WordPress’e geçmekten yana. Gökhan’ın blogunu takip edenler, özellikle Blogspot ile ilgili konularda  onun yardımseverliğini bilir. Gökhan’la hemfikir olduğumuz noktaysa bazı blog yazarlarının maalesef ki bencil ve menfaatçi olduğu yönünde. Bir de on binlerce takipçisi ve yüz binlerce ziyaretçi sayısıyla kendisini Babil kulesinde zannedip diğer blogları yok sayan bir kesim var ki onları ne kadar umursamasak yeridir. Zaten blogdaki arkadaşlığın gerçek dünyadaki tanışıklıkla pekişmesi bu yüzden herkese nasip olmuyor.

Bakalım, yolum bir gün Hatay Dörtyol’a düşer de Gökhan’a iade-i ziyarette bulunabilir miyim bilmiyorum ama İstanbul’a geldiğinde kendisine kapım her zaman açık.

Bu arada “İlk Türkçe Bloglar” listesinde yer alan blog yazarlarıyla söyleşilerin ikincisini kiminle yapacağımı kesinleştirdim. Listedeki sırayı takip etmekten vazgeçtim ve ikinci ismi ona göre belirledim. Şu an Amerika’da olan yeni isimle Ağustos ayı sonuna doğru İstanbul’da bir araya geleceğiz.

Bir önceki Blog yazarlığında 11 yıl başlıklı yazımda 11. yıl ve ilk türkçe bloglar hakkında bilgiler bulabilirsiniz.