e-günlük

Üç İsim Üç Hikaye

Hayatımızda seneyi devriyeler devam ederken farkına varamadığımız ancak hayatımızda var olan bazı detaylar karşımıza dikiliverir. Bazen bunun için tokalaşmak amacıyla birine elinizi uzatmak gerekir bazen de nereli olduğunu sormak… Sonrasında, aralanan kapıdan içeri girip tanıklık ettiklerinizi anlatabilme kabiliyeti size kalır.

Önünden birkaç kez geçmeme rağmen girişinde duran yumurta kolilerinden başka hiçbir şeyine dikkat etmediğim o dükkandan ilk kez içeri girdiğimde isminin sonradan Gökhan olduğunu öğrendiğim iş yeri sahibine ‘Karadenizli misiniz?’ diye sordum; gözlerinin maviliğinden dolayı. {Oysa sonradan koyu bir sohbete daldığımızda gözlerinin renginin aslında yeşil olduğunu fark ettim} Sarayköylü olduğunu söyleyince ‘O halde yarı Aydınlı sayılırsınız’ dedim. {Ben de niye sürekli Aydın’dan bağlamaya çalışırsam hemşehrilikleri anlamam; halbuki rahmetli babam Denizlili’dir.} Oysa Gökhan abi, İstanbullu sayılırdı; 40 günlükken geldiği bu şehirde evlenip barklanmış ve halen ekmeğini İstanbul’da kazanmaktaydı. Halasının çocuğu olmadığı için onu evlatlık edinmişler ve böylece Anadolu yakasında başlayan İstanbul’daki yaşamı Avrupa yakasına uzanmış. İstanbul’a geldiğimdem beri en çok özlediğim şeylerden biri ‘kesik’i onun dükkanında bulmanın ayrı bir mutluluğunu yaşadım. Buralardakiler ona ‘lor’ veya ‘çökelek’ diyor ama bilmiyorlar ki ‘kesik’ başlı başına ayrı bir şeydir. Benim yalancı pizza tarifimin de baş aktörüdür (;

Ben ‘kesik’ bulmuş olmanın sevinciyle siteye girerken ‘beyefendi site sakini misiniz?’ diye soran güvenlik görevlisinin sesiyle kendime geldim. Ellerim doluydu ve cüzdanı cebimden çıkarıp turnikeye okutmaya üşenmiş ve araç geçişi için açık bırakılan yerden girmeyi tercih etmiştim. ‘Ne siteyim ne de sakinim’ dedim; güldü ama ben daha çok güldüm; ‘dur bir dakika seni tanıyorum’ dedim, güler yüzünün hatırına. İsmail abi, 1,5 ay olmuş bizim sitenin güvenliğinde çalışmaya başlayalı ama sanki 24 saat kapıda o duruyor. Oturduğum sitenin ilk yönetimi devlet memuru kıvamında personele ve gardiyanvari güvenlik görevlilerine sahipti; sonra bir sürü olaylar oldu yönetim gitti başka bir şirket geldi. Hal böyle olunca onlar da işi baştan sıkı tutmak istedi ancak güvenlik görevlisi İsmail abi, daha ilk karşılaşmamızda fark ettiğim güler yüzü ve kibar yaklaşımıyla diğerlerinden sıyrılıyordu. {Genelde bizim burada herkes anadan ‘Bey’ ‘Paşa’ doğmuşçasına güvenlik personeline ‘hır gür’ tavırlar içerisinde. Böyle olunca onlar da savunma mekanizması geliştiriyor bizlere karşı.} Böyle karşılıklı paslaşmalar vesaire derken birinin İsmail abinin halini hatırını sorması, sonra ona börek ikram etmesi gerekiyordu.

Saat 18’e doğru ‘abi müsaitsen gelebilirsin’ diye mesaj gelince birkaç dakika içinde Fatih’in berber koltuğunda aldım soluğu. {Berber koltuğuna oturunca benim hep uyuyasım gelir.} Birkaç kez tıraş olmama rağmen nereli olduğunu ilk defa sormuş olmalıyım ki Fatih’in ‘Aydınlıyım’ cevabını duyunca çok şaşırdım. Burnumun dibinde aylardır hemşehrim duruyormuş ama haberim yokmuş. Bozdoğanlı’ydı Fatih ve Nazilli’de çalışmaya başlayıp dümeni Bodrum’a kırmıştı.  Sonrasında da İstanbul… 5 yıldır ekmeğini kazanmaya çalıştığı İstanbul’da bugün binlerce kişinin yaşadığı devasa bir sitenin tek berber dükkanın sahibiydi. 

Büyük bir hikâye için birinin hayatına ufak bir dokunuş yeter. İnsanlar arasında var olan gizli bağları gün yüzüne çıkarmak için de ufak bir adım kâfi. Birbirinden habersiz hayatların akla gelmedik yerlerden ortak bağlantıları bazen bizi hayrete düşürebilirken aslında herkesin kendi hayatının başrolünü oynadığını da görebiliyoruz. Bazen tüm bunlar için siz seçilmiş kişi olabiliyor bazen de sizin seçtiğiniz kişiler seyre daldığınız bir başrol oyuncusuna dönüşebiliyor. 

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla bir hayalkur 07 Ocak 2014 at 10:36

    Senin bu dost canlısı, insanları seven, değer veren yönünü sevmiş, taktir etmişimdir hep Evren:)Selamsız sabahsız bu toplumda sen, aranan özlenen insan tipisin:) Her gittiğin yerde illaki buluyorsun güzel insanlar ve sıcak dost sohbetlere imza atıyorsun… Hal böyle olunca, sen insan kıymeti bilip, makam mevkiye bakmadan insana hak ettiği değeri verince de seni heyecanlandırıp sevindirecek yönleri de çıkıyor. Aydın’la mutlaka bir bağ kuruluyor çevrende hep:)

  • Bir Cevap Yazın