Monthly Archives

Ocak 2013

e-günlük, e-vreniyyat

Birand’a Veda!

M. Ali Birand (1941 – 2013)

Ölümü çok yakınından yaşamış biri olmama rağmen ölümler hâlâ şaşırtıcı ve sarsıcı benim için. Evimizde olmayan ama adeta bizimle yaşayan, yaşça bizden çok büyük olmasına rağmen bizden daha enerji ve hayat dolu olan Birand’ın bir anda ‘yok’ olması insanı ister istemez yaşamı ve ölümü sorgulamaya yöneltiyor. O kadar gerçek ama bir o kadar da yalan olmak… Ölüm şüphesiz bir yok oluş değil, hakîki bir kavuşma.

Bazen hayat duruyor, haber duruyor. Tıpkı Birand’ın vefatının yaşandığı akşam Kanal D ekranlarında olduğu gibi ‘iddia edildiğinin aksine’ şov devam etmiyor! Her ölüm ölen kişiye masumiyet katar, her ölüm çok insanîdir. Ama yok oluş zannettiğimiz ‘var oluş’, çok ilâhî’dir!

Ölüm her kul için Rabbine ‘Bir And’ değil midir zaten? O halde Güle Güle Birand!

 

e-günlük

2012’den Kalanlar

Yaşanıp tüketilen ömrün her gününe kaçımız tanıklık edebiliyoruz? Arkamıza dönüp baktığımızda 365 günü – bizzat kendimiz yaşadığımız halde- kaçımız tamamen hatırlayabiliyoruz? Objektifimle sadece kendi hayatıma değil başkalarının da hayatına tanıklık ettim 2012’de. Geçen yıl olduğu gibi bu yıl da e-vren dünyası’nın renkli kahramanlarının unutulmaz karelerinin hikayelerini anlatıyorum.

2012’den Kalanlar albümünde her ay için seçtiğim kareyi aşağıda, her bir fotoğrafın hikayesini de {ŞURADA} paylaştım.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-vreniyyat

kış’yorgunu

kış Yorgunu

kış yorgunu yüreğim; sonbahardan kalma kırgınlıkla. yaz yorgunu bedenim, ilkbahardan kalma hayal kırıklıklarıyla.

beni neden sevdiğini ben anlayamam; seni neden sevdiğimi sen duyamazsın. sen gönlünden seversin sevdiğinde; ben yüreğimden konuşurum âşık olduğumda. belki bundan; ben hep kış yorgunu…

ne denli yetim olduğumu anlayabilseydin, bu denli öksüz ko’mazdın bu aşkı! işte bu yüzden aşk bazen bir yetim bir öksüz. Bu adı belirsiz öyle bir aşk ki iki yetim bir öksüz.

bazen aşk, günlük şarkılar gibi… fark etmeden sözlerini öğrendiğim ama aslında hiç sevmediğim şarkılar gibi. kimi zaman aşk, bir güzel sesten en güzel şiir gibi. şimdi bana duyurduğun ses, evreni sarsan bir müjde gibi; sanki sevginin dili; adeta mevlâna’nın sözleri; hatta şems’in gidişi gibi!

Not: Bu yazının yazılış hikayesini merak edenler için {şurada} açıklama var.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

sosyal ağlar

2012 Sosyal Medya İletileri

Sükûn’et; huzur bul. {30 Aralık}

– {mutluyıllar} Şu hayatta 3 şeyin eksikliğini çekiyorum: Aşk, Canon 5D Mark ii, Noel ağacı :D {28 Aralık}

Aşk bazen bir yetim bir öksüz. Bu adı belirsiz öyle bir aşk ki iki yetim bir öksüz. {27 Aralık}

– Kendini dünyanın merkezi zannedenleri Allah’a havale ediyorum. Kendini evrenin merkezi zannedenlerin icabına da ben bakıyorum. {23 Aralık}

– {ben} Bir kez daha anladım ki ben kesinlikle âşık olmamalıyım, hasta olmamalıyım… üçüncüyü henüz belirleyemedim :/ {18 Aralık}

– Şu an durdum, durduğum yerde adı konulmamış bir aşk yaşadım. Aydın’la İzmir’i bir araya getiren İstanbul ağlıyor şimdi. {16 Aralık}

– Ben Umutsuz Ev Kadınları’nı seyreden umutlu bir erkeğim. Mesela Yasemin’den yana çok umutluyum ;) {13 Aralık}

 Aşk, çoğu zaman itirafı gerektirir; kimi zamansa inkârı! {6 Aralık}

– İşaretlediğin tek bir satır yoksa geçtiğin sayfalarda, kitap okuyorum deme. Tramvayda – metroda okuyorak da o kitaba haksızlık etme {2 Aralık}

– Yürümeyen merdivenler bomboş dururken yürüyen merdiven için sıraya girilen bir metropolde yaşıyorum :/Yürümeyen merdivenler bomboş dururken yürüyen merdiven için sıraya girilen bir metropolde yaşıyorum :/ {29 Kasım}

– Bu kadar sıra dışılığın ve tezatlığın bir arada olduğu İstanbul’da insanların bazı şeylere hâlâ şaşırıyor olmasına şaşırıyorum. {29 Kasım}

– Fındık kadar aklımla ceviz kadar dünyamda incir çekirdeğini doldurmayacak şeyleri kendime dert ederim. {27 Kasım}

 Yalnızlığım kadar kalabalık bu şehir. {26 Kasım}

– KPSS atamasıyla öğretmen olunmaz; öğretmenlik bir karakterdir! {24 Kasım}

– Çektin mi 3-5 tane birden değil 1 tane gelen ıslak mendil üretin gözünüzü seveyim. Tuvalet kağıdında bile uzay teknolojisindeyiz mübarek ;) {19 Kasım}

 {ben} Meğer o aşk’ın kahramanının hayatında en çok âşık olduğu adam olmuşum. {18 Kasım}

Destansı aşklar yaşadım, şiir tadında Cuma’larda. {15 Kasım}

– Ben ofisteyken savaş mı çıktı yoksa ben işten erken mi çıktım; niye boş bu vagonlar, neredesiniz yoldaşlarım ;) {15 Kasım}

– Bunun adı aşk değilse eğer kesinlikle tadelle ;) {8 Kasım}

– Bu şehir bazen çok yalnız bazen çok İstanbul! {6 Kasım}

– 8. Gün: Sizi İstanbul’a hapsetmişler; metrolara, tramvaylara. Daha iyi anlıyorum İzmir neden daha medenidir, niçin inci’dir. {4 Ekim}

– İstanbul’da bir evren var! {1 Ekim}

– Semih derdi ki insanlara “anlam yükleme, onları homojen bırak.” Ben, anlamadığım İstanbul’a anlam yükleyeceğim. {29 Eylül}