Monthly Archives

Mart 2012

e-vreniyyat

Ben AŞK’tan Yaratıldım!

“Sen siyahı seviyorsun ben beyazı; ben coşkudan hoşlanıyorum sen hüzünden hoşlanıyorsun.” dedin. Ne kadar da zıt olduğumuzu söyledin. Sen koşmayı seviyorsan ben yürümeyi seviyorum; ben fotoğrafı seviyorsam sen resmi seviyorsun. Oysa Sevgili, ben Seni Seviyorum ya, ne önemi var diğerlerinin.

Benim seni sevmemle, senin bütün dünyanı seveceğim diye bir gerçek mi var? Sen Evren’i sevdiysen, tüm kâinat sana hizmet edecek diye bir şart mı var? Her ilkbahar; beraberinde yeni bir aşk’la gelecek diye bir kural mı var? Biz ilkbaharda doğduk diye sonbaharda toprak olacağız diye değişmez bir SO’N mu var?

Ah Sevgili! Ruhumdaki depremleri durdurabilseydim, şu saat yolundaydım. Karşına çıkmaya yüreğim el verseydi; seni bulup geri dönmeye cesaretim hiç olmayacaktı. Benim korkum sana gelmekten değildi; senden dönmekten, kendime dönememekten yanaydı.

Evren, 3 harflik bir Aşk’tan yaratıldı, Aşk’tan ibaretti; 14 harflik sen ile 8 harflik şehirde alfabenin bütün aşklarını yaşamayı diledi.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük, e-vreniyyat

Mutluluk Kalsın, Ben Huzur’u Alayım

Geçen hafta Ebruların Sultanı ile bir akşam yemeğinde birlikteydik. O gün her ne kadar doğum günü de olsa son anda ayarlanan buluşmamızın bununla hiç ilgisi yoktu. Zaten ben onun doğum günü olduğunu aklımın ucundan bile geçirmemiştim.

Daha mühim bir mesele vardı. 2 yıllık bir ilişkinin ardından döktüğü göz yaşı. Kendisini bir anda yüz üstü bırakıp, alelacele bir başkasıyla evlenen bir sevgilinin yasını tuttuğu için ona çok kızmıştım. Babasını ve ablasını aynı trafik kazasında kaybeden, ölüm acısının üstüne mahkemelerle, tazminatlarla, hacizlerle ve hatta aile bireylerinin her birinin sorunlarıyla boğuşan ama eninde sonunda hepsinin üstesinden gelen biri, nasıl oluyordu da onu yüz üstü bırakıp giden bir insanla yerle yeksan olabiliyordu?

En büyük acıları yaşayıp hayata yeniden tutunmasını sağlayan İlahi varlığa adeta sırtını dönüp “ölmeyi” dilediğinde, onun çektiği bu acıya saygı duymadığımı dile getirmiştim. Birilerinin onu kendisine getirmesi gerekiyordu, o zehir benim dilimden dökülmüştü. Bir daha görüşmemiştik; ta ki o akşam yemeğine kadar…

O gün huzurluydu, ruhundaki sular durulmuştu. İçinde ufacık da olsa nefret zerreleri kalmıştı belki ama biz yine de kendimize ait Huzur’dan bahsettik. Sen beni mutlu edebilirsin, ben seni mutlu edebilirim ama Huzur bambaşka bir şey. O, ilahi bir duygu. İnsan ateşin içindeyken bile Allah isterse huzurlu olabilirdi. En sevdiğim şeyi bana verip beni bir anlığına mutlu etmek çok kolay. Peki ya gönlümdeki huzuru nasıl sağlayabileceksin? Onun anahtarı bence sadece Allah’ta; kalbimize huzuru sadece o koyabiliyor.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-vreniyyat

Yalan Söylüyorum; Sana Ağlıyorum

Ben aslında yürümeye yeni başlayan bir çocuk gibiyim. Geçmiş yıllar, geçmişte kaldıysa ve alacağım nefes sayısını bilemiyorsam… kaç yaşında olduğumun ne önemi var ki?

Bir enkaza dönüştürülüp ardından kendini “kendinin” inşa etmeye çalışması ne zormuş. Zor’dan kastım, çektiğim ıstırap. Unutamadığım ve utandığım acılarım var, yaralarımı kanatmaya devam eden.

Babam ve Oğlum’u seyrederken ağladıysam kendime ağladım. Haberlerde enkazın üzerine kapanan çocuğu seyrederken yemek sofrasında döktüğüm göz yaşlarını da kendim için döktüm. Yazdığım her yazıyı kendime yazdım, çektiğim her fotoğrafı kendime çektim.

Bir gün sen orada olmayacaksın. Değiştireceksin gezindiğin sayfaları, kapatacaksın bilgisayarını, yumacaksın gözlerini. Saklayamadım çocukluk oyuncaklarımın hiçbirini belki ama okuduğun bütün bu yazıları dökeceğim kağıtlara.

Bu kez bir sözlüğün satır aralarında değil, kocaman bir kitabın arasında bulacak bir çocuk babasını. Ya bir çocuk babasını ama bir çocuk babasını…

Tanımadığın bir sesin, anlamadığın bir lisanını okurken şu cümlelerde, ben ağlıyorsam yalan söylüyorum; sana ağlıyorum.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

Bu İlkbahar Benim Baharım

Geçen haftaki cumartesiden bu cumartesiye kadar yaşadıklarımı yazsam roman olur ama geride bıraktığımız kışın bendeki tesirini yazsam birkaç roman çıkarabilirim. Aydın’da sıcaklık günlerdir 23-24 derecelerde ve güneş varsa keyfim yerinde ;) Bu kış benim için çok uzun, soğuk, karanlık ve bunaltıcıydı ama şükür ki ilkbahara ve güneşe kavuştum ;)

Geçen cumartesi Ziya tatile geldi; trafik yoğunlaştı. Pazartesiden cumaya kadar direksiyondan özel ders aldım. İlk şeftem ailecek Denizler’e akşam yemeğine gitmekti ;) İlk uzun yolculuğumsa Şahanlı Köyüne gidip gelmekti. İlk kez bizim çocuklarla bowlinge gittik. Ve ilk şehir dışı tecrübem de İncirliova’ya sabahçı kahvesine oldu. (Harun bunu duymamalı) Ve bugün Ziya’yı havalimanına bıraktık; dönüşte de ilk otoban tecrübemi edinmiş oldum :D İnsan 30’unda direksiyona oturmaya başlayınca attığı her adımı önemsiyor ;)

Geçen çarşamba Şahnalı’ya gitmişken Ziya ve Deniz‘in özel fotoğraflarını çektik. Dağ tepe tırmandık, en çok da yeğenim Raziye‘yi yorduk ama işlenmeyi bekleyen fotoğrafları görünce Ziya ve Deniz için yine güzel bir koleksiyon ortaya çıkacak gibi görünüyor. Şu an ise Şubat’ta çektiğim Serhat’ın fotoğraflarıyla meşgulüm.

Diğer taraftan fotoğrafevreni yavaş yavaş büyüyor; her yeni fotoğrafçıyla daha da gelişiyor. Fena halde Canon 5D Mark iii hayali kurmaya başladım ve işin daha da tuhafı birkaç haftadır “aşçı olmayı” kafaya taktım. Ben aşçı olsam kesin çok iyi bir aşçı olurdum ama bu hevese nereden kapıldım hiçbir fikrim yok ;)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Sosyal Medya

Okurların Sergül’den İlginç Talepleri

yolunneresindeyim.blogspot.com Yazarı Sergül Kato

Sergül‘ün blogu yolunneresindeyim.blogspot.com, Google Reader listemde kayıtlı olan adreslerinden biri. Blog okumayı sevenler ya da Okan Bayülgen’i yakından takip edenler Sergül’den haberdar olabilirler ;)

7 yıllık blog yazarlığı geçmişimde ziyaretçilerle ilgili yaşadığım ilginçlikler olduğu için Sergül’ün blogundaki İçimi Dökmek İstedim başlıklı yazısında paylaştıklarını çok da yadırgamadım. Blog yazarları, ulusal gazetelerin köşe yazarları gibi değildir; sıradan bir hayatları vardır ama zaman zaman internet okurları bize sıra dışılık kazandırabilmektedir ;) Şimdi Sergül’ün yazısındaki serzenişlerine bir göz atalım: Devamını Okuyun

Sosyal Medya

Arslania.com Yazarı Bu Kez Dertleşmek İstedi

arslania.com Yazarı Ali Arslan

Arslania.com yazarı Ali Arslan, 2010 Uluslararası Bilgisayar Olimpiyatları’nda Programlama dalında Dünya 3.sü olmuş, Türkiye’nin ilk WordPress kitabını yazmış bir isim. Ben onu yıllardır wordpress ve blog sistemleriyle ilgili son derece faydalı yazılarını eposta aboneliği ile takip ediyorken Ali’nin dün eposta kutuma Neden mi Yazamıyorum? başlıklı yazısı düştü. Devamını Okuyun