Monthly Archives

Şubat 2012

e-vreniyyat

Bazı Fotoğraflar Çekilemez

Bu akşam yağmurda yürürken neyi anladım biliyor musun? Ruhumu dinlendirecek birkaç kitaba ihtiyacım var. Saatlerimi harcadım; elim Yunus Emre’yle Şems Tebrizi’ye dokundu. Şimdi onlar, yanı başımda.

Huzur’dan ayrılınca neyi düşündüm biliyor musun? Herkesin ilahi sınavı, kendine zor. Kimse için kolay değil tâbi tutulduğu hiçbir sınav.

Bu gece neyin farkına vardım biliyor musun? Hayatta bazı fotoğrafları çekmek ve çekilmek imkansız. Şimdi ben ki her yazıyı yazabilir miyim? Yazarım belki ama her fotoğrafı çekebilir miyim…

Çektiğim her fotoğraf karesi belki şimdi değil ama zamanla bana acı verecek mi? Bilmiyorum…

e-günlük

Hoş Geldin fotoğraf’evreni

3 Ekim 2011 tarihinde birkaç sayfa notlar almışım fotoğrafevreni ile ilgili. Ve bugün o notlar, tıpkı e-vren günlüğü projesi gibi hayata geçti.

2005 yılında sanal alemdeki yerini alan e-vren günlüğü blogumdan sonra fotoğrafevreni beni en çok heyecanlandıran “ileri zaman projeleri”mden biriydi.

2008 yılında daha da artan fotoğraf merakım, e-vren günlüğü ile süren blog maceramın sonrasında bugün fotoğrafevreni şeklini almış durumda.

Güzel çekilmiş her fotoğrafa bakmayı, başarılı fotoğrafçıları takip etmeyi çok seviyorum. Hem işini iyi yapan fotoğrafçıların hem de titizlikle çekilmiş fotoğrafların beni motive ettiğini, rahatlattığını ve hayata daha başka bir açıdan bakmamı sağladığını hissediyorum.

fotoğrafevreni ileri zaman projesi de fotoğrafın ve fotoğrafa gönül vermiş insanların hayatımda daha çok yer alması isteğiyle doğdu.

Ben fotoğrafevreni‘nde yer alan her bir fotoğrafın sahibine Evren’in En Muhteşem Fotoğrafçıları diyorum. Onların tadını çıkarın: fotografevreni.net

e-günlük, e-vreniyyat

Sükût u Hayâl

Aslında bu yazıyı yazmak gibi bir gayem yoktu.

Her günkü yazı çalışmalarımı bitirecek, belki bir iki fotoğrafla meşgul olacak, yine arşivimden bir film seyredip uykuya dalacaktım.

İnsan bazen, bir hayalinin elden uçup gittiğini görüyor; bir şey yapamıyor. Hemen ardından daha başka bir hayale tutunmaya çalışıyor. Eğer o da yoksa vay o insanın haline. Neyse ki ben, çok istediğim bir hayalin gerçekleşme ihtimalinin ortadan kalkmasının hemen ardından var olan bir başka hedefime odaklanabildim.

Kendinizi gurbetteymiş gibi hissettiğiniz ve öyle bir şey olmasa bile sanki birine çok âşıkmışsınız da onun hasretinden yandığınız olmuş mudur? Bunu yazıyorumsam demek ki o hissiyat içindeyim. Ama niye öyleyim ya da böyleyim?

Kimi bu kadar özlüyorum, bilmiyorum ama bu duruma canım çok sıkılıyor. Birini fena halde özlüyorum ve olmayan bir sevgilinin kara sevdasını yaşıyorum.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük, e-vreniyyat

Allah Yunus’u Yarattı ve Pala Onu Yeniden Yazdı

Şimdi anlarım nedendir, Evren’in başına Yunus koyulduğu! Aşk’a doymayan Sevgiliye koşandır! Yunus yıllar yılı aramış, divâne olmuş. Şimdi anlarım nedendir… Umduğunu bulmak değil marifet! Marifet; Sevgiden Hakk’a varmak, Hak’tan Sevgiliyi yaratmak…

OD; İskender Pala için onun son romanı, bir Yunus romanı. Benim içinse o, hem Pala’nın yazdıkları hem de kitabın ilk kapağıyla son kapağında kardeşimin yazdıklarıyla muhteşem bir hazine. OD; ölümünden asırlar sonra İskender’den Yunus’un aziz hatırasına bir armağan; Evren’in En Muhteşem Efe’sinin de bana en özel hediyesi.

OD’da Yunus Emre‘nin Derviş Yunus’tan Bizim Yunus olana kadar ki sürecini kendi, Molla Kasım ve oğlu İsmail’in ağzından dinliyor; İskender Pala’nın usta kaleminden okuyorsunuz.

Irmak ile göl olmak arasında adımları gidip gelen; Bütün mesele ırmak olup koşmalı mı; yoksa göl olup dinlenmeli miyim? sorusuna yanıt arayan bir Can Yunus… Bütün evreni, kendini bilme yolunda bir kitap sayan Derviş Yunus… Pişmanlık kadar insana yakışan bir hal tanımadım ben diyecek kadar pişmanlıklarla dolu bir Kul Yunus… İlahî, gider benden benliği ve doldur içime Sen’liği! diye haykıran bir Âşık Yunus…

OD’u okuduğum süre boyunca Yunus’u, oğlu İsmail’i, Molla Kasım’ı, Tabduk Emre‘yi ve hatta Mevlana‘yı dinledim. 359. sayfanın son satırıyla onlar susunca, evrende derin bir sessizlik oldu; ben bu sessizliğin sükûnet olmasını diledim.

Seni okudum / Seni gördüm /Seni hissettim / Sana dokundum / Seni tattım / Seni tanıdım / Seni anladım!

Vakti gelmişti… Gelmişti ki; Ben bu kitabı aldım, okudum… Yıllarca gerekeni yapmamışken bu satırlarda ve sözlerde oldu hepsi. Sen oldun aktın içime, yüreğime… En güzeli de ben abimi tanıdım, anladım. Benim abim; Yunus Evren…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

Aydın’a da Kar Yağar

2012 yılının kışı Türkiye’nin % 99’unda karlı geçiyordu; 80 ilden bembeyaz haberler ekrana ve sosyal medyaya yansıyordu ki kar sadece Aydın‘ı her yıl olduğu gibi yine teyet geçiyordu. Ama bu kez öyle olmadı; Safiye Sultan bu sabah Evren her yer bembeyaz! nidalarıyla beklenen müjdeyi verdi. Aman Allah’ım İlknur da telefonun diğer ucunda Evren kaaaaaaar! diye bağırıyordu. Saat 11; zar zor kafamı yastıktan kaldırdım, elimizi yüzümü yıkadım, dolabımı açtım, Bismillah deyip Canon’umu aldım. O da ne? Aydın’a 10 yılda bir kar yağıyordu ve ben bunu 18-55 mm objektifle mi çekecektim? Mümkün değildi, alelacele 50 mm objektifi taktım; öyle ya kısa kes Aydın havası derler; kar her an bu cânım şehri terk edebilirdi ;) Ve işte balkona çıkar çıkmaz karşılaştığım ilk manzara: Devamını Okuyun