Monthly Archives

Temmuz 2013

e-günlük

e-vren günlüğü 9. Yıl!

e-vren günlüğü 9. yıl

*9. Yıl Makalesi: Yasemin Şentürk; İngilizce Öğretmeni; Eskişehir

e-vren günlüğü sıradan bir tabirle, basitçe şöyle ifade edilebilir; İnternet camiasında dolaşırken herhangi bir şekilde karşımıza çıkabilecek, herhangi bir aramada rastlayabileceğimiz, herhangi bir yerdir.

Oysa ki e-vren günlüğü’nün kapısı aralandığında, iç dünyasına adım atıldığında çok garip bir huzurla içeriye nazikçe davet edilirsiniz. Sitenin sahibi var mıdır, yok mudur ilk etapta belli olmaz. Çünkü burası gerçek olamayacak kadar gerçektir. Zira burası herkese aittir.

İçeriye bir adım daha atıldığında, zihinleri dağıtacak, allak bullak edecek ne bir renk cümbüşüne, ne kulaklarınızı sağır edecek gürültüye ne de sizi ısrarla okumaya davet eden bir şeye rastlanır. Çünkü burada zamanın efendisi sizsinizdir. Dilediğiniz zaman, dilediğiniz yerden başlayabilirsiniz.

İkinci adımda, orasıyla ilgili ilk intibanız netleşmeye başlar ve anlarsınız ki buranın sahibi, sokakta rastlayabileceğiniz pek çok kişiden çok daha sahicidir. İsmiyle, cismiyle ve anlattıklarıyla öylece oradadır. Bu durum, üçüncü ve dördüncü adım için insana güven telkin eder ve artık oranın bir parçası olmayı çok arzu edersiniz. Bu yüzden de okumaya başlarsınız.

Okudukça, kendinizi bir boy aynasının önünde bulursunuz. Çünkü burada yazılanlar “insan” denilen varlığın tüm nitelikleriyle yazılmıştır. Cümlelerdeki nezaketi, anlatımdaki üslubu gördükçe, aynadaki kusurlarınız da yavaş yavaş belirmeye başlar. Bu sanal dünyanın birçok yerinde isimlerimiz bir “nick” arkasında hapisken, e-vren günlüğü özgürlüğünün tadını çıkarmaktadır. Evren kardeşime gıpta etmeye ilk buradan başlanır.

Sonra sağınıza solunuza bakmaya başlarsınız ve bu yerleşkenin özelliğini, güzelliğini, samimiyetini gören diğer insanların da varlığının farkına varırsınız. Çayını alan, kahvesini hazırlayan soluğu burada almaya başlar, dahası Evren’in ta kendisi öylece oradadır. Onun dostları sizin de dostlarınız olmaya başlar.

Kapısı bir dergah kapısı gibi herkese açık olan bu yerde artık siz de varlığınızdan haberler vermeye başlarsınız. Yazdıklarına yorum yaparak veya bizzat kendisine ulaşarak bu gerçek dünyaya katkıda bulunmaya başlarsınız. İşte bu noktada bambaşka bir güzelliğe, uzun zaman sonra yeniden rastlarsınız. Bunun adı Vefa’dır. Evren, kendi evrenine katkıda bulunan, onun dünyasını anlayan kişileri yüreğine hapseder ve o güzel kalbinin, en güzel yerinde olmanın keyfini size hissettirir.

İşte bundandır ki e-vren günlüğü sıradan bir tabirle, basit bir ifadeyle anlatılacak bir yer değildir. e-vren günlüğü “Evren kardeşime” yakın olabileceğiniz her yer gibi bir yerdir.

Son olarak , 27 Temmuz hem e-vren günlüğü’nün hem de benim doğum günümüz. Bu sekiz yıllık platformun en az benim yaşım kadar varlığını sürdürmesini yürekten diliyorum… İyi ki varsın Evren’im.

 facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

Sosyal Medya

Sosyal Medyada Tahammülümüz Yok!

Blog Yazarı Mümin Erakbaş ] blog.erakbas.com

Sosyal ağları kullanma konusunda eğitimsiz olduğumuz ve bilinçsiz davrandığımız konusunda düşüncem değişmeden devam ediyor. Blog yazarı Mümin Erakbaş da Sosyal medya kullanıcılarının tahammülsüzlüğü üzerine yazdığı yazısında sosyal medyayı kullanma biçimimiz ve ona bakış açımız konusuna daha farklı bir yönden yaklaşmış.

Yazısına ne kadar inkar edersek edelim aslında hepimiz sosyal medyayı ‘bir şekilde’ kullandığımız gerçeğinin altını çizerek başlıyor Mümin Erakbaş. Ona göre Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda hesabımızın Devamını Okuyun

e-günlük

İstanbul’da İlk Ramazan

İstanbul'da Ramazan

‘Erken yazılmış geç teslim edilmiş yazılar var. Oysa ne çok, geç yazılan erken söylenen yazılar…’

İstanbul’da Ramazan… Bu kutsal şehirde on bir ayın Sultan’ını karşılıyor olmak büyük bir mutluluk, ne kadar şükretsem az.

Her yıl bitişiyle hüzünlendiğim Ramazan tüm ihtişamıyla yine yer yüzünde. İftardan teravih namazına her ayrıntısı kıymetli ve güzel elbet ama ben niyeyse çocukluğumdan beri en çok sahurları severim.

Aydın’dayken genelde sahura kadar oturur, sofrayı hazırlar bizimkileri uyandırır ‘sahur benden iftar sizden’ derdim. Sahurda uyku sersemliğini, bir bardak su içip hemen yatağa gömülmeyi sevmiyorum. Çok ayrı bir sıcaklığı, manevi havası var sahurun ve hep canlı, kalabalık olsun istiyorum.

Şu an 2013 Ramazan’ın ilk sahuru, ilk günü. İstanbul’da Ramazan’ın bir kısmını yaşamayı hep arzu ederdim. Bir gün bu şehr’İstanbul’da yaşayacağım aklıma gelmezdi. Tıpkı Ramazan’ı İstanbul’da karşılayacağımı hayal etmediğim gibi.

Bir sonrakine kadar herkese Hayırlı Ramazanlar diliyorum.

 facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

Sosyal Medya

Anlatamamak Kadar Anlatabilmenin Sıkıntısı

mserdark.com yazarı; internet ekipler amiri M. Serdar Kuzuloğlu

Serdar Kuzuloğlu, kişisel blogundaki 4 Temmuz tarihli Kendini Anlatabilme Sıkıntısı başlıklı yazısında kişisel blogunda en az bahsettiği şeyin kendisi olduğunu fark ettiğini yazıyor.

Kuzuloğlu, sosyal ağların neredeyse hemen hepsinde var ve paylaşımlarda bulunuyor. Ancak, bunların içinde 140 karaktere kısıtlı bir ortama öncelik vermek, aşırı anlam yüklemek kendisine mantıklı gelmediği için en az Twitter’ı önemsediğine de vurgu yapıyor. Oysa en kıymet verdiği ve hakkında en çok bilginin yer aldığı yerin blogu olmasına rağmen takipçilerinin Twitter paylaşımlarını temel aldığından yakınıyor. {Yakındığına dair açıkça bir ifadesi yok ama ben böyle bir anlam çıkardım.}

Çoğu insan çoğunlukla kendini anlatamama sıkıntısı çekerken bazı insanlar da Kuzuloğlu’nun yazısının başlığındaki gibi “kendini anlatabilme sıkıntısı” çekebiliyor. Bu da belki çok dolu, çok donanımlı, çok entelektüel bir üsluba sahip olmak ya da Twitter’dan Facebook’a hemen her sosyal platformda çokça paylaşımda bulunuyor olmaktan kaynaklanıyor olabilir.

Bazen ben de kendimi anlatabilmekten dolayı – aslında – anlatamama / anlaşılamama sıkıntısı yaşayabiliyorum. Tam da bu noktada itiraf etmem gerekirse blogdaki veya sosyal ağlardaki paylaşımlarımın bazen anlaşılmadığını düşünüyorum.

Kuzuloğlu, kişisel blogunda en az kendisini anlattığını söylüyor, bu durum benim blogum için tam tersi. Fakat internetteki platformlar arasında blogumun benimle ilgili konularda merkez olması konusunda Kuzuloğlu’yla hemfikirim.

Facebook, Twitter, Instagram gibi sosyal ağların bana ait olmadığının; kısıtlamalarının olduğunun, hesabımın tüm paylaşımlarımla birlikte sürpriz bir şekilde silinme riski olduğunun farkındayım. Sosyal ağlar karşısında bloglar popülerliğini yitirmiş hatta çoğu atıl duruma gelmiş olsa da benim için her zaman asl’olan blogum olacaktır.

Çünkü e-vren günlüğü tamamıyla bana ait ve burada kendimi daha özgür hissediyorum.

 facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük, e-vreniyyat

Elbet Bir Yolu Yordamı Vardır İstanbul Olabilmenin

İstanbul’daki 280. Gece

Çoğu arkadaşım banasenin yerin İstanbul derdi ama ben İzmir’den başka yere dönüp bakmazdım. İstanbul’a geldiğim ilk günler, durup durup yahu ben televizyonda seyrettiğim İstanbul’da mıyım gerçekten dediğim çok oldu.

Yürüyen bir merdiven gibi İstanbul, adımınızı attığınız gibi sizi alıp götürüyor. İstanbul alıp götürüyor ama ya “çıkarıyor” ya da “indiriyor.”

İlk zamanlar sakin bir şehir olan Aydın’dan gelmiş olmanın tedirginliği içinde Devamını Okuyun

e-günlük, Röportaj / Söyleşi

Bir Gezi Parkı Eylemcisinin Portresi: Anne Merak Etme!

Gezi Parkı Eylemleri ikinci ayına girmek üzere. Sokaklardaki gösteriler devam ederken televizyon ekranlarında tartışma programları, gazetelerdeki köşe yazıları hâlâ Gezi Parkı eylemleri merkezli. Söz konusu eylemlerin Türkiye’nin bugününü ve yarınını şekillendirdiği / şekillendireceği gayet açık.

Başbakan Erdoğan ve diğer siyasilerin Gezi Parkı Eylemleriyle ilgili sözlerini yazılı ve görsel basında fazlasıyla görmek mümkün. Öyle ki televizyondaki tartışma programlarında hep aynı amcalar – teyzeler; peki niçin hiçbirinde Gezi eylemcilerinden birileri yok? Onları çoğunlukla objektiflere yansıyan duvar yazılarında, pankartlarda, sokaklardaki toplu gösterilerde ve sosyal medyada görebiliyoruz.

Dicle Naz Naki. Gezi Parkı eylemlerinde 17 gece yer almış 22 yaşında bir psikoloji öğrencisi. “Objektifimden Gezi Parkı Eylemleri” başlığıyla yayımladığım fotoğraflardan birinde kendisini görerek “resimdeki bayan benim” dediği gün onlarca soruyla muhatap olmak durumunda kaldı. Kendisine yönelttiğim soruları yanıtlamaktan çekinmedi; son derece samimi cevaplar verdi.

Taksim Gezi Parkı #1

Dicle Naz Naki; Taksim Gezi Parkı; Evren Soyuçok © 2013

Dicle Naz, lütfen önce kısaca kendini tanıtır ve Gezi Parkı eylemlerine nasıl dahil olduğunu anlatır mısın?

Ben 21 yaşında Psikoloji bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Gezi parkı eylemlerine katılma durumum, internetten polis şiddetine dair resimleri gördükten sonra bir anda Devamını Okuyun