e-günlük, Sesli Yazılar

Özgürlük, onu hayal etmekle başlar

Untitled design

“Her zaman hayatınızda yapmış olduklarınızdan beslenin.” diyordu Barış Kuyucu. Aldım, not ettim. Spikerlik eğitiminin ikinci dersi için bizimleydi. Hayatıma dair yine bazı sorgulamaları yaptığım gün bu cümleleri sarf etti. Yorgun bir beden ve gergin bir ruh haliyle kulak kesildim: Yüzde doksan dokuzunu iyi yaptığımız bir şeyin eksik kalan yüzde 1’lik kısmına odaklanıp niçin üzülüp duruyoruz? diye soruyordu.

Futbolu sevmeyen, maç seyretmeyen, spor programlarını takip etmeyen biriyim ama Kuyucu’yu özellikle de Kanal D’deki spor haberlerini sunduğu günlerden çok iyi hatırlıyorum. Derslerde ise bir spor spikerinden çok nezaket sahibi bir insan, tecrübelerini aktarmaya çalışan bir ağabey olarak karşımızdaydı. Ve “Acı veren şeylerin aslında bizi geliştirdiği” gerçeğini kulağımıza bir kere daha fısıldıyordu.

Her şeyi öğretiyoruz da “tecrübeyi” öğretemiyor, yalnızca aktarabiliyoruz. Evden işe, işten eve dört saatlik bütün bir yolda neleri düşünüyorum sanıyorsun? Yorgunluklarım haricinde yitirdiklerim, kazandıklarım ve elimde tutmaya çalıştıklarım… İşte bu yüzden ya “On7Milyonun ne dediğini dinleseydim 3 yıldır ayakta tutabilir miydim e-vren dünyasını İstanbul’da?” diye soruyorum.

Küçük Şeyler 3 kitabında Üstün Dökmen de “Sizi kimin ne kadar sevdiği önemli değildir, sizin sevilmeye layık bir şeyler yapıp yapmadığınız önemlidir” diyor. Elbette sevilmek bir ihtiyaç; bazen elde ettiğimiz başarılar sırf bu yüzden bizi tatmin etmiyor; zirveye çıktıkça yalnızlaşan insanoğlu sevilme duygusunu zirvenin eteklerinde bırakıyor. Hayatımızı daha konforlu hale getirme, belki de daha çok ilgi görme adına yaptıklarımız karşısında sahip olduğumuz yalnızlık ve yitirdiğimiz mutluluk için Dökmen’in söyleyecekleri var:

“Başkalarının sizin elinizde gördükleri zenginliklerle değil siz içinizde hissettiklerinizle, yaşadığınız mutluluklarla zenginleşirsiniz, yaşama yerleşirsiniz.”

Tekrar Barış Hocamın ilk cümlesine dönecek olursam kendimi -maalesef- geçmişimdeki karanlık günlerden beslenirken buluyorum. Yüzüm her daim yapmayı istediğim hayallere dönüktü ama iki ayağımın da görünmeyen zincirlerle olduğum yere sabitlendiğini hissederdim. Yaptıklarımla mutlu olmaktan ziyade henüz yapamadıklarıma veya yapmayı başaramadıklarıma üzülmekle vaktimi harcadım. Çoğunlukla “söylen”dim durdum. Halbuki söylenmeyi bırakıp artık “söylemem” gerekiyordu. Aydın, söylendiğim bir hayatı temsil ediyordu; İstanbul, söylediğim şehir oldu. Dökmen’in “Özgürlük, onu hayal etmekle başlar” dediği gibi İstanbul belki hayal ettiğim yer değildi ama söylenmeyi bırakıp hayallerimi gerçekleştirmeye başladığım yere dönüştü.

Bu yazıyı bir de sahibinin sesinden dinleyin:

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bir önceki Kitap nasıl yazılmaz, yazar nasıl olunmaz? başlıklı yazımda feyza hepçilingirler ve sorulmadan feyza hepçilingirler hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

3 Yorumlar

  • Yanıtla Merve Atik 19 Nisan 2017 at 16:24

    O kadar içten bir yazı olmuş ki.. Blogları keşif edeyim derken rastladım bloğunuza ve her yeni gördüğüm bloğa yaptığım gibi bu blogda da en baştaki yazılara baktım iyi ki de baktım. Ellerinize yüreğinize sağlık böyle güzel bir yazı yazdığınız için! Bloğunuzu takibe alıyorum benimde nacizane bir bloğum var dilerseniz ziyaret edebilirsiniz.. mrvsdaily.blogspot.com.tr

  • Yanıtla Çağrı 11 Ekim 2015 at 21:58

    Web sitenizi hemen her gün ziyaret ediyorum. Çok güncel ve başarılı bir siteniz var.

  • Yanıtla hilal d. 11 Ekim 2015 at 19:00

    çok samimi bir yazı. dinleyerek takip ettim.
    kendimizi nasıl, neyle beslediğimiz bizi biz yapan aslında..

  • Bir yorum yazın