e-günlük

İşten Çıkarılmamla İlgili İlk ve Son Yazım

 

Blogumdan açıkça yazmadığım için birçoğunuzun haberi olmadı; Eylül 2014 sonlarına doğru işten çıkarılmış ve uzun bir işsizlik sürecine girmiştim. (Bu arada çalıştığım yeri hiçbir zaman açıkça buralara yazmadığım için çoğunuz ne işle meşgul olduğumu bilmeyip benim sadece blog yazarlığı kısmımla ilgilendi. Yeri gelmişken bunun için de teşekkür ederim. Kiminiz beni edebiyat öğretmeni, kiminiz editör, kiminiz fotoğrafçı kiminiz de geçimini sadece blog yazarlığıyla sağlayan biri sanıyor; zaten bu çok da önemli değil.)

İşsiz kalmak başta beni büyük bir endişeye ve çıkmaza sürükledi ancak hiçbir zaman mutlu olmadığım -mutlu olamayacağımı da anladığım- o dünyadan bir şekilde kurtulmuş olduğumu düşünerek sükûnetimi korumaya çalıştım. Zaten rahatsızlıklarımı en başından beri bilenler, işten çıkarıldığımı öğrendiklerinde ‘aslında bu habere üzülmediklerini, aksine çok sevindiklerini; üretkenliğimi yeniden kazanabilmem için bunun daha iyi olacağını’ söylemişti. Diğer yandan işten çıkarıldığımı -çok üzüleceklerini düşünerek- kardeşim Ziya dışında ailemle uzun bir süre paylaşmadım.

(Bu zaman zarfında gerçekleştirdiğim iş görüşmelerinde yaşadıklarım onlarca blog yazısına dönüşebilecek türden tecrübelerle dolu ama onların hiçbirini yazmayı düşünmedim. Yazsam, belki de iş arama sürecindeki genç arkadaşlara yol gösteren yazılar ortaya çıkabilirdi ama içimden gelmedi. Bütün bu süreçte gördüm ki iş görüşmesine çağırılan adayın CV’si daha önceden hiç okunmamış oluyor veya CV’de yazan tecrübeler çok da dikkate alınmıyor. İşverenlerin çoğu, normal yaşam koşullarının çok altında maaşlar teklif ederken karşılığında bilginiz, tecrübeniz, eğitiminizle birlikte neredeyse tüm varlığınızı satın almayı amaçlıyor. Sizinle iş görüşmesi yapanların sizin kadar tecrübesinin ve eğitiminin olmadığını görmek de işin diğer acı yüzü.)

Şirketin maddi sıkıntılarının arttığı gerekçesiyle işten çıkarıldığım söylendiğinde bunu çok fazla sorgulamadım; 2 yıl önce tek başına sırtlandığım görevleri bu zaman zarfında tek kişilik ordu gibi yürütmeye devam ettim. Ancak zamanla benim de motivasyonumun, üretkenliğimin ve şevkimin azalmaya başladığını açıkça hissediyordum.

Bu süreçte yaşananlardan çok şey öğrendim ve önemli olanın önce ‘kendimin’ olduğunu anladım. Lüks arabaların, büyük ofislerin, çokça paranın peşinde olmadım; aradığım yalnızca huzur. Yüksek maaş veya amirlik, müdürlük teklifleriyle kandırılabilecek biri değilim, öyle ki işten çıkarılacak olma endişeleri de hiçbir zaman taşımadım. Şu hayatta kaç günlük ömrüm kaldıysa ağır adımlarla, sükûnet ve huzurla üreterek yaşayabilmenin derdindeyim.

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla Burak 04 Mart 2015 at 20:31

    Bu yazının devamı gelse veya içeriği gelişmiş hali kaleme alınsa tadından yenmez.

  • Bir Cevap Yazın