e-günlük, e-vreniyyat

Kimse’nin Hikâyesi

Onun adı bu yazıda Kimse. Yıllar önce Edebiyat bölümünde okurken Çalıkuşu romanı hakkında aradığı bilgi sonucu kendisini e-vren günlüğü’nde bulan ve o günden sonra dört yıl boyunca bu bloga uğramayan Kimse’nin hikâyesi bu yazı. 2007 yılında aradığı bilgiyi bulup çıktığı {çıkarken de ne artsit ne havalı biriymiş dediği} bu blogun yazarı, yıllar sonra rüyasına girecek ve Kimse, bu kişiyi internette tekrar arayıp bulacaktır. Kimse’nin hayatında e-vren günlüğü’nün varlığı değil mesele; mesele, bu blog vasıtasıyla anlatılan acıklı bir hikâyenin perde arkasıdır. Gerçek ismini gizleyip adını Kimse olarak şifrelediğim bu ziyaretçim, beni kırmadı ve hayatının en acı olayını benim sorularımla yeniden yaşama pahasına anlattı:

Sivas’ın küçük bir köyünde sıradan bir mayıs gününün herhangi bir saatinde evlerinin telefonu çaldığında takvimler 1997 yılını gösteriyordu. “Henüz 9 yaşındaydım.” diyor Kimse; “Kardeşimle sokakta oynuyorduk. Heyecanla koşup çalan telefonu açtığımda karşımdaki ses de en az benim kadar soluk soluğaydı.” Telefonun diğer ucundaki ses, küçük kıza babasının ölüm haberini verememişti; annesini istemişti telefona. “Baban hastalandı.” diyordu mekanik ses; halbuki babası köy meydanına hayvanlarını almaya gitmişti, üstelik az sonra gelirdi. Ama öyle olmadı; evleri bir anda insanla dolup taştı. Sonra kardeşleriyle birlikte alelacele akrabalarının evine götürüldüler.

Kimse’nin babası, kendisine şaka olsun diye söylediği birkaç söz yüzünden öz amcasının oğlu tarafından iki el ateşle yere serilmişti. Asabiyeti yüzünden öğretmenlikten bile atılan o adam, ani öfkesini bu kez amca oğluna kusmuş, evinde onu bekleyen çocuklarına rağmen bir babanın canına kıymıştı. Kimse ve kardeşleri, ne babalarının yerde yatan cansız bedenini, ne cenaze namazını ne de toprağa defnedilişini görebildiler.  “Bir ara sala okunmaya başladı, 7 yaşındaki kardeşim salanın babamınki olduğunu anlayıp koşup geldi. ‘Babam ölmüş!’ diye bağırdı.” Avutulmaya çalışıldılar; babalarına gerçekten ne olmuştu, evlerindeki kalabalık neyin nesiydi, onlar neden annelerinin yanında değil de bir başkasının evindeydiler, bilemediler.

“O adam babanı vurmuş!” diye feryat edip kendisini bağrına basan babaannesi sayesinde babasının öldüğünü öğrendi Kimse. İşte o zaman anladı o salanın sebebini, evlerine dolup taşan insanları ve kendilerine bakan ağlayan gözleri… Kardeşini kolundan tutup katilin evinin önünde soluğu aldı Kimse. Evinin önünde ne yapacağını bilemez halde ağlayan katilin eşinin karşısına dikilip  “Neden babamızı öldürdünüz, ne istediniz!” diye bağırdı. Bu, onun yetim devam edecek hayatının ilk hesap soruşu, ilk başkaldırışıydı. Bu küçük kızın yaşamı, o sorgunun hemen ardından şehirde yeni bir başlangıca doğru yelken açtı; bütün mallar satıldı, eşyalar toplandı ve baba ocağı terk edilmek zorunda kalındı.

Bir yıl boyunca kaçıp saklanan katil, nihayet yakalanmış ve 33 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Ve çok değil daha dört yıl dolmadan Meclis’in çıkarttığı genel afla o adam, salıverildi. Kimse, alt üst olmuş hayatında ikinci bir şok yaşadı. Cezasını çekmeden özgürlüğe kavuşan babasının katiliyle, hayatının kıyısında aynı toprağa basmak, aynı havayı solumak zorunda kalacaktır.

Babasının öldürülmesinden sonra zor da olsa okumaya çalışmış Kimse. Hukuk Fakültesine gitmeyi çok istemiş fakat puanı Edebiyat bölümünü kazanmasın ancak yetmiş. “Zaten bu durumda bir üniversiteyi kazanmak ve bitirmek bile benim için çok büyük bir olaydı.” diyor. “Babam vefat ettiğinde 36 yaşındaydı, annemse henüz 26’sında. Annem okumayı çok istemiş, hatta köyden Üsküdar Kandilli Kız Lisesini kazanacak kadar başarılıymış. Okula 1 yıl devam edebilmiş ve anneannemin baskısıyla teyze oğlu olan babamla 14 yaşında evlendirilmiş.”  İçindeki eğitim aşkını çocuk yaşta evlenmesine rağmen kaybetmemiş Kimse’nin annesi ve çocuklarının da okuması için elinden geleni yapmış. Öyle ki köylerinde herkes yeni bir kan davasının başlamasını beklerken o, evlatlarının beyinlerini bu yönde asla yıkamamış. Şehirde kurdukları yeni hayatlarında kendi kendilerine bir yaşam mücadelesi vermişler.

Kimse, salıverilen ve köye geri dönen babasının katilini cinayetten beri hiç görmediğini söylüyor. “Ama çocuklarını çok severdim, ne de olsa çok yakın akrabaydık.” diye ekliyor. Cezasının dördüncü yılında affa uğrayan yeğen katili adam, eşi ve çocuklarıyla bir daha geçinemez. Hapisten çıkışının birinci yılında kızlarından biri kendisini asar. Babasıyla yaşadığı sorunlar yüzünden kızın kendisini astığı dedikoduları ortalıkta dolanırken aradan üç yıl geçer. 13 yaşındaki küçük kızı da babasının silahıyla intihar eder. “13 yaşındaki bir çocuk, baba silahıyla kendisini nasıl vurabiliyor?” diye soruyor Kimse. Ne intihar eden kızların ölümüne, ne babasının öldürülüşüne ne de katilin salıverilmesine bir anlam veremiyor. Hayat büyük acılar, talihsiz olaylar ve insanı çileden çıkaran haksızlıklarla hepimizi önüne katıp bir şekilde devam ediyor.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla facebook üzerinden: İsmail Emre 05 Ekim 2011 at 11:46

    Aslında beğenmek değil benimki. Belki de üslubu beğenip de içindeki olayı asık suratla ve bir iç sızısıyla takip etmek. İçim bir garip oldu… Her neyse…

  • Bir Cevap Yazın