Röportaj / Söyleşi

Fotoğrafçı Aylin Mersinlioğlu Söyleşisi

Aylin Mersinlioğlu

Aylin Mersinlioğlu

Aydın’da yolu bir şekilde fotoğrafla kesişen hemen herkes onu Aylin Çelik olarak tanıdı. Fotoğraf kariyerinde beş yılda geldiği noktada o artık Aylin Çelik olarak bir markaydı. Ancak sosyal medyada herkesin gözü önünde yaşanan olaylar daha tam anlaşılamadan o, yoluna Aylin Mersinlioğlu olarak devam etmeye başladı.

Aydın’a geldiğimde kendisiyle söyleşi yapmak istediğimi belirttiğimde her zamanki gibi yine içten bir şekilde benimle konuşan Aylin, ricamı geri çevirmedi. Tek isteği söyleşinin resmi bir hava içerisinde gerçekleşmemesiydi, öyle ki söyleşinin sohbet havasında gerçekleşmesi isteğini birkaç defa yineledi.

“Almanya’da doğdu; ilkokulu anneannesi ve dedesinin yanında Tekirdağ’da okudu; Aydın Lisesi’nden mezun oldu.“

Telefonda ve fotoğraflarında son derece rahat bir kişiliği olduğu izlenimi edindiğim Aylin, yüz yüze görüşmemizde de gerçekten öyle. Ancak o, bu durumu çok da kabul etmiyor; “Dışarıdan öyle görünüyor ama o kadar da rahat değilim aslında. Çok utangacımdır.” diyor. Öyle ki sorularımı sormaya başlayınca da kısa bir ara vermek zorunda kaldık hatta ses kaydını görünmeyen bir yerden almaya çalıştık.

“Bir kız kardeşi var. Koç burcunun özelliklerini tamamen taşıdığına inanıyor. Hayata çok pozitif baktığını söylüyor.”

Uludağ Üniversitesi Almanca öğretmenliğini kazandığı halde ‘bende öğretmen kumaşı yok’ deyip okulu bırakıp geri dönen biri o. Ne sınıfın önünde ne de kameranın önünde rahat olamıyor; bu yüzden fotoğraf çekilmeyi pek sevmiyor. Fotoğrafı çeken tarafta olmak onu daha çok rahatlatıyor. Bütün bunları konuştuktan ve ses kaydını da rahat etsin diye görünmeyen bir yere aldıktan sonra Aylin’le sohbetimize başlıyoruz.

Kendini bir anda düğün ve doğum fotoğrafçısı olarak bulmadın herhalde değil mi? Fotoğrafla tanışma maceran nasıl oldu?

Eskiden Myspace diye bir site vardı, orada insanların çektiği fotoğraflara bakıyorum. Amerika’dan bir abimiz vardı Mustafa Vonal isminde; onun çektiği fotoğraflar vardı çok beğeniyordum. Sürekli yorumlar yapıyor, eleştiriler getiriyordum. Sohbet başladı; ‘Bu kadar ilgilisin, beğeniyorsun, çekiyor musun bir şeyler?’ diye. Ben o güne kadar bu anlamda fotoğraf çekmemiştim. ‘Fotoğraf çekip çekemeyeceğimi bilmiyorum’ dedim. ‘E denesene’ dedi; ödev gibi bir şey gönderdi; “bir çekmeye çalışsana” dedi. Ben hiç eğitimim olmadan çektim, yolladım. ‘Muhteşem, nasıl çekebildin bu kadar iyi?’ dedi. Ondan sonra bana ödevler göndermeye başladı; ‘böyle bir şey çalışsana, bunu yapsana, kompozisyon oluştursana, kurgusal bir şeyler yapsana’ derken aslında bende böyle bir yetenek olduğunu keşfettim. Sonra benim fotoğraf maceram başladı zaten, heveslendim. ‘Gerçekten bende göz varmış, çekebiliyormuşum. Ben de bir şeyler yapabiliyormuşum’ deyip üstüne gitmeye başladım.

“Çok güzel fotoğraflar çektiğimi düşünüyorum!”

Bunun için eğitim almaya başladın değil mi?

Kuşadası’nda KUFSAD’a gittim; Temel Fotoğrafçılık eğitimimi orada aldım. Onlarla beraber bir yol katettik. Özcan Yurdalan’ın Belgesel Fotoğrafçılık atölyesine katıldım. Onun dışında bir eğitim almadım. Sonrasında her şey kendiliğinden gelişti; zaten fotoğraf çektikçe gelişiyor. Bir de yeteneğiniz yoksa ne kadar eğitim alırsanız alın olmuyor. Mesela annem çok güzel yağlı boya tablolar yapar, ben asla beceremiyorum; öyle bir yetenek yok bende ama ben de çok güzel fotoğraf çektiğimi düşünüyorum.

Çocukken sana sorulan ‘büyüyünce ne olacaksın?’ sorusuna verdiğin cevap neydi? Fotoğrafçı olmak hayalinde yoktu galiba?

Uçak hostesi! Hâlâ bu arzum var. Annemler hep Almanya’da olduğu için ben Almanya – Tekirdağ arası hep yalnız başıma yolculuk yapıyordum. Çok ufak yaştan itibaren onlar beni hosteslerin ellerine tutuştururlar ben de onlarla sürekli seyahat ederdim; bazen pilot kabinine götürürlerdi, bazen arkada kendi bölümlerinde oturturlardı. Uçak ve hostesler o yüzden hep benim hayalimdir; hâlâ her gittiğimde onlara imrenerek bakarım. Çok istemiştim kısmet olmadı.

Eğitimin önemine inanıyorsun ama aslında iyi fotoğraf çekebilmenin Allah vergisi bir kabiliyet olduğunu düşünüyorsun.

Kesinlikle. Eğitimle pekiştirilebilen bir şey o; gözün yoksa ne kadar eğitim alırsan al ortaya fazla bir şey koyamazsın, sınırlı kalırsın.

“Artık kendime fotoğraf çekemiyorum!”

Hangi fotoğrafçılardan besleniyorsun? Çalışmalarını sürekli takip ettiğin fotoğrafçılar var mı?

Yok, hiç yok. Çünkü şöyle bir sıkıntım var: Daha kendime dönük, daha sanatsal fotoğraflar çekebilseydim belki birilerini takip edip bir şeylere dair kendimi heveslenebilirdim ama benimki tamamen fotoğrafın ötesinde iş oldu. Artık kendime fotoğraf çekemiyorum; sadece düğün, gelin damat ve doğum fotoğrafları çekebiliyorum. Dolayısıyla da devamlı bunlarla ilgili iş yapmaya çalışıyorum. Aslında işim biraz sıkıcı kısımlarına kaymaya başladı. Çünkü fotoğraf bir tutku ve hevesti benim için. Çok keyifle fotoğraf çekiyordum; hâlâ keyif alıyorum ama artık iş olduğu için tadı tuzu biraz kaçmaya başladı.

Hostes olmak gibi en büyük hayalin değilmiş ama fotoğrafçılıktan keyif aldığını söylüyorsun. Fotoğraf sadece geçimini sağlayan bir uğraş mı yoksa?

Keyif alıyorum. Aslında iş o noktaya döndü; gerçekten o noktaya döndü. Hele şu dönemde kesinlikle o noktaya döndü!

Şu an kendini ifade etme anlamında en işe yarayan şey çektiğin fotoğraflar mı?

O da var tabi ki de ben çok konuşmayı seven biri değilimdir. Herkesin kendini ifade etme şekli vardır. Belki fotoğraflarla iyi şeyler katabiliyorumdur.

Sence fotoğrafın yeri ve zamanı var mı? Şimdi buradan Adnan Menderes Bulvarı’na çıkalım, önüne çıkan insanları rastgele çek desem, çeker misin?

Çekerim, çok keyif alırım. Yeri zamanı asla yok

“Bazı Dönemler Kendimi Çekmek İstiyorum!”

Bir fotoğrafçının kendisinin de iyi poz vermesi gerektiği söylenir. Sen aynı zamanda fotoğraf çekilmeyi de seviyor musun?

Hiç düşünmüyorum, hiç rahat değilim, zannetmiyorum. Gelin damatlarla eğlence olsun, hatıra kalsın diye özçekim yapıyoruz ama kendim alıp da hep beraber bir özçekim yapalım demem. Bunları zaten asistanım yapıyordu. Bazı dönemler kendimi çekmek istiyorum ama başkasının beni çekmesi karşısında rahat olamıyorum. O çok başka bir şey bence. Ben kamera karşısında değil arkasında olabilen biriyim.

Aylin Mersinlioğlu

Aylin Mersinlioğlu

Aydın için bir marka olduğunu düşünüyor musun?

Aydın için bir marka olmuşum ama ben öyle düşünmüyorum. Benim için markalaşmış olmak çok önemli değil; açıkçası bu tip şeylerde çok fazla hırsları olan biri değilim. Kendim mutlu olayım. Sonuçta artık bir geçim kaynağı haline geldi, bunu sağlayayım; bu benim için yeterli. “Aman Aydın’ın bir numaralı markası olayım; diğer şehirlerde de tanınmaya başlayayım!” gibi hırslarım, heveslerim olmadı.

‘Olmuşum’ dedin; Marka olduğunu ne zaman fark etmeye başladın?

Dışarıda duymaya başladığımda. İnsanlar ‘Aaaa Aylin Çelik siz misiniz?’ şeklinde geri dönmeye başladığında ya da bu sohbetleri duyduğumda fark ettim.

Doğum ve düğün fotoğrafçılığında marka haline gelme başarının sırrı ne? Çok iyi bir ekiple mi çalışıyorsun, çok iyi bir bakış açın mı var, bambaşka fotoğraflar mı ortaya koydun?

Hayır, bambaşka fotoğraflar ortaya koymadım. Ancak bazı fotoğraflar Aydın için ilkti. Çünkü Aydın’da her şey stüdyo zihniyetiyle yürüyordu; tamamen stüdyo fotoğrafçılığı vardı. Asla bir belgesel fotoğrafçılığı, düğün – doğum hikayeleri çekilmiyordu. İlk biz başlattık. Onun haricinde ben doğallığa inanıyorum. Ben çok hissederek gelin damatlarla, ailelerle birlikteyim. Doğuma gittiğim zaman da onlardan biriymişim gibi bebeği bekliyorum, aynı heyecanı duyuyorum; o arada onların fotoğraflarını çekiyorum. Gelin damatla birlikteyken de öyle. Onlar da o zaman o enerjiyi, o frekansı aldıklarında benim dışarıdan biri olmadığımı hissediyorlar. Belki ilk kez o gün karşılaşıyoruz çoğuyla ama her şeylerine koşturuyorum. Nedime gibi sürekli gelinle birlikteyim, ona yardımcı olmaya çalışıyorum. Onlar ilk kez evleniyorlar ama benim yüzlerce düğünüm oldu. Aslında bütün gün onlarla birlikte hareket ediyorum; arada sadece fotoğraf çekiyorum.

Fotoğraflarının “Aa bu Aylin’in fotoğrafı!” dedirtecek bir özelliği, sana özgü bir bakış açısı olduğunu düşünüyor musun?

Aydın’dakiler belki onu fark ediyorlardır çünkü Aydın’da herkes birbirinin nasıl çalışmalar yaptığını çok net biliyor. Sonuçta insanların da fotoğraflarda az çok kendi rengi, tonu, dokusu oluşuyor. Dolayısıyla Aydın’da fark ederler ama Türkiye çapında başka fotoğrafçılarla böyle bir kıyaslamaya girildiğinde çok da fark edilecek bir şey olduğunu düşünmüyorum.

Photoshop düzenlemelerini kendin mi yapıyorsun yoksa başkasına mı bırakıyorsun?

Kendim yapıyorum çünkü başkasına bırakamıyorum. Çünkü bu çok insanın gözüyle alakalı bir şey. Ben onu nasıl görmek istiyorsam ortaya öyle çıkartıyorum. Orada ben mavi ton, öbür tarafta biraz daha keskinlik görmek istiyorum. Onu ben kendi içimden geldiği gibi yapıyorum. Başka birine bıraktığım zaman ne yapabilir ki? O, o zaman benim fotoğrafım olmaktan çıkacak. O yüzden bütün photoshop düzenlemelerini ben yapıyorum.

Aylin Mersinlioğlu’na fotoğraf çektirmenin ücreti çok mu yüksek?

Değil, hiç pahalı değil. Çok uygun fiyatlar ama şöyle bir şey var; Aydın standartlarına bakıldığı zaman burada bazen düşük fiyatlar verebiliyorlar. Onlar sürümden kazanıyorlar. Onlar günde on çiftle çalışıyorlar, ben günde sadece bir çiftle çalışıyorum. Dolayısıyla fiyatım aslında hiç pahalı değil, başka şehirlerle karşılaştırdığında ucuz bile.

Aylin Mersinlioğlu

Aylin Mersinlioğlu

Hiç de o kadar güçlü bir kadın değilim!

Fotoğraflarında ve sosyal medya paylaşımlarında ‘güçlü bir kadın’ görüntüsü veriyorsun. Aylin Mersinlioğlu, gerçekten de kendi içinde güçlü bir kadın mı?

Aslında çok kırılganım. Hiç de o kadar güçlü değilim. Ama şöyle bir şey var; birtakım maskeler takmak zorunda kalıyorsun. Hatta çok ciddi sorunlarımın olduğu günlerde bile gelinlerimle birlikte inanılmaz gülerken kahkahalar atarken fotoğraflarım mevcut. Çünkü o gün onların en mutlu günü. Doğumda da düğünde de aynı şekilde. Ve o en mutlu günlerine sizi ortak ederek ve o günü en iyi şekilde çıkartmanız için sizi orada bulunduruyorlar. Dolayısıyla da benim kendi sıkıntılaırmla, sorunlarımla, somurtkan yüzümle onların yanında yer almaya hakkım yok. O yüzden mümkün olduğunca onlarla beraber o günü güzel geçirmeye çalışıyorum ama içim kan ağlıyor; onu da kimse bilmez öyle durumlarda.

Fotoğraf dışında hayatının geri kalanını dolduran uğraşlar neler?

Kızım! Şu an vaktimi inanılmaz alıyor. Şu an bazı sorunları var diye tahmin ediyorum ve bana çok düşkün. Yan odada bile oturmama izin vermiyor; bilgisayar başında bile çalıştırmıyor. Öyle bir dönemdeyiz. O yüzden ona çok zaman ayırmaya, onunla birlikte olmaya çalışıyorum. Şu an fotoğraftan sonraki bütün hayatımı kaplayan tek şey kızım.

Bugüne kadar çektiğin fotoğraflardan oluşan bir sergi açmayı düşündün mü?

Çok arzu etmiştim, o her yıl düşündüğüm bir şeydi. Anneler gününde bebekler olsun, özel günlerde bir şeyler olsun ya da gelin damatlara özel bir şeyler yapayım diye hep düşündüm ama hiç fırsatım olmadı. Çünkü hep zamansızlıktan yakınan bir insanım; belki de ondan. Zamanı da bir türlü yetiştiremiyorum kendime ama inşallah hayatımı farklı bir yönde düzene koymak istiyorum. 7/24 benim işim, öyle de bir sıkıntım vardı; artık onu dengelemek istiyorum. Ben de normal işe giden her insan gibi işimi sabah 9’da başlayıp akşam 5’te bitirmek istiyorum. Ondan sonraki zamanımı sinema mı kızım mı diğer sosyal aktivitilerim mi bu şekilde düzenlemek istiyorum.

İleride fotoğraf eğitim vermeyi düşünür müsün?

Düşünmem. Düşünmem derken bu, ‘aman işte paylaşmak istemiyor’ anlamında düşünülmesin. Bende öğretmen kimliği yok. Ben daha önce Uludağ Üniversitesi Almanca öğretmenliğini kazandım. Baktım, ben öğretmen olamayacağım; bıraktım, geri döndüm. İnsanlara bir şey anlatayım, öğreteyim, eğiteyim tarzı bir yaklaşımım olamıyor. Böyle bir eğitici kimliğim yok ne yazık ki. Kendimi bu konuda verimli bulamadığım için de öğretmem. Ama öğretmenlik gibi değil de arkadaşça gelirler beraber çekimler yaparız, o arada ne kapabiliyorsa ben ona her türlü yardımcı olurum, gösteririm. Ama bir sınıfın karşısına geçip de eğitim veremem.

Aydın’da isim yapmış kişilerden ‘ben bunun fotoğrafını mutlaka çekmeliyim’ dediğin bir isim var mı?

Aydın’da isim yapmış kişilerden hiç öyle biri yok. Ama bana başka bir röportajda en çok kimin fotoğrafını çekmek istediğim sorulduğunda Atatürk cevabını vermiştim; onu çok isterdim. Onun fotoğraflarına baktığımda bana bambaşka şeyler hissettiriyor. Çok karizmatik bir ifadesi var zaten. Onun haricinde Türkiye çapında da aklıma gelen bir isim olmadı.

“Belki Bambaşka Bir Şehirde Olacağım!”

Kariyer planın nedir? Seni 10 yıl sonra da doğum ve düğün fotoğrafçılığı yaparken görecek miyiz?

Fotoğraf hayatımda her daim olsun istiyorum. Elim titremediği sürece herhalde hep çekebileceğimi düşünüyorum. Ama bu illa doğum ve düğün fotoğrafçılığı mı dersen onu tabiki de bilemem. Bir de ben çok akışında yaşayan bir insanım. Çok planları, hedefleri olan bir insan değilim, daha çok günü gününe yaşıyorum. Çünkü hayat sürprizlerle dolu, yarın ne olacağımız hiç belli değil. Şu an daha çok kızımla ilgili planlarım var, kendimi çok fazla düşünmüyorum. Zaman, şartlar, hayat nereye doğru sürüklerse ona uyum sağlayarak yol almaya çalışıyorum. Mesela ben Aydın’daydım, bugüne kadar herkes Aydın’da bir şeyler yapacağımı düşündü ama şu an Kuşadası’na taşındım; orada yaşıyorum. Belki Ada’da bambaşka şeyler yapacağım; belki bambaşka bir şehirde olacağım; hiç belli değil.

Fotoğraf çekimlerine Aydın’da devam etmeme durumun olabilir mi?

Olabilir tabiki; başka bir yere taşınır gidersem neden olmasın? Şimdi Ada’dayım diye gelip gidiyorum buraya ama farklı bir ilde olursam… Gerçi bağımsız çalıştığım için Aydın’dayken de Balıkesir’e, İstanbul’a her yere çekime gidiyorum; sıkıntı olmaz.

Aylin, fotoğrafçılığın dışında daha başka hangi işi en iyi yapabilir? İleride bu mesleği bıraksan hangi sektörde çalışmak isterdin?

Hiç öyle düşüncelerim olmadı. Bulunduğum kaba uyum sağlayabiliyorum. O yüzden her işin üstesinden gelebileceğimi düşünüyorum. Dolayısıyla da fotoğrafçılık olmaz başka bir fırsat çıkar; atıyorum emlakçılık, bambaşka bir sektör. Hepsinin üstesinden gelebileceğime inandığım için hiçbir zaman ‘Bu işi çok muhteşem yaparım, bu işe kanalize olmalıyım’ diye bir şeylerim olmadı. Hayat nereye götürürse ben onu yaparım, benim için problem değil. O konuda kendimi zayıf görmüyorum. Çok zorda kalırsam giderim temizlikçilik yaparım, yine paramı kazanırım. İş sadece para kazanmak, hayatımı idame ettirebilmek için geçerli bir şey. Ama fotoğraf böyle bir şey değil, fotoğraf bir hevesle, tutkuyla başlayan bir şey. O bende işe dönmüş durumda.

aylin mersinlioğlu5

Düğün fotoğrafçılığı mı doğum fotoğrafçılığı mı; hangisi daha zor?

Doğum şu açıdan zor: Doğumda sanıldığı gibi her zaman mutlu anlara şahit olmuyorsunuz. Bebek ölümleri, anneyle ilgili sıkıntılar olabiliyor. Ameliyathane, doğumhane ortamı bambaşka. Her şey çok yolunda giderken hiç ummadığınız anda böyle şeyler olabiliyor. Dolayısıyla doğum, düğüne nazaran bu anlamda daha sıkıntılı. Her zaman mutlu anlara şahit olamıyorsunuz kötü anlar da yaşanıyor ne yazık ki.

Bugüne kadar kaç bebeğin ve çiftin fotoğrafını çektiğini hiç hesapladın mı?

Bebekler bin’i geçti, onu biliyorum çünkü yaklaşık beş yıldır çok fazla bebeğin doğumuna girdim. Çiftler de yüz’ü geçti diye tahmin ediyorum.

aylin mersinlioğlu6

Fotoğrafını çekeceğin modellerle çekim öncesi görüşmelerinde belli kurallar koyuyor musun?

Kural demeyelim de sadece şunu arzu ediyorum ben: Benim işimi anlamayan insanlarla çalışmak istemiyorum. Çünkü ben salonlarda çekim yapmıyorum. Dolayısıyla da bir çiftin başında şak şak binlerce poz da çekmiyorum. Ben içimden geleni; o an gördüğümü, hoşuma giden şeyi, onlara hatıra kalmasını istediğim şeyi çekiyorum. Ama bir insan takı merasiminde fotoğraf çek zihniyetiyle bana geliyorsa, gelmesin; onunla çalışmasak da olur. O, fotoğraf sanatçısı değil şipşakçı arıyor. Mesela bazı çiftler oluyor, sen el detayını koyuyorsun diyor ki ‘Bizim burada yüzümüz çıkmamış’ Orada önemli olan senin yüzüğünün, çiçeğinin detayı. Her karede senin yüzün gözükmek zorunda değil. O zaman stüdyoya gideceksin; seni ön cepheden sürekli çekecekler. Ona göre ayırıyorum çiftleri.

O halde geri çevirdiğin çiftler oluyor, değil mi?

Oluyor; direkt suratlarına söylemiyorum da ‘Tarihim dolu’ diyorum.

Daha önce çekilmiş pozları gösterip ‘bunun aynısından istiyoruz’ diyenlere sıcak bakıyor musun?

Bakıyorum, bakıyorum; bende hiç sıkıntı yok. Çünkü önemli olan o çiftin mutlu olması. Ben zaten gün içerisinde kendimce kareleri çekmiş ve yakalamış oluyorum. Onların istediği kareleri de çekiyorum. Ama çok absürd bir kare istediklerinde bunu öyle yapmayalım da şöyle yapalım diyebiliyorum ya da bunun birebir aynısı olmasın da şöyle olsun diyebiliyorum. Ama çiftimin de isteklerini göz önünde bulunduruyorum.

‘Aylin, başkasının fotoğrafının aynısını çekmiş’ denmesinden çekinmiyorsun öyle mi?

Hayır, hiç öyle çekincelerim yok. Mehmet Turgut bile yapıyor aynısını, ben mi yapmayacak mışım!

aylin mersinlioğlu7

Gelen her işi kabul ediyor musun? “Ben bunların fotoğraflarını çekmem” diyeceğin bir çift profili var mı?

Yok çünkü genelde damatlar buna daha soğuk yaklaşıyor gibi gözüküyor. İlk bağlantıyı gelinler kuruyor genelde ama görüşmeye birlikte geliyorlar. Damatlar çok soğuktur ama çekimlere bir gidiyorsun damat kopuyor, gelin geri planda kalıyor. O yüzden ilk görüşmede de çok fazla çıkartamıyorsun. Hiç ummadığın insanlar inanılmaz güzel kareler çıkartıyor ortaya ya da ‘Bu çift süper!’ dediğin zaman da bakıyorsun böyle kazulet gibi kalabiliyorlar; o enerjiyi gösteremiyorlar.

Ortaya koyduğun başarılı fotoğraflarda ‘İş bende bitiyor’ mu diyorsun yoksa ‘modeller de ortaya çıkan fotoğrafta çok önemli’ mi diyorsun?

Herkesin payı var diye düşünüyorum. Dünyanın en iyi objektiflerini, makinelerini de kullansam karşıdaki çift o enerjiyi veremiyorsa, onlar birbirlerine çok güzel bakamıyorsa ya da o an o duyguyu yansıtamıyorsa hiçbir anlamı yok. Sabit durduktan sonra ister cep telefonuyla çek ister özel makinelerle çek, fark etmiyor. Doğumlarda babanın bebeğe bakışı, onların bir gözyaşı, onların hepsi çok etken. Makinaların da biraz etkisi var. Bu işe başladığımda Canon 350D ile çalıştım. Bazı fotoğrafçıların çok iyi makineleri vardı o dönem; karşılaştırdığım zaman ben kendi fotoğraflarıma daha çok güveniyordum. Ama makinenin de biraz faktörü var. Objektifler, istediğiniz kareleri yakalamanızı sağlıyor. Görmek istediğiniz şeyi o objektifle daha farklı yansıtabiliyorsunuz, o açıdan etken. Göz zaten her şeyden önemli. Hepsinin üstüne düşen çok fazla payı var; biri olmazsa biri eksik kalıyor.

Bir çiftin fotoğraflarını çekerken (kapris, gereksiz naz vs sebeplerden dolayı) yarıda bırakıp gidesin oldu mu hiç?

Çok sinir olduğum tipler oluyor ama hiçbir zaman bırakıp gitmem; fotoğraf çekimini sonuna kadar tamamlarım. Zaten aşırı sinirli bir insan değilimdir. Uyumluyumdur, bana ‘yedi kralla barışıksındır’ derler. O yüzden bazı şeyleri biraz alttan almaya çalışıyorum; idare ediyorum artık.

Paylaştığın fotoğraflarla ilgili olumsuz eleştirler aldığında bunları önemsiyor musun?

Aslında çok önemsiyorum ama şu ana kadar fotoğraflarımla ilgili olumsuz eleştiri almadım. Belki insanlar, tedirgin oluyor olabilirler. Şunu duyuyorum: ‘Aylin Çelik yapıyorsa bir bildiği vardır’ Aslında böyle bir şey yok, ben içimden geldiği gibi çekiyorum. O fotoğraf hatalı da olabilir. Bunun duayeni değilim. Dolayısıyla o yüzden eleştiri getirmiyorlar. Getirenin de gerçekten doğru ve düzgün bir eleştiri getirmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü bazıları var, sırf ukalalık olsun diye yazarlar. Bazı fotoğraf sitelerinde hep görürüz, sırf konuşmak için yorum yaparlar. Böyle insanların eleştirilerini ciddiye almam. Ama gerçekten iyi niyetle, görerek ve hatamı telafi etmem adına birtakım eleştiriler yapılıyorsa onları mutlaka dikkate alırım.

Dış mekan çekimlerinin artık birbirinin kopyası haline geldiğini, insanların da tekrar kapalı mekanlarda konsept çekimlere yönelmeye başlayacağını düşünüyor musun?

Dönebilirler, neden olmasın? Bir süre sonra bu da sıkabilir. Çünkü bu çok yeni bir şey. Türkiye’de bir anda bir patlama oldu. Aslında yurt dışında eskiden beri fotoğraf çekimleri belgesel niteliği taşıyor. Bizde o, tam olarak oturmadı, öyle fotoğraflar henüz çekilmiyor. Bizde hâlâ dışarıda bir balon, bir aksesuar kullanılsın… Aslında olay bu değil. Olay fotoğrafçının kendi gözüyle o günü fotoğraflaması, normali odur. Ama çok az fotoğrafçı bunu yapıyor. Bizde hâlâ herkes ve her şey birbirinin kopyası halinde ilerliyor. Ben bile kendimi tekrarlamaktan sıkılıyorum. Çünkü asıl gelin damatların isteğini göz önünde bulunduruyoruz; bir başkasına çektiğim karenin aynısını istiyorlar ama ben sıkılmışım artık o kareyi çekmekten. Ama bir taraftan onun da gönlünü yapmak zorundasın. Dolayısıyla da her şey copypast gibi olmuş oluyor.

Cep telefonlarının birer fotoğraf makinesine dönüşmesi, fotoğraf paylaşım uygulamalarının çok rağbet görmesi, hatta basit fotoşop uygulamaları sayesinde herkesin çok iyi fotoğraflarının olması gibi birçok sebepten dolayı dünyanın fotoğraf paylaşımında çıldırdığı bir dönemden geçtiğimizi düşünüyorum. Bunun sonu sence nereye varır?

Bunun sonu yok, bence böyle gider. Çünkü insanlar fotoğraf çekmeyi sevdi, bir de alıştı. Zaten sürekli ellerinin altında ve insanlar kendilerini göstermeyi çok seviyorlar. Bu aslında bir nevi teşhircilik. Dolayısıyla da insanın ruhunda, özünde var. O yüzden böyle sürecektir. Ardından gelen nesil de bu şekilde devam edecek. Belki üç boyutlu paylaşımlar olacak, böyle hologramlar, artık ne olursa ama insanlarda bu paylaşım devam edecek.

Hep bir ‘fotoğrafçı egosu’ndan bahsedilir. Sence de fotoğrafçılar bencil mi?

Benim tanıdığım fotoğrafçılar hiç böyle değildi. KUFSAD’da beraber çalıştığımız Yusuf abiler, Özcan Yurdanal olsun o kadar mütevazı insanlar ki ben onları bencil, kaprisli insanlar olarak tanımıyorum. O tiplerden zaten haz etmem. Tanıdığım insanlar da böyle çok mütevazı insanlardı. O yüzden herkesin öyle olduğunu zannetmiyorum. Ama kendini fotoğrafçı zanneden insanlarda bu var. Çünkü Aydın’da gördüğüm böyle insanlar var. Sürekli “Ben yapıyorum, bir numarayım, bunu ben yaptım, ilk kez ben yaptım.” Ben bunu üç yıl önce çekmişim zaten hiçbir zaman da dememişim “Bunu ilk kez ben yaptım” diye. Sen nasıl şimdi çıkıp da “Bunu ilk kez ben yaptım” diye ortaya atılabiliyorsun. Kendilerini komik duruma düşürüyorlar ama bu tamamen onların egolarından kaynaklı.

Aydın’da düğün ve doğum fotoğrafçılığı piyasasında bir rekabet söz konusu mu?

Yok. Ben onları rakip olarak bile görmediğim için böyle bir rekabet yok.

Fotoğraf eğitimlerinde öğretilemeyen tek şeyin ‘bakış açısı’ olduğu söylenir. ‘Bakış açısını bir kernara koyarsak’ iyi fotoğraf çekmekte fotoğraf eğitiminin bir zorunluluk, bir gereklilik olduğuna inanıyor musun?

Kişinin zaten kendini sürekli geliştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Photoshopla, fotoğraf çekimiyle ilgili olsun her şeye dair bu böyle. İstersen bir kursa git, internetten araştır. Eğitim bu noktada tabiki de önemli. Ama illa gidip bir kursa kaydolmak ya da illa birinden bu eğitimi almak zorunda değilsin. İnternet sana bütün dünyanın tüm kaynaklarını sunuyor, otur araştır. Git fotoğraf çek, daha iyi nasıl çekebileceğini dene.

Düğün fotoğrafçılarının son yıllarda mantar gibi türediği yönündeki eleştirilere sen de katılıyor musun? Piyasada bu denli çok düğün fotoğrafçısının olması seni rahatsız ediyor mu?

Gerçekten fotoğraf çekebilen insanlar çeksinler; hakları çünkü adam fotoğraf çekebiliyor, ortaya güzel şeyler koyuyor; güzel şeyler paylaşıyor; insanları mutlu ediyor. Ama fotoğraf çektiğini sanan insanlara tahammülüm yok. Bir de şöyle bir sıkıntı var: Herkes fotoğraftan anlamıyor. Ucuz diye gidiyor adamla çalışıyor, adam da kendini fotoğrafçı zannediyor. Niye, çünkü ucuz. Bu kadar basit yani mantık. Ondan sonra dünyanın en iyi fotoğrafçısıymış gibi ortalıkta geziyor, çok saçma! Sen çekemiyorsun ki, daha photoshop bile bilmiyorsun, Picasa’yı bile kullanamıyorsun! O kadar kötüler, çok kötüler! Ama insanlar üç beş kuruş daha ucuza çekiyorlar diye onları da fotoğrafçı zannedip tepemize çıkartıyorlar. Öyle bir sıkıntı var. Yoksa bu işi gerçekten yapabilen, güzel şeyler ortaya koyan herkes yapsın, herkes kendi ekmeğini yer neticede.

Sosyal medyayı çok etkin kullanmadığını düşünüyorum. Sadece Facebook’ta aktifsin. Bu bilinçli bir tavır mı yoksa vakitsizlik mi?

Twitter hesabım var ama kullanmıyorum. Vakitsizlikten kaynaklı çünkü bu işi de tamamen üzerine alması gereken başka insanlar olması gerektiğini düşünüyorum. Ben sürekli çekime koşturuyorum, çekilen bütün fotoğrafları photoshopla işlemekle uğraşıyorum; albüme gönderiliyor, o oluyor bu oluyor. Arka detaylarda işin görünmeyen pek çok kısmı var. Doğum fotoğrafçılığı zaten gece üç – beş çalışmamızı gerektiyor. Dolayısıyla da 7/24 çalışıyorsunuz. Hayat bu şekilde işten ibaret. Bunların haricinde oturayım da şuraya bir fotoğraf yükleyeyim diyemiyorsunuz. Web sayfamın yenisi yapılacak, ona bile fotoğraf ayıramıyorum; o denli bir vakitslzilik problemim var. O sitelere de hakikaten vakit ayırmak gerekiyor. Eleştirileri takipe deceksiniz, insanlarla diyalog halinde oalcaksınız, sürekli fotoğraf yükleyeceksiniz vs vs. Böyle bir şeye hiç vaktim yok. Bunu da gerçekten organize etmesi gereken bambaşka birinin olması gerekiyor.

Ara Güler, “En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı” diyor. Sence iyi bir fotoğraf, iyi bir makine mi iyi bir lens mi veya iyi bir bakış açısı ile mi ortaya konuluyor?

Tabiki önce bakış açısı, her zaman söylediğimiz şey. O yeteneğin, o gözün mutlaka olması gerekiyor. Makine de bunu bütünlüyor. Ama şu var; cep telefonuyla da muazzam fotoğraflar çeken insanlar var. Çok güzel şeyler ortaya çıkartıyorlar. Fakat çok farklı bir şey çalışmak istiyorsanız tabiki de objektifinizin, makinenizin olması gerekiyor. Dışarıda, seyahat halindeyken gördüğünü çekmeyi istiyorsan bunun için ultra şeylere ihtiyacın olmuyor.

Fotoğraf sanatçısı Serdar Akyay, geçimini fotoğrafçılıktan sağlayanların profesyonel olduğunu, fotoğrafın sanat yönüyle uğraşanların ve bilgilerini paylaşanların amatör olduğunu söylüyor. Fotoğrafçılığı da amatör bir ruhla yürütmeyi tercih ettiğini ifade ediyor. Sen bu konuda ne düşünüyorsun? Profesyonel veya amatör ruh… Hangi cephedesin?

Amatör cephesindeyim, her zaman da amatör kalmak istiyorum. Çünkü bu sanatla uğraşan her insan için geçerli. Hiçbir zaman “Ben oldum, ben muhteşem bir fotoğrafçıyım, ben çok iyi bir fotoğraf sanatçısıyım” gibi cümleler kullanmam, kuramam da! İnsan, her zaman geliştiriyor kendini ve geliştirmek zorunda. Bence her noktada her zaman eksik kalıyoruz.

Özel hayatınla ilgili son yaşadığın olay, sosyal ağlar üzerinden gerçekleştiği için aslında bir anlamda herkesin gözü önünde yaşandı. Söz konusu paylaşımları sildin ve sen üzerine hiçir şey söylemedin. Facebook’ta yazmadığın ama ‘bununla ilgili şunu mutlaka söyslemeliyim’ diyeceğin bir şey var mı?

Bu olay çok karışık bir durumda. Bazı şeyler netleşmediği için de herhangi bir açıklama yapamıyorum. Bir şeylerin oluşması gerekiyor. Bu konuyla ilgili herhalde çok açıklama yapamayacağım. Bu, zaten bu şekilde gidecektir. Ama ‘sanatçıların hayatı hep sansasyonel olur, yapacak bir şey yok’ geyiğine vuruyorum.

Yaşanma şekli itibarıyla da olay, Aydın için bir ilkti. Kötü bir şey ama çok ilginç bir durumdu.

Tabi aynen aynen. Açıkçası bu tip kaynakların hem ne kadar verimli kullanılabildiğini hem de aynı zamanda nasıl bir silah olduğunu göstermiş oluyor.

Aylin Mersinlioğlu ve kızı Elizya

Aylin Mersinlioğlu ve kızı Elizya

Şu anki hayatını tek bir fotoğraf karesiyle anlatacak olsan o fotoğrafın içerisinde bizlere neleri gösterirdin?

O fotoğrafın içinde tabi ki kızımla ben olurdum. Ben hep şey karesini sevmişimdir; deniz.. Deniz benim için çok önemli. Elizya’nın adı da zaten ‘denizkızı’ndan geliyor. Mesela kızımla birlike bir deniz kenarında oturup arkamız dönük denize bakarken böyle engin bir mavi, gökyüzü denizle birleşmiş. Öyle bir kare olurdu herhalde. Evet böyle olurdu, sadece ikimiz olurduk.

Huzur var mı o karede?

Huzur var o karede.

Aylin Çelik markasının üzerine Aylin Mersinlioğlu’nu oturtmak kolay olacak mı?

Olacak. Çünkü ben Aylin Çelik olarak doğmadım, Aylin Çelik olarak da ölmek zorunda değilim. Aylin Çelik bir markaydı. İsim soyisim, böyle Aylin Çelik diye güzel duruyordu. İnsanların aslında Aylin Çelik olarak değil de orada pembe bir logo gördüklerinde de hoşuna gidiyordu. Orada kimse Aylin Çelik yazıyor mu yazmıyor mu bakmıyor. Pembe logoyu gördüğü anda ‘evet bu Aylin Çelik’in fotoğrafı’ diyorlar. Ben oraya başka bir pembe imza uydururum, hiç sıkıntı yok. Aylin Çelik olmak zorunda değil.

O imzayı Aylin Mersinlioğlu’na uyarlarım diyorsun, öyle mi?

Tabiki de. Atıyorum bambaşka bir isim de olabilir; sadece ‘Aylin’ yazıyor da olabilir. O yüzden isimlere ve etiketlere çok takılmıyorum. Fotoğrafı gördüğünüz anda zaten imza bile olmasa Aydın içerisinde ‘Bu Aylin’in karesidir’ diyebilecek çok insan var; artık pek çok fotoğrafa alıştılar.

Çok Mağdur Edildim!

Dil alışkanlığından dolayı da olsa Aylin Çelik ifadesi artık seni rahatsız ediyor mu?

Rahatsız etmiyor. Sonuçta Aylin Çelik benim de çok alıştığım bir isimdi. O artık benden kopmuş bir şeydi. Dediğim gibi bir marka halindeydi. Başka bir isimle devam edilir; benim için sıkıntı olmaz.

Son dönemde yaşanan olaylardan ötürü çok haksız durumdayım; çok mağdur edildim. Ama kendimi tabiki de ifade edebileceğim bir platform oluşmadı. Dolayısıyla da hep bu noktada sessizliğimi korumak zorunda kaldım. İnsanlar da çok muallakta kaldılar ya da beni birtakım konularla ilgili suçladılar. Herkesin kafasında soru işaretleri oluştu. Gerçi ben kimseye açıklama yapmak veya kendimi ispatlamak zorunda değilim ama yapı olarak haksızlığa hiç tahammül edemeyen bir insan olduğum için bu noktada eksik kalmış, kendimi yeterince açıklayamamış, insanların da zihni bulanmış hissediyorum. Ama yapacak bir şey de yok. Bu da böyle unutulup gidecek.

İleride ciddi sıkıntılarla karşılaşmamak istediğin için mi açıklama yapmıyorsun? Çünkü olay zaten senin sayfanda patlak vermedi mi?

Evet öyle. Birtakım sözde özgeçmiş yazılmış, bir şeyler yapılmış.

Peki orada yazılanlar doğru muydu?

Anneannemin beni büyüttüğü tabiki de doğru ama ailemin beni terk ettiği doğru değil. Benim bir otelde resepsiyonist olarak çalıştığım doğrudur. Babamın bütün arkadaşları turizmcidir ve hepsinin otelleri vardır. Babam ‘Hadi git, onların yanında çalış, şununla görüş’ demiştir; ben hiçbir zaman babamın söylediği yere gitmemişimdir. Kendim gidip otelimi buldum, seçtim. Sırf özellikle babamın arkadaşları olmasın, torpil geçmesin, kendi ayaklarımın üzerinde durayım diye. O kısımlar tamamen palavra ve geri kalan her kısım tamamen palavra! Sadece belli noktalar seçilmiş, anneannemin beni büyütmüş olması vs vs böyle bazı noktalar var; onları süslenmiş. Komik, gerçekten çok komik geliyor bana böyle şeyler ama yapacak bir şey yok; olan oldu.

Evren’i Sosyal Ağlarda Takip E+

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın