e-günlük

Kötü Arkadaş İyi Dost

Dün akşam, çok yakın bir arkadaşımla telefonda 1 saate yakın bir süre konuştuk. Yıllarca iyi kötü birçok şeyi paylaştığı ve hayatına farklı zamanlarda giren üç arkadaşı farklı sebeplerle onun canını sıkıyor; bazı konularda birlikte hareket edip kendisini güvensiz hissetmesine sebep oluyorlardı.

Ben, henüz bitirdiğim Can Dündar‘ın Lüsyen‘i hakkında iki gündür bir yazı yazmayı tasarlarken dünkü bu telefon görüşmesi üzerine konuştuklarımızla ilgili birkaç cümle yazmaya karar verdim. O arkadaşımın, sosyal ilişkilerindeki bazı pürüzleri görmesine yardımcı olurken farkında olmadan ben de bazı konuların ayrımına vardım.

Okul sıralarındaki, askerdeki ya da mahalledeki arkadaşlıklar her şeyin paylaşılmasını gerektirebiliyor. Zaten insan olarak, güvenebileceğimiz ve gün geldiğinde de sığınabileceğimiz bir ya da birkaç insana ihtiyaç duyabiliyoruz. Ancak, profesyonel iş yaşamındaki arkadaşlıklar -adı üstünde- iş arkadaşlığından öteye geçmemeli. Arkadaşlarımızı gruplandırma noktasında en çok da burada hata yapıyoruz. “Görünmeyen menfaatler” ile örülü iş ortamında her gün birlikte olduğumuz iş arkadaşlarımızla mesai sonrasında da özelimizi hatta hayatımızı paylaşmaya devam ediyoruz. Tüm paylaştıklarımız ile farkında olmadan bütün motivasyonumuzu, yaşam enerjimizi onların “samimi ellerine” teslim ediyoruz. Eğer ki siz onlardan daha idealist ve işini ciddiye alan biriyseniz, eşit şartlarda eşit maaşı alıyor olsanız bile gün geliyor onlar sizi geriye çekmeye başlıyorlar. İş veriminiz düşebiliyor, motivasyonunuz alt üst olabiliyor vs. vs.

Arkadaşlık, belli paylaşımları gerektirir. Ancak o arkadaşlığın başındaki sıfat da çok önemlidir. Sevdiğiniz kadar sevildiğiniz, sahiplendiğiniz kadar sahiplenildiğiniz, fedakarlık yaptığınız ölçüde aynısını görebildiğiniz arkadaşlıklara çoğu insan “Dost” diyor. Bu sınıflamanın dışında kalanlarsa sizin uygun gördüğünüz ölçülerde yaşamınızda yer almalı ve sınırın diğer tarafında durmalı.

İnsanın en çok sevdiği arkadaşlarının hayatının kaçıncı yılında karşısına çıkacağı belli olmaz. Bu bir köşe başı da olabilir, askerlik de olabilir ya da uzun bir kuyrukta sıra beklerken de olabilir. Ancak, iş yerindeki arkadaşlarınızı çok seviyor olsanız bile bu, onların eline bütün sırlarınızı ve yaşamınızın özel detaylarını vereceğiniz anlamına gelmez. Söz konusu iş ise kimse sizi yolunuzdan alıkoymamalı ve eğer dertleşmek, özel şeylerinizi paylaşmak istiyorsanız bu hayatınızda zaten var olan dostlarınız ya da diğer yakın arkadaşlarınız olmalı.

Ayşe ya da Ahmet, hayatınız için büyük bir zenginlik olabilir ama onlar hayatınıza girmeden önce de nefes alıyordunuz ve büyük bir eksiklik içinde değildiniz. Şimdi sen ve onlar, birbirinize güç veriyor ve hayatlarınıza renk katıyorsanız bunun tadını çıkarın. Eğer ki sürekli yorulan, çaba sarf eden ve devamlı surette arkadan asılıp durulan sizseniz, bırakın da ruhunuz rahat bir nefes alsın. Arkadaşlık kavramınızı yeniden gözden geçirin ve hayatınızdaki “asıl dost”larınıza haksızlık edip etmediğinizi bir sorgulayın.

Bunu Evren olarak yazıyorum: Benim için arkadaşlık ve dostluk birbirinden çok farklı iki kavram. Dost unvanını verebildiğim ve güvenebildiğim çok az insan var hayatımda. Biriyle çok özel bir durumumu paylaşacaksam ve bunun için kapısını ilk çaldığım insan dost dediğim insan değilse bu ona büyük bir haksızlık olacaktır. Dostum’u arkadaşımla çekiştireceksem bu en başta benim gönlüme ne büyük bir ayıp olacaktır.

 facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın