cerem cem aslan
e-günlük

Metroya Tekerliği Köküne Kadar Sokan O Mühendis!

Cerem Cem ASLAN / İzmir

Cerem Cem, İzmir’de yaşayan genç bir yazılım mühendisi. Aynı zamanda bir bisiklet sevdalısı olan Cerem Cem’den ve eyleminden facebook’ta paylaşılan {söz konusu olay Üçyol – Evka-3 hattındaki metroda yaşanıyor.} Metro Yolcuları Tekerlekten Korkuyor mu? videosuyla haberdar oldum. İzmir’deki metroya bisikletiyle girebilme konusunda oldukça kararlı olan Cerem Cem’in bu eylemiyle ilgili youtube’da yer alan diğer videolarını da seyrettikten sonra kendisine ulaştım ve “İşin aslı nedir genç adam? Derdin ne, amacın ne?” diye sordum ;) O da beni kırmadı ve derdini uzun uzadıya anlattı:

Fikir harika, eylem muhteşem de bu videoda tekerleği çıkartıp gösterdiğinde metrodaki yolcular sana ters bir tepkide bulunsaydı halin nice olurdu; bunu da hesaba katmış mıydın?

Olay daha da ilginç olurdu. Her ihtimali hesaba kattığımı düşünüyorum. En baştan alalım: Ben ortaya çıkasıya kadar tüm yolcular aşağı yukarı 10 dakikadır o gizlenmiş tekerle birlikte yolculuk yapmaktaydılar. Kimse rahatsızlık belirtmedi. Ben elimdeki poşetle ortaya çıktığımda “evet, güvenliğimiz tehdit ediliyor” diyemezlerdi. Sorduğumda birileri rahatsız olduğunu ya da tehdit hissettiğini söyleseydi sebebini sorardım ve çok eminim ki tekerlekle ilgili bir şey söyleyen çıkmazdı, çünkü elimdekinin tekerlek olduğunu bilmiyorlardı. Ben de zaten o kişileri baştan deney dışı bırakırdım, çünkü deneyde tekerlekle ilgili rahatsızlığı tespit etmeye çalışıyordum. Tekerleği poşetten çıkarttığımda biri çıkıp “Ben rahatsız oluyorum” deseydi nedenini sorardım. Mantıklı bir açıklama yapabilirse teşekkür eder, yerime oturur ve deneyi şöyle yorumlardım: “Deneyin sonucunda metro yolcularının, rahatsız olacakları ya da tehdit olarak görecekleri herhangi bir şeyi çöp poşetine sardığınızda fark dahi etmediklerini tespit ettik. Dolayısıyla her türlü roketatar, ağır makineli silah ve benzerlerini çöp poşetine sararak yolcuların rahatlık ve huzurunu bozmadan yolculuk yapabilirsiniz.”

Teker Aslında Kökün Başlangıcı!

“Tekerleği Köküne kadar soktum?” diyorsun, olayı da patlatıyorsun; gerçekten komik ama önemli olan tekerliği değil de bisikleti metroya sokabilmek değil mi? Sanırım bu henüz mümkün olmadı.

Böyle yöneticilerin olduğu bir işletmeye daha neleri köküne kadar sokmak önemli, saymakla bitiremem. Tabi bu işin hikayesini bilmeyenler teker meselesini garipsiyor. Hikaye özetle şöyle: Yakın zamanlardan birinde bisikletimi alıp metroya gittim. Güvenlik görevlisi bir kaleci edasıyla önüme atlayıp “gi-ğe-mes-sin” dedi. “Metroya bisiklet alınması yasaktır” diye bir kural olduğunu söyledi. “Peki” deyip efendi gibi ön tekeri söktüm. “Bu bisiklet mi?” dedim. “Hayır” dedi, soktum. Arka tekeri söktüm. “Bu bisiklet mi?” dedim, “Hayır” dedi, soktum. Kadroyu gösterdim, “Bu bisiklet mi?” dedim, “Hayır” dedi, soktum. Sonuçta böyle böyle koydukları anlamsız kuralı gözlerine sokmayı amaçlıyordum. Sanırım gözlerine yeteri derecede sokmuşum ki yöneticiler kendileriyle dalga geçtiğimi anlamışlar, daha net bir önlem almışlar. Bu videoları çekmeye başlamadan önceki son seferde tekeri de sokturmadılar. İşte kayış orada koptu. Yani teker aslında bir nevi “kökün başlangıcı”dır diyebiliriz.

İzmir Metro A.Ş. Yöneticileri Şımarık Çocuk Gibi!

Videodan sonra ne tür geri bildirimler aldın? metrodan sana ulaşanlar oldu mu?

İnsanlar o gün elimde tekeri gördüklerinde televizyondan takip ettiklerini ve özellikle medeni şehir diye anılan İzmir’e böyle bir ayıbı hiç yakıştıramadıklarını, metrocuların bu inatlarından kısa zamanda vazgeçmelerini umduklarını söylüyorlar. Hatta farkettiyseniz videoda görünen abla “İnşallah başarırsınız, destekliyoruz” diyor. İnsanlar böyle bir saçmalığın İzmir’de yaşanıyor olmasını şaşkınlık ve öfkeyle karşılıyorlar. Bazıları “yoğun saatlerde bisiklet taşınamaz, gerçekten haklılar” diyerek metrocuların doğru bir kısıtlama getirdiğini söylüyor ancak “metrocular yoğun saatlerde insan da taşıyamıyor” dediğimizde hak veriyor. Çoğu insan metronun yoğun olmamasını sağlamanın metrocuların sorumluluğu olduğunun farkında. Metro A.Ş. yönetimi ve çalışanları ise çok çeşitli şekillerde geri bildirimde bulundular. Yöneticiler kapaklardan acayip rahatsız olmuşlar. Gönderdiğim e-postaların çıktılarını alıp sabah akşam okuyorlarmış. “Ayıp olmuyor mu, koskoca Metro A.Ş.’ye kapak falan gönderiyorsunuz” dediler; “Normal dilekçeyi işleme almadınız, biz de kapaklı dilekçeyle başvurduk” dedim, baktım nefes alışverişleri hızlandı. Çalışanlarla aramızda bir problem yok, sabahları selamlaşıyoruz, arada muhabbet ediyoruz. Yönetici kesimle denk geldikçe gayet belirgin kıvılcımlar çıkarıyoruz. Anladığım kadarıyla Metro A.Ş. yöneticileri “tren benim, ister oynatırım ister oynatmam” diyen şımarık çocuk gibi davranmaya devam ediyorlar. Bırakın uzlaşmacı bir tavır izlemeyi, diğer arkadaşlarımızın standart üslubu izleyerek gönderdikleri dilekçelere ve toplantı taleplerine cevap bile vermiyorlar.

“Tekerim Metroya Girsin!” eyleminin ilkinde bir kişi katlanır bisikletini, bisikletin kılıfı içerisinde sokmaya çalışıyor. Metroya o bile sokulmuyor. Durum bu kadar vahim mi yani?

Durum çok fena. Katlanır bisikletini, bisikletin taşıma çantasında sokmak isteyen kişi Enes, benim arkadaşım. Güvenlik görevlileri çantasının içindeki katlanır bisikleti de sokmayınca Enes bisikleti kılıfından çıkarıyor ve basın mensuplarına göstererek durumu izah ediyor. Eylemden birkaç saat sonra Enes bir sonraki metro istasyonuna bisikletini çanta içerisinde sokuyor. Hiçbir güvenlik “bu ne?” bile demiyor. Hatta Enes hızını alamıyor, bir diğer istasyonda bisikleti çanta kılıfından da çıkarıyor, sadece katlı halde sokuyor. Yine kimse sesini çıkarmıyor. Bu da yine kapak koleksiyonumuza eklediğimiz bir durumdur. Yani buradan anlaşılan şu ki, Metro A.Ş. yönetimi uygulanamaz bir kural koymuş, canı isteyince uyguluyor, canı istemeyince uygulamıyor.

Biz Temel’in Çukur Fıkrasındaki Meclis Üyeleri Değiliz!

İnsanlar havalimanlarından bavullarla metroya biniyor. Sen de o çantanın içinde katlanır bisikletinle metroya binebilirsin. Aslında istediğin tam olarak elinde bisikletle mi metroya girebilmek?

Yapmaya çalıştığım(ız) şey her önüne gelenin koyduğu kuralı kabul ederek gerekirse etrafından dolaşmaya çalışmak değil, akıl dışı kuralları reddetmektir. Biz Temel’in çukur fıkrasındaki meclis üyeleri değiliz. Hani ilk videoda ‘”Bir gün mavi gözlüleri metroya almıyoruz” derseniz’ diyorum ya, işte bunu derken tabiri caizse “mavi gözlüleri de mi metroya bavul içerisinde sokacağız?” sorusunu soruyorum. Fark ettiyseniz olay bisikleti almak almamak meselesi değil. Yani bir yönetici sevgilisinden ayrıldı diye “Sarı saçlı ela gözlü 1.70 boyunda ve güzel gülen, sigara ve alkol kullanmayan kadınlar metroya giremez” diyebilir, öyle mi? Yalnızca az bir kesim saçmalıklara takılıyor diye bu saçmalığı görmezden gelemeyiz. Ha, geliriz, sonra memleket böyle, yavaş yavaş çorbaya döner. Bu mesele net bir şekilde keyfe keder kural koymakla alakalıdır. Tam olarak ırkçılık kokan bir yaklaşım bu… Bir eşyayı akmasına-kokmasına, radyasyonuna, patlayıcılığına ve silah olarak kullanılıp kullanılmayacağına (ki bu bile tartışmalı, bkz. MacGyver), ebatlarına ve ağırlığına göre değerlendirebilirler ama benim o eşyadan istifade etme biçimime göre değerlendirmeleri net olarak ırkçılıktır. Zira ben sorduğumda “bisikleti alamayız, çünkü siz ona biniyorsunuz ve bundan keyif alıyorsunuz” diyorlar (Evet aynen böyle dediler. Şaka sanıyorsunuz, değil mi? Gidin, deneyin, görün.) Sorduğumuz zaman (basının katıldığı eylemde bunu görebilirsiniz) “Trenlerimiz bisiklet taşımaya uygun olmadığı için” ifadesi kullanılıyor. Soruyoruz “Peki trenleriniz tekerlekli sandalye taşımaya uygun mu? Bebek arabası taşımaya uygun mu? Bavul taşımaya uygun mu? Gitar taşımaya uygun mu?” diye; cevap alamıyoruz. Taşıma kurallarını kendileri belirliyorlar, “Neden yasak?” diye sorduğumuz zaman “Çünkü taşıma kurallarına göre uygun değil” şeklinde cevap alıyoruz. Verdikleri cevapların kaynakları için gösterdikleri referans, yine kendileri. Gerçi bizde de hata var. Belli bir zeka gerektiren soru sormamamız lazım ama ne yapalım, konu artık tıkandı. Yeni personel mi alırlar, üniversiteyle işbirliği mi yaparlar, parktaki çocuklara sorup fikir mi edinirler, ne yaparlar; bir çözüm bulunacak elbette. İstediğim şey tam olarak trafikteki sorunlara aranan çözümün yolunu açmaktır. Bence bisiklet bir çözümdür. Hesaplar çok sığ yapılıyor. Nasıl ki bir zamanlar yalnızca ankesörlü telefonlar vardı, sonra cep telefonu çıkınca herkesin cep telefonu oldu; bu da aynı şekilde: Toplu ulaşımı destekliyoruz ve kullanıyoruz ama herkesin özel bir aracı olmalı. Kimsenin vakti bin bir farklı sebepten tıkanan trafiği bekleyecek, otobüsleri bekleyecek, taksi bekleyecek kadar değersiz değil. Herkes bu trafiğe özel otomobilleriyle çıkarsa ne olacağını hepimiz tahmin ediyoruz. Belediye otobüsleri desek, daha ilk durakta tıklım tıklım doluyor. Şehirler arası hayvan taşımacılığı belli yönetmeliklere tabidir ve her hayvan için tahsis edilmiş, hayvanın ferahlığı için belirli bir alan vardır. Halbuki toplu ulaşımın çoğunda böyle bir rahat alan yoktur, kimin hangi uzvu kimin özel alanına geçiyor, belli değildir. Galiba belediye “toplumun kaynaşması” fikrini bayağı yanlış anladı. Biz siviller olarak çözüm üretiyoruz. Mesela katlanır bisiklet buna bir örnektir. Çözümlere katlanacak yönetici de lazımmış, şimdi onu da anladık.

Avrupa metrolarında durum nedir peki; orada da mı bisikletle metroya girmek yasak?

Avrupa’nın çoğu raylı sisteminde bisiklet taşınıyor. İlgilenenler için bununla ilgili trilyon tane fotoğrafa ve videoyu Facebook’taki etkinlik sayfasında derledik. “Önce Avrupalı yapsın, o yapıyorsa bir bildiği vardır, sonra biz de düşünürüz” mantığını bırakmamız gerektiğini düşünüyorum, o ayrı ama o kadar gitmeye de gerek yok, İstanbul’da da raylı sistemde bisiklet taşınıyor. Adamlar onu geçmiş, “ek para ödemeyelim” derdinde.

Polisi çağırabilir miyiz diyorsun ve anons geçiliyor telsizden ama video kesildiği için o kısım yok. Polis gelmedi mi yoksa o kısmı yayımlamadınız mı?

Polis geldi. Asayiş ekibini yönlendirdiler. 20 dakika sonra gelen polis önce beni konulan kurala itiraz etmeden uymam yönünde ikna etmeye çalıştı. Baktılar olmadı, “biz bir şey yapamayız, şikayetçi olacaksanız karakoldan ekip yönlendireceğiz” dedi. “Yönlendirin, bekliyoruz” dedik. Ardından Şerif Ağabey geldi, hep birlikte beklemeye başladık. 40 dakika kadar geçmişti ve artık soğuktan donmuştuk. Ben 155’i aradım, çağırdığımız ekibin nerede kaldığını öğrenmek istediğimi söyledim. İlgilenecek karakolun numarasını verdiler, “kendiniz sorun” dediler. Çınarlı karakolunu aradım, telefona cevap veren kişi “ekip yok kardeşim, ben mi geleyim? ekipler ne zaman gelirse biz de o zaman yönlendiririz” dedi. Bunun üzerine istasyon şefine “Polis de gelmiyor. Biz bize kaldık. Şimdi ne olacak?” dedim. “Bilmiyorum” dedi. “Peki ben girmeye çalışsam kaba kuvvet mi uygulayacaksınız?” dedim, “hayır” dedi. Bunun üzerine köşe kapmacamız başladı. Baktık çok eğlenceli bir görüntü, bir de videoya çekelim dedik, patladı gitti.

Sana bu konuda destek olan ve bisikletle metroya girmeye çabana sarf etmeye devam eden başka arkadaşların da var mı? Yoksa bu protestonda tek başına mısın?

Gönül olarak destek olanların yanında elini taşın altına sokup benzer eylemler gerçekleştirenler var. Bugün Barış aradı, “İzban’ın Cumaovası gişesindeyim. Bisikleti getirdim. Almayacaklarını söylediler. Polis çağırdık. Gelişmelerden haberdar ederim” dedi. 15 dk. sonra aradı, sokmuş. Kapak koleksiyonumuza bir eser daha ekledik. Ekşi Sözlük’te bir yazarın “Gelecek ay İzmir’deyim. Elinde pedalla girmeyeni …” yorumunu okudukça neşeleniyorum. İnsanlar destek oluyor.

Bu eylemini daha ne kadar sürdürmeyi düşünüyorsun?

İlk eylemimi 2010’da sessiz sedasız yapmış ve internete koymuştum. Ara ara yine yaptım. Şimdi de yaptım. Sadece şimdiki daha çok duyuldu. Yani görünen o ki bıkmadan devam edeceğim, edeceğiz. İşlerden güçlerden nadiren fırsat bulabiliyorum. İş yerinden bu işler için izin alıyorum. Gerçi büyük projelere girdiğimizde patron nezarete düşmemi yasaklıyor ama… Kısmet tabi bunlar :)

Cerem Cem, dünyanın en zararsız taşıtıyla teknolojinin en gelişmiş ulaşım araçlarından birine binebilme gayretinde ve hakkını da İzmir’e, İzmirli’ye, insanlığa yaraşır bir şekilde aramaya devam ediyor. Diğer taraftan da düşünmeden edemiyorum acaba Cerem Cem, bu eylemini İstanbul metrosunda gerçekleştirmeye kalksa nasıl bir durum ortaya çıkardı. Her gün İstanbul tramvay ve metrolarındaki insanlarımızı gördükçe Cerem Cem gibiler için çok da ümitvar olamıyorum.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

2 Yorumlar

  • Yanıtla Sedat YANTURALI 19 Aralık 2012 at 00:04

    Sayın okurlar, Sayın Medya sorumluları; ben bu kişinin konuşma şeklini uygun bulmadım. “Tekeri soktum, sonuna kadar soktum” ifadelerini çok çirkin ifadeler. Bir topluluğu ilgilendiren ve sonuçları bu topluluk için bağlayıcı olacak bir eylemde söylemler kontrollü olmalıdır. Umarım seviyesiz ifadeler tüm bisiklet gönüllülerine mal edilmez. Ayrica bu seviyesiz ve çirkin sloganlar içeren eylemi takdir eder bir tavırla ve yine çirkin bir başlıkla – metroya tekeri kökünü kadar sokan O mühendis – yayımlayan bu elektronik medyanın da hatalı mesajlar sunduğunu düşünüyorum. Doç. Dr. Sedat YANTURALI

  • Yanıtla BisikletTutkusu 18 Aralık 2012 at 13:54

    şunu her zaman söylüyorum yasaklar insanları hep germiştir negatif yapmıştır tamam diyin serbest diyin bakalım kaç kişi metroya bisikleti ile binecek hele ki kalabalık saatlerde ben kendimi neden sıkıntıya sokayım ki rahat rahat gitmek varken kaldı ki izmirde çok az adam kaldı yokuş çıkamayan evden çıkıp evine zor ulaşan yıllarca engelledik sayelerinde ve bacak kaslarımız gelişti biz bu isteğimizi gerçekten çok yorulanlar ya da mekanik bir arızayı gideremeyenler için istiyoruz aslında

  • Bir Cevap Yazın