Monthly Archives

Aralık 2011

e-vreniyyat

Her Fotoğraf Kendi İnsanını Yaratır

Fotoğrafın en güzel tarafı, objeyi kişiselleştirebiliyor olmamıza imkân tanımasıdır. Bu imkânı sizin bakış açınız, detayları görebilme kabiliyetiniz ve photoshop teknikleri de sunabilmektedir. Görüneni olduğundan farklı sunabildiği ölçüde etkileyici olabilen fotoğraf, elbette ki kendi insanını yaratmaz. Fotoğraf var olanı, göstermek istediği gibi gösterir.

Fotoğrafın detayları: http://www.flickr.com/photos/evrengunlugu/6241223499/

 facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-vreniyyat

Eğer Birgün Evlenirsem

Leyla ile Mecnun‘un destansı aşkını okurken insan, kendinden geçer; Ferhat‘ın Şirin için dağları delmiş olmasına hayranlık duyar. Asırlardır insanlara ilham veren, edebi anlatımlarıyla okuyanları büyüleyen bu hikâyelerin gerçekliğine baktığımızda nasıl da büyük acıların ve zorlukların yaşanmışlığıyla ortaya çıktığını görürürüz. Kerem de Mecnun da Ferhat da onca sıkıntıyı çekerken yüz yıllar sonra yüz binlerce insana keyif vereceklerini, aşk adına onların bir şeyler öğreneceklerini hiç hesaba katarlar mıydı? Onların tek derdi bir türlü düzlüğe çıkamayan aşk serüvenleriydi. Oysa şimdi o âşıkların yaşadıkları elimizde süslü ciltleriyle, edebi üsluplarıyla birer kitap, birer eser, kimi zaman da etrafa yapılan birer gösteriş unsuru.

Bu vakitten sonra şunu anladım ki eğer birgün biriyle evlenecek olursam o insanın Mesnev-i Şerif‘i hatmetmiş olmasını isterdim. Mevlâna‘nın ruhunu özümseyebilmiş, Şems-i Tebrizî‘nin görevini anlayabilmiş biri ancak beni huzurlu ve dingin bir yuvanın direği yapabilirdi. Belki o zaman 21. yüzyılın beni korkutan sanal gerçeklikleri arasında sığınabileceğim bir liman buldum diyebilirdim.

Eğer ki olmuyorsa, işte o zaman buna aşk evliliklerinin âhir zamandaki çaresizliği derdim.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük, e-vreniyyat

İki Gece Arasındaki Havlamalar

Dün gece onlarca yazı yazmış olmanın zihinsel yorgunluğu içerisindeyken birden İlknur‘un telefonuyla kendimi filtre kahve keyfinde bulmuştum ;) İlknur’un Saba Tümer’e benzettiğim arkadaşı da vardı ve Turkcell Blog Ödülleri için bana verdiği oyu sürekli başıma kalktı durdu ;) Gecenin 2’sine doğru İlknur’un cebine gelen bir marketin sucuk ve bulaşık makinesi deterjanı indirim mesajı ise çok komikti ;) Taksicinin sarhoş müşterisini indirip bayanları arabasına alması, sarhoş müşterinin kendisine geri uzatılan 50 TL’yi geri çevirmesi gibi detaylar da gözümden kaçmamıştı ;)

Eğlenceli biten bir gecenin gündüzünde yaşadığım çirkin bir olaysa Cengiz Aytmatov‘un Sen kendini biliyorsan, kendini bilmezlerin söyledikleri anlamsızdır. sözünü kulağıma küpe yapmam gerektiğini gösterdi bana. Rahatsızlığımın tek sebebi dişlerini göstermeye cesaret edemeden havlayan bir sokak köpeği idi. Havladığı için kızmadıysam köpeğe, bu ondan korktuğum için değil hayvan düşmanı biri zannedilmemem içindi ;)

Her şeye rağmen güzel hatırlamak için günleri güzelliklerle bitirmek gerekliydi. Bu günü de ılık bir İncirliova gecesinde Harun‘la Antep fıstığı yiyerek sonlandırdık ;) Kaç yıllık dostumun saatlerce kendisinden geçercesine yiyecek kadar kabak çekirdeğini çok sevdiğini yeni fark ettim. ;)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük, e-vreniyyat

Bir Çırpıda Okunan Hayatlar

Bir çırpıda okunacak bir yazı yazayım diye  bilgisayarımın başına geçip yazı yazma müziklerimi açtığımda yukarıdaki başlık aklımda değildi. Son eklediğim yazıdan bu güne neler yaptığımı size bir çırpıda yazabilirim belki ama hiçbirimizin hayatı bir çırpıda yaşanmıyor oysa değil mi?

Yazmam gibi benim her işim hayatta geç oluyor; buna 81 laneti de deniliyor; her şeyin bir vakti vardır, demek ki senin için henüz erken de. Bu durum neyle izah edilirse edilsin, ben hayatımdaki geç kalınmışlıkların, ağır aksaklıkların farkındayım; niçin böyle olduğununda…

12 Aralık’tan bu yana e-vren günlüğü’nün Blog Ödülleri 2011‘de ilk 10 arasında yer almasından dolayı tebrik eden arkadaşlarım var. Adı üstünde halk oylaması ve tebrikleri hepimiz adına kabul ediyor, ben de bizi tebrik ediyorum ;) Kişisel bir e-günlüğü bu denli sahiplendiğiniz için 7 yıldır olduğu gibi bugün de gururluyum.

Günlerdir facebook hesaplarımı birleştirmekle meşgulüm. Ben bunu yaparken Facebook da e-vren günlüğü profilinde Zaman Tüneli özelliğini aktif edebilmeme imkan tanıdı. Şu an için karışık görünüyor ;)

Bir de onlarca fotoğraf cdsi ile cebelleşiyorum. Vakti zamanında masaüstü bilgisayarım çöker möker diye cd yapıp arşivlediğim bütün fotoğraflarımı bu kez netbooka taşıyorum ;) Sonra da büyük bir keyifle cdleri kırıp atıyorum oh ;) İlk fotoğraf makinemi -ki hâlâ saklıyorum- 2004’te aldığım için fotoğraf arşivlerim o tarihten itibaren başlıyor. Bazı kareleri yeniden gördüğümde keyifleniyorum, bazılarında da hüzünleniyorum.

Önümüzdeki hafta e-vren günlüğü’nün 2006’den önce yazılmış ve {şurada} bulunan arşivini de tek tek buraya taşıyacağım. Üstelik yorumlarıyla birlikte ;) Bir de sosyal paylaşım sitelerindeki hesaplarımda kırık kırık yazdığım cümlelerimi burada ayrı bir başlık altında toplamaya hazırlanıyorum.

Sanal alemde işler bu şekilde iyi güzel de içimde garip bir hüzün var. Gurbet sabahlarına uyananlarınız ve tam da öylesi sabahlar da insanın içini yakıp kavuran o duyguyu yaşayanlarınız varsa, uzun uzun tarif etmeyeyim, işte tam da öyle bir hissin kucağındayım. Bu bloga yazılacak yazılar, okunacak kitaplar, seyredilecek filmler, çekilecek fotoğraflar, girilecek sınavlar, ölüm – düğün ziyaretleri hiç bitmez; ta ki insan bitene kadar. Benim yavaş ilerliyorum bu hayatta diye hayıflandığıma bakmayın, çok hızlı akıyor zaman; sürekli bir koşuşturma ve bir türlü varılamayan o otobüs durağını bulma derdindeyim. Sanki bir şey olacak da işleri sınavlar, bilmem ne telaşları bitecek deohhh! deyip şöyle bir rahatça oturacağım ve otobüse gelecek binip gideceğim. Ama nereye? Daha da kötüsü tüm duraklarda bir sonraki durağa varmak için daha farklı bir telaş başlıyor; o durak hiçbir zaman gelmiyor!

Yıllar önce en küçük kardeşim İbrahim daha ilkokul 1. sınıftayken öğrendiği tohumlar fidana şarkısını söylerdi yarım yamalak; hiç büyümesin hep böyle masum şarkı söylesin benim kardeşim der, çok duygulanırdım. 20 yıl mı ne geçti. Daha dün Hüss, ben ona elma rendelerken mutfağa yanıma gelip derste öğrendiği ilahiyi okudu. Taze portakal suyu mesele değil de… Hüss hiç büyümesin. Hiçbir çocuk hiç büyümesin. e-vren günlüğü de büyümesin, 10. yaşına girsin 3-4 yıl sonra tamam ama o da biz de hepimiz küçücük kalalım!

facebook’evreni facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

Yine Kaldık Bir Başımıza

Kötü bir haberle başlamıştım 12 Aralık Pazartesi gününe. Tam gaz ilerlerken, şeytanın bacağını kırıyorum sanırım. 2007’den beri süregelen, 2010 yılından bu yana da dozunu arttıran gerileme döneminden kurtuluyor muyum nedir? deyip hiç beklemediğim bir anda tökezledim. Uzun zamandan sonra bazı konulardaki sıkıntılarım son buluyor gibiydi, meğer öyle olmadığını anladım.

Sonra… Birkaç saat sonra haftalardır heyecanını yaşadığımız Turkcell Blog Ödülleri 2011‘in halk oylamasından ilk 10’da yer alabildiğimizi öğrendim. Öğleden önceki sıkıntım bir anda yerini büyük bir heyecana bıraktı. e-vren günlüğü, 7 yıllık dijital serüveninde Türkiye’nin en iyi ilk 10 kişisel blogundan biri olma tescilini sanırım en çok da bugün hak ediyordu. {Oy veren, oy verilmesi için etrafını harekete geçiren tüm e-vren günlüğü ziyaretçilerine yürekten teşekkür ediyorum. İlk 3 blog, 5 Ocak 2012 tarihinde İstanbul’daki ödül töreninde açıklanacak. İnşallah, o günkü törende de yeniden seviniriz.  }

Daha sonra… Ziya gitti. Bu kez onu Merzifon çağırdı. Benim canım kardeşim Konya ile başlayan gidip – gelmeleri bir türlü bitirememiş, şöyle durup da rahatça yaşadığı olayların ve çoğu şeyin tadını çıkaramamıştı. Evde, otogarda yine kalabalıktık; sevdiğimiz insanlar her uğurlamalarımızda olduğu gibi yine bizimleydi. Ailecek son 5 yıldır sürekli bir ayrılıklar silsilesi içerisindeyiz.

Hayal kırıklığı, sevinç ve ayrılık hüznü derken bugün ne çok duyguyu peş peşe yaşadım. Akşam eve döndüğümde Ziya’nın netbooku açık duruyordu. Yola çıkmadan önce öylece bırakmış, kapatmayı unutmuştu. Dokunamadım, ben bu yazıyı yazarken hâlâ öylece duruyor. Ve bugün 2011 yılının en iyi blogları arasında yer alan e-vren günlüğü’nün 6 yıl önceki ilk yazısı Ziya’nın gidişi ve Efe’min yokluğu ile tesadüften de öte duruyor: Çok Özledim Sizi

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

2012 Kışının İlk Fotoğrafları

Bugün İlknur ve Büşra‘nın fotoğraflarını çekmek için bir araya geldik. Fotoğraf çekimlerini yapmak için İmamköy’deki Ilıca’ya varmak için 5 km’lik yolu yürüyerek geçtik ;) Sırada bekleyen diğer fotoğraflar sebebiyle Büşra ve İlknur’un fotoğraflarını Ocak – Şubat gibi paylaşacağım.

Son aylardaki ruh halimi en iyi yansıtan fotoğrafa İlknur imza attı. 2011 yılının son ayında İmamköy hatırası olarak kalan bu fotoğrafıma bir isim bulmaya çalıştım ama beceremedim. 5 km yol yürüyüp 3 saatimizi geçirdiğimiz bu fotoğraf macerasının hemen ardından hasta olduğumu da notlara düşüyorum ;)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik